KAPAK-Enes Balkan – Ezanın Bize Söyledikleri
Bir ses yükselir minarelerden…
Şehrin gürültüsünün, insanların telaşının, araçların korna seslerinin ve hayatın bütün koşuşturmasının arasından süzülerek kalplerimize ulaşır. Bazen bir evin penceresinden, bazen bir iş yerinden, bazen de yolculuk sırasında duyulur. Tanıdık ve kadim bir sestir bu: Ezan.
Asırlardır aynı kelimelerle semalara yükselen ezan, aslında bize her gün yeniden ve yeniden bazı şeyleri hatırlatır. Fakat mesele sadece ezanı duymak değildir. Asıl mesele, ezanın bize ne söylediğini anlayabilmektir.
Çünkü ezan, kulağa hitap eden bir ses olmanın ötesinde, kalbe yönelen bir çağrıdır.
“Allahu Ekber” – Allah her şeyden büyüktür.
Ezanın ilk sözü, belki de bütün hayatımızı yeniden anlamlandıracak kadar güçlüdür:
Allahu Ekber.
Allah en büyüktür.
Biz ise çoğu zaman hayatımızdaki bazı şeyleri gereğinden fazla büyütürüz. Geçim sıkıntısını, makamı, parayı, insanların hakkımızdaki düşüncelerini, kaybetme korkumuzu, geleceğe dair endişelerimizi…
Bazen bir problem gözümüzde o kadar büyür ki başka hiçbir şeyi göremez hâle geliriz.
İşte tam o sırada ezan yükselir:
Allahu Ekber…
Sanki bize, “Büyüttüğün şeylere dikkat et. Hiçbir sıkıntını Allah’tan büyük görme.” der.
Bu açıdan bakıldığında ezan, sadece namaz vaktini bildiren bir çağrı değildir. Aynı zamanda insanın hayatındaki ölçüleri yeniden düzenleyen bir hatırlatmadır.
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah” – Kime bağlandığını unutma.
Ardından şu hakikat gelir:
Allah’tan başka ilah yoktur.
İnsan, hayatı boyunca bir şeylere bağlanarak yaşar. Kimi paraya, kimi makama, kimi şöhrete, kimi insanlara, kimi de sahip olduğu şeylere…
Oysa insanın kalbini bütünüyle bağlayacağı tek makam Allah’tır.
Çünkü para kaybolabilir, makam değişebilir, insanlar uzaklaşabilir, gençlik geçebilir, sağlık değişebilir, sahip olduğumuz mallar elimizden çıkabilir.
Ezan bize, bütün bunların geçici olduğunu hatırlatır.
İnsanın gerçek dayanağının ne olduğunu yeniden düşünmesini sağlar.
“Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” – Güzel bir hayat mümkün.
Ezan, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın elçisi olduğunu da hatırlatır.
Bu cümle bize sadece bir inancı tekrar ettirmez. Aynı zamanda bir hayat modelini hatırlatır.
Çünkü Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda doğruluğu, merhameti, adaleti, sabrı, affediciliği ve güzel ahlakı görürüz.
Demek ki ezanla birlikte bize şu soru da sorulmaktadır:
“Sen nasıl bir insansın?”
Namaz kılmak elbette önemlidir. Fakat namazın insanın davranışlarına, ahlakına ve ilişkilerine yansıması da önemlidir.
Eğer ezanı duyuyor ama yalan söylemeye devam ediyorsak, insanları kırıyor ve kul hakkını önemsemiyorsak, ezanın çağrısını sadece kulağımızla duymuş oluruz.
Oysa ezanın asıl hedefi, insanın kalbine ulaşmaktır.
“Hayye ale’s-salâh” – Haydi namaza.
Sonra ezan bizi açıkça çağırır:
Haydi namaza!
Dikkat edelim: Gün içinde bizi pek çok şey çağırır.
Telefon bizi çağırır.
İş bizi çağırır.
Para kazanmak bizi çağırır.
Alışveriş bizi çağırır.
İnsanların beklentileri bizi çağırır.
Fakat ezan başka bir yere çağırır:
Allah’ın huzuruna…
İnsan gün içinde yüzlerce insanla konuşabilir, onlarca işle uğraşabilir. Fakat namaz, insanın Rabbiyle baş başa kaldığı özel bir andır.
Belki de bu yüzden ezan, hayatın ortasında açılan bir manevî mola gibidir.
Bize “Biraz dur.” der.
“Koşturmayı bırak.”
“Dünyanın telaşından uzaklaş.”
“Kalbini dinle.”
“Rabbini hatırla.”
“Hayye ale’l-felâh” – Gerçek kurtuluş nerede?
Ezanın belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken ifadelerinden biri şudur:
Hayye ale’l-felâh.
Kurtuluşa gelin.
Peki insan gerçekten neyin peşindedir?
Daha çok para mı?
Daha büyük bir ev mi?
Daha iyi bir araba mı?
Daha yüksek bir makam mı?
Daha fazla tanınmak mı?
Bunların hepsi hayatın içinde belli ölçülerde değer taşıyabilir. Fakat insanın bütün bunlara sahip olup yine de huzursuz olması mümkündür.
Çünkü insanın sadece maddî ihtiyaçları yoktur. Kalbin de bir ihtiyacı vardır.
Ezan işte tam burada bize seslenir:
“Gerçek kurtuluşu sadece dünyada arama.”
Çünkü insanın evi büyüyebilir ama kalbi küçülebilir. Serveti artabilir ama huzuru azalabilir. Çevresindeki insanlar çoğalabilir ama kendisini yine de yalnız hissedebilir.
Ezan, insanın kaybettiği iç huzuru yeniden bulabileceği kapıyı gösterir.
Ezan şehrin hafızasıdır
Ezan aynı zamanda bizim şehirlerimizin ve mahallelerimizin hafızasıdır.
Bir çocuk dünyaya geldiğinde kulağına ezan okunur. İnsan hayatının farklı dönemlerinde ezan sesini duyar. Sabahın sessizliğinde, öğle telaşında, akşamın sakinliğinde ve gecenin derinliğinde…
Bu yüzden ezan, sadece bugünü değil, geçmişimizi de hatırlatır.
Dedelerimizin, ninelerimizin duyduğu ezanı bugün biz de duyuyoruz.
Aradan yıllar geçiyor, insanlar değişiyor, binalar değişiyor, şehirler büyüyor. Fakat minarelerden yükselen o ses, aynı hakikati hatırlatmaya devam ediyor.
Bu yönüyle ezan, nesiller arasında kurulmuş manevi bir köprü gibidir.
Ezanı duymak mı, ezanı dinlemek mi?
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru budur:
Biz ezanı gerçekten dinliyor muyuz, yoksa sadece duyuyor muyuz?
Duymak kulağın işidir.
Dinlemek ise kalbin…
Bir ezan okunur ve biz işimize devam ederiz. Bir başka ezan okunur, yine günlük telaşımıza döneriz. Zaman geçer.
Oysa her ezan, bize hayatımızı yeniden gözden geçirme fırsatı sunar.
“Bugün kimi kırdım?”
“Bugün kime iyilik yaptım?”
“Bugün Allah’ı ne kadar hatırladım?”
“Kalbimde kin, kibir veya haset var mı?”
“Bana verilen nimetlerin farkında mıyım?”
Belki de ezanın bize söylediği en önemli şeylerden biri şudur:
Hayat sadece yetişmekten ibaret değildir.
Bir yerlere yetişmeye çalışırken kendimizi kaybetmemeliyiz.
Son söz: Ezan, hayatın pusulasıdır.
Ezan, minarelerden yükselen birkaç kelimeden ibaret değildir.
O, insanın dünyaya gelişini, nereden geldiğini ve nereye gideceğini hatırlatan bir çağrıdır.
Bize Allah’ın büyüklüğünü, imanın değerini, namazın önemini, güzel ahlakı ve gerçek kurtuluşun anlamını hatırlatır.
Her ezan aslında bize yeniden başlama fırsatı verir.
Ne kadar yorulmuş olursak olalım…
Ne kadar hata yapmış olursak olalım…
Ne kadar uzaklaşmış olursak olalım…
Minarelerden yükselen o ses bize hâlâ aynı çağrıyı yapar:
Allahu Ekber…
Allah her şeyden büyüktür.
Ve belki de insanın hayatında zaman zaman duyması gereken en önemli cümle tam olarak budur.
Çünkü insan Allah’ı hatırladığında, hayatın içindeki birçok şeyin gerçek değerini yeniden keşfeder.
Ezan okunur…
Şehir susar veya susmaz.
İnsanlar dinler veya dinlemez.
Fakat çağrı devam eder.
Ve her ezan, kalbimize aynı soruyu bırakır:
Fe eyne tezhebun?
“Ey insan, nereye gidiyorsun?”
Tevfik yalnızca Allah’tandır.
Hürmetlerimle.