SOSYOLOJİK SİYER-Ömer Faruk Özcan – Rasulullah’a Talebe Olmak
İnsan belli zaman dilimlerinde değil, her zaman eğitime ihtiyaç duyar. Hem eksiklerini gidermek hem de kendini yetiştirmek ve geliştirmek için havaya, suya, yemeğe muhtaç olduğu gibi insan eğitime muhtaçtır. Bizde eğitim deyince, sertifika ve diploma endeksli, yıllar süren serüvenler anlaşılıyor. Buradan “diplomayı önemsemeyelim”in anlaşılmaması gerekir. Ama kendimizi yetiştirmek öncelikli meselemiz olmalı.
Eğitimde ihtiyaç tespiti önemli bir başlangıçtır. Kaliteli hocadan talim ve terbiye almak ise bu işin en önemli aşamasıdır. Sabır ve istikrar olmazsa olmazımız olmalıdır. Yetişmiş değerlerimize yakından baktığımızda, onlara hocalık yapan güzel şahsiyetler çıkıyor karşımıza. Tarih sayfalarını çevirdikçe özel yetişmiş nesiller dikkat çekmektedir. O kuşaklar ise sağlam eğitimcilerin rahleyi tedrisatından geçmişlerdir.
Karanlıktan Aydınlığa Çıkaran Eğitimci
İnsanlığın fıtratının bozulduğu, itikaden, amelen ve ahlaken çöktüğü dönemlerde Rabbimiz ilahi öğretilerini özel vasıflarla donattığı elçileriyle manevi değişim ve dönüşüm için görevlendirir. Hem ıslahat hem de inkılap amacı taşıyan elçilerin eğitimci özellikleri de öne çıkmaktadır. Peygamberlik zincirinin son halkası ise, Rabbimizin Rahmeten lil alemin olarak nitelendirdiği Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemdir.
Resulullah’a (s.a.v.) öğrenci olmak, İslam geleneğinde “Ashab” (Sahabe) olma şerefine erişmek anlamına gelse de günümüzde onun sünnetine, ahlakına ve getirdiği mesaja talebe olmak demektir. Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisini tanımlarken “Ben yalnızca bir öğretmen (muallim) olarak gönderildim.” buyurarak, nübüvvetinin aynı zamanda küresel ve çağlar üstü bir eğitim faaliyeti olduğunu belirtmiştir. Sünnete tabi olmak; Peygamberimizin söz, fiil ve takrirlerini (hadislerini) öğrenip bunları günlük hayata aktarmak, talebeliğin en somut adımıdır.
Rasulullah Efendimizin (sav) yirmi üç yıllık nübüvvet görevinde, dibe vurmuş insanlık, vahyin aydınlığı ve peygamberin güvenilirliğiyle seviyeler atladı. Hatta dünya döndükçe belki bir daha böyle bir eğitim örneği (dönüşüm) görülmeyebilir.
İnanç yönünden değerlendirme yapacak olursak, tahtadan ve taştan putlar ilah olarak kabul edildi.
Ahlak olarak sayılamayacak kadar çok eylem insanlığın bittiği noktaya götürdü toplumu. Kumar, içki, fuhuş ve kız çocuklarına reva görülen ölüm, kan donduracak cinsten.
Biz Rasulullah’a Nasıl Talebe Oluruz
- Efendimizi önce Kur’an-ı Kerim’den, sonra Hadis kaynaklarından, siyer kitaplarından okuyarak öğrenmeliyiz. Tarihsel bakış yerine konu ve konumunu iyi tefekkür ederek, günümüzle buluşturarak okumak gerek.
- Başta vahyi ve hayatın tamamını Resulullah (sav) gibi anlamak, bizi hem Efendimize talebe hem de muttaki Müslüman olma yolunda sağlam adımlarla yürütür.
- Sahabe efendilerimizi de okuyarak onları yetiştiren Eğitimcilerini daha iyi anlar ve hayatımıza değer katarız. Yani eser-müessir ilişkisi.
- Nebevi Eğitim Metoduna Uymak: İlim peşinde koşmak. Medine’de Mescid-i Nebevi’nin bitişiğindeki “Suffe”, İslam’ın ilk üniversitesidir. Orada yetişen Ebu Hureyre, Selman-ı Farisi gibi öğrenciler sadece ilimle değil, aynı zamanda ibadet ve yüksek ahlakla yoğrulmuştur.
Amelsiz ilimden kaçınmak: Resulullah’ın öğrencisi, öğrendiği her doğru bilgiyi hayatına tatbik eden kişidir. İlmiyle amel etmek, bu okulun en temel kuralıdır.
- Güzel Ahlakı Kuşanmak: (Karakter inşası) İslam dini yüksek bir ahlak nizamıdır. Doğruluk, güvenilirlik (emin olmak), adalet, merhamet, sabır ve tevazu, Allah Resulü’nün bizzat yaşayarak öğrettiği en büyük derslerdir. İnsanlara faydalı olmak: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” düsturunu benimsemek, bu manevi okulun mezuniyet şartıdır.
- Tebliğ ve Temsil Görevini Üstlenmek (İlmi yaymak): Peygamberimiz, Veda Hutbesi’nde “Burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın.” buyurmuştur. Onun öğrencisi, öğrendiği güzellikleri dünyayla paylaşan, birer eğitim elçisidir.
Her dönemde Resulullah Efendimize talebe olabiliriz.
Hazır yaşıyorken fırsatı kaçırmamak lazım.
Selam ve dua ile…