SEYAHATNAME–Ahmet Belada – Kahramanmaraş Kafilesi ve Üstat Necip Fazıl

SEYAHATNAME–Ahmet Belada – Kahramanmaraş Kafilesi ve Üstat Necip Fazıl

Bazı dostlarım Kâbe’ye gelip-gitme ve diğer ibadetlerde itidalli olmam gerektiğini, aksi takdirde yapılması gereken diğer görevleri yerine getirmede zorlanacağımı, özellikle Arafat öncesi çok daha dikkat etmem gerektiğini söylediler. Her ne kadar kendimi iyi hissettiğimi söyledimse de tecrübeli arkadaşların dediğini de dikkate almaya çalıştım. Bu yüzden bugün sabah namazımı otelin mescidinde kıldım. Göreve gideceğim saate kadar da istirahat ettim.

Bugünkü irşat faaliyeti için sabah Kahramanmaraş, öğleden sonra Denizli kafilelerine gittim. Özellikle Kahramanmaraş kafilesini hocaları ve ekipleriyle birlikte çok iyi buldum. Şehir Kahramanmaraş, dinleyiciler de Kahramanmaraşlı olunca başta “Üstat” Necip Fazıl Kısakürek olmak üzere yazar ve şairlerden bahsetmemek, konuşmaya şiirle başlamamak olur mu? Ben de öyle yaptım.

Destan şiirini okudum. Lise yıllarımda MTTB’nin İstanbul’da düzenlediği liseler arası şiir okuma yarışmasına bu şiirle katılmış ve birinci olmuştum. Hala ezberimde olan şiiri okuyarak sohbetime başladım.

DESTAN

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,

Çekiyor tebeşirle yekûn hattını afet;

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

Durum diye bir laf var, buyurun size durum;

Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!

Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey.

Benim adım Bay Necip, babamın ki Fazıl Bey,

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,

Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.

Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;

Evde cinayet, tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu:

Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!

Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!

Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;

Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;

Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.

Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;

Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Ah! Küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;

Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap!

***

İkindiden sonra Kâbe’ye gittim. Bugün daha kalabalıktı. Anlaşılan o ki, bundan sonra her gün bir önceki günü aratacak şekilde kalabalık olacak! Zira her ülkeden gelen hacı adayları Mekke’de toplanmaya başlıyor. Çünkü Arafat vakti yaklaşıyor.

Yatsı vaktine kadar muhtelif ibadetlerle vaktimi geçirdim. Yatsı namazını eda ettikten sonra tavafımı bugün en üst katta yapmaya karar verdim. Metaftaki serinlik maalesef üst katta yok. Metaf bölgesinin altına klima koymuşlar. Çok güzel de ayarlanmış. Ne yakıyor ne de say bölgesinde olduğu gibi üşütüyor. Çatı katındaki tavafta ise deyim yerindeyse ayaklarımın altı yandı. Orada yaptığım diğer tavaflarımda özel ayakkabımı giymeyi ihmal etmedim. Otele döndüğümde saat 23.30’u gösteriyordu.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.