KAPAK-Mehmet Akif Köse – Zarûriyyât-ı Hamseden: Din

KAPAK-Mehmet Akif Köse – Zarûriyyât-ı Hamseden: Din

Zarûriyyat: İslâm dininin toplum ve bireyler için vazgeçilmez gördüğü değerlerin korunmasıyla ilgili düzenlemeler ve bunların sağladığı yararlar; dinin gözettiği gaye ve yararların zarûriyyât-hâciyat-tahsîniyyât şeklindeki üçlü ayırımında en üst dereceyi teşkil eden beş temel değer anlamında fıkıh ve usûl-i fıkıh terimi. (DİA – ZARURİYYAT)

İslâm teşrîinin ana gayeleri, korunması hedeflenen yararların önem derecesi açısından üç kademeli bir tasnife tâbi tutulmuştur. Temelini Cüveynî’nin attığı bu taksim, talebesi Gazzâlî tarafından “zarûriyyât, hâciyyât, tahsîniyyât” şeklinde adlandırılarak literatürdeki yerini almıştır. Zarûriyyât, en üst düzeydeki yararları, yani toplumun varlığı ve dirlik düzenliği için vazgeçilmez temel hak ve değerleri ifade eder. Bunlar genel makāsıd kısmına dahil olan hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması şeklinde özetlenir ve literatürde “zarûriyyât-ı hamse, makāsıd-ı hamse, külliyyât-ı hams” gibi adlarla anılır. (DİA – MAKĀSIDÜ’Ş-ŞERÎA)

Şeriat: İslâm’a ait dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler bütünü anlamında bir terim. (DİA – ŞERİAT)

M. Hamdi Yazır, dini; “akıl sahiplerini hüsn-i ihtiyarlarıyla bizzat hayır ve nimete sevk eden bir vaz‘-ı ilâhî, şeriat ve millet, beşerin ihtiyarî fiillerinin hayır ve saadet gayesine doğru cereyanını temin eden bir yol, bir kanun, bir âmil-i ma‘nevî” şeklinde tarif etmiştir. (DİA – DİN)

İnsanın yaratılış gayesi olan kulluk, aklın Allah’ı tanıması, bilmesi, iradenin de O’na yönelip bağlanmasıyla gerçekleşmektedir. Allah bu hususta da kuluna yardımcı olmuş, ondaki bu fıtrî his ve şuuru ilâhî vahiy ile yönlendirip geliştirmiş, onu başı boş bırakmamıştır (el-Kıyâme 75/36). En güzel bir kıvamda yaratılan insanın (et-Tîn 95/4) yaratılışına yaraşır bir şekilde yaşaması için ona yol gösterecek kılavuzlar ve uyulacak prensipler göndererek rehberlik etmiştir ki bu prensipler bütününe “hak din” adı verilmektedir (et-Tevbe 9/29, 33; el-Feth 48/28; es-Saf 61/9). (DİA – İSLAM)

Vahiy geleneğine göre İslâm hem ilk hem de son dindir. Özünü Allah’ın emir ve iradesine teslimiyetin oluşturduğu ve adını da bu özelliğinden alan İslâm, son peygamberin tebliğ ettiği dinin özel ismi olmakla birlikte (el-Mâide 5/3), tebliğlerinin esasını Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp O’nun iradesine teslim olma ilkesinin oluşturduğu daha önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adıdır. Nitekim Kur’an’ın bildirdiğine göre Nûh, “bana Müslümanlardan olmam emrolundu.” demiş (Yûnus 10/72); İbrâhim’e Müslüman olması emredilmiş (el-Bakara 2/131); İbrâhim ve Ya‘kūb, oğullarına, “Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz.” tavsiyesinde bulunmuştur (el-Bakara 2/132). (DİA – İSLAM)

İnsanlığın saadet içerisinde hayatına devam etmesi İslamlığın korunmasına bağlanmıştır. Allah Teala bizlere rahmetinin tecellisi olarak bu hususları bildirmiş ve bunları kavrayabilmemiz için akıl gibi nimetler vermiştir. Nasıl ki bir tohum yeşerip filizlenebilmesi için toprak, su, hava vb. temel şeylere muhtaçsa insanlık da saadete ermek için bu esaslara ihtiyaç duymaktadır. Bu esaslar içerisinde dinin diğerlerinden ayrılmaması, dinin korunması hususunda olmazsa olmazdır. Beş esasın zaruriyyat olarak isimlendirilmesi hem ayrı ayrı zorunluluğa hem de birbirleri ile olan zorunluluğa işaret etmektedir. Et ile tırnak misali…

Aslında temel olan kulluk vazifesi olduğu cihette, diğer dört unsur dinin yaşanmasına hizmet etmektedir. Diğer dört unsurun varlığı kulluk vazifesinin yapılmasına ve kalitesinin artırılmasına hizmet etmektedir. Sonuç olarak dini korumak, diğer unsurları muhafaza ettiğimizde doğal olarak sürecini tamamlayacaktır. Ayet-i kerimede de işaret edildiği üzere Allah Teala nurunu tamamlayacaktır: “İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlayacak!” (Saff, 8)

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.