HADİS İKLİMİ-Mahmut Aveder – Rızık

HADİS İKLİMİ-Mahmut Aveder – Rızık

Ebu Hüreyre’nin naklettiğine göre, Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden aşağıda olanlara bakın; yukarıda olanlara bakmayın. Bu, Allah’ın (size verdiği) nimetleri küçümsememeniz bakımından daha uygun olur.” (Müslim)

Sıcaktan koruyan gölgeler ve elbiseler, huzur ve dinlenme mekanı olan evler, yararlanılmak üzere yaratılmış hayvanlar, Allah’ın bahşettiği atlar, katırlar ve merkepler ise bazen insanlar için binek bazense yeryüzünü süsleyen birer ziynettir. (Nahl, 6-8)

İnsana sağlanan bütün bu imkânlar “nimet” olarak adlandırılır. Ancak sadece bunlar değildir nimet. Kişinin hayat arkadaşı olan eşi, çocukları, torunları da ilahi nimetlerdendir. Bazen bir bilgi olur nimet; kişiyi doğruya götüren. Bazen bir sevgi olur nimet; insanları birbirine bağlayan. (Âl-i İmran, 103)

Bazen bir namaz olur, kulu Rabbine yaklaştıran. Farkına varamasak da sağlık ve boş vakit de nimettir bizim için (Buhari). Kısacası nimet, Allah’ın kuluna maddi ve manevi her türlü yardımıdır. Nimet maddi şeyler olabileceği gibi, manevi ve ilahi de olabilir. Nimet bazen darda kalan müminlerin gönlüne doğan huzur ve güven duygusu, bazen de onları destekleyen melek ordusudur. (Ahzab, 9)

“Rızık”, nimete göre daha özeldir. Dünya üzerine serpiştirilmiş bulunan nimetlerden kişinin payına düşendir. Bireyin çalışıp elde ettiği, giyip eskittiği, boğazından geçip istifade ettiğidir rızık. Allah’ın kişiye özel olarak sunduğu her türlü nimettir. Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde rızkın sahibinin Allah olduğu vurgulanır.

“Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Çünkü şüphesiz annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah ona rızık verir.” (İbn Mace) diyen Resülullah, rızkı verenin Allah olduğuna dikkatleri çekerek, inananlara bu konuda endişe etmemeleri gerektiğini bildirmiştir.

Peygamber Efendimiz adalet terazisinin Rahman’ın elinde olduğunu, böylece yarattığı nimetlerden herkesin alacağı payı da yine O’nun belirlediğini ifade etmiştir (Buhari). Nitekim ”Allah dilediğine rızkı bol verir; dilediğine de kısar.” (İsra, 30) diyen Yüce Allah, “Dünya hayatındaki rızıklarını, maişetlerini aralarında biz paylaştırdık.” (Zuhruf, 32) buyurarak, dünya nimetlerini kulları arasında kendisinin bölüştürdüğünü açıkça kaydetmiş, bu nedenle ayetlerinde, inananların başkalarına verilen nimetlere göz dikmemeleri gerektiğini bildirmiş, onları kendileri için daha hayırlı ve kalıcı olan ahiret rızkının peşine düşmeye çağırmıştır. Hz. Peygamber de inananlara, daha iyi durumda olanlara bakıp hayıflanmak yerine, daha muhtaç olanlara bakıp eldeki nimetin değerini bilmenin daha yerinde olacağını ifade etmiştir.

Rızkı verenin ve dağıtanın yalnızca Allah olduğuna inanan mümin, başkasının sahip olduğu nimetlerden dolayı kıskançlık duymaz ve başkasına verilen faziletler sebebiyle mutsuz olmaz. Yeryüzündeki nimetlerden bolca yararlanmak ve rızkı olabildiğince çok elde etmek için yapması gereken tek şeyin Allah’ın helal kıldığı yollarda çalışmak ve sonra da tevekkül etmek olduğunu bilir.

Resülullah, “Kesinlikle hiç kimse kendi el emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.” (Buhari) buyurarak helal lokmanın önemine vurgu yapmıştır. Zira rızkı veren Allah’tır, ancak rızık kazanmak için çaba sarf edecek olan insandır ve insanın bu çabası helal yollardan olmalıdır. Ayrıca Resülullah, birtakım güzel davranışları yerine getiren müminin rızkının bereketleneceğini bildirmiştir. Örneğin akrabalık ilişkilerine önem vermenin kişinin rızkını bollaştıracağını söylemiş (Müslim), günahlara tevbe etmenin ise, insanın yepyeni ve umulmadık rızıklara kavuşmasına vesile olacağını haber vermiştir: ”Allah, istiğfara devam eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her kederi için bir ferahlık sağlar. Onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.” (Ebu Davud)

Ayrıca mümin, Allah’ın hazineleri sonsuz olsa da O’nun verdiği her nimeti yeteri kadar kullanmalı ve aşırıya kaçmamalıdır. Akıp giden nehirden abdest alırken dahi israf edilmemesini emreden (İbn Mace) Allah Resulü, müminlere darlıkta da bollukta da nimetleri ihtiyaç kadar kullanmak gerektiği anlayışını kazandırmak istemiştir.

Nimete şükreden, onun gerçek sahibinin Allah olduğunu bilen, nimetlerin geçiciliğini fark eden ve dilediğince değil ihtiyaç ölçüsünde harcama alışkanlığını kazanan kişi, kıskançlık, haset, açgözlülük gibi duygulardan arınarak elindekiyle yetinmenin, memnuniyeti ve huzuruyla yaşar.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.