KAPAK-Yusuf Tağan – Kardeş Olmak

KAPAK-Yusuf Tağan – Kardeş Olmak

Bizleri Allah Celle Celalühü kardeş kılmıştır. Kardeşlik gereği oluşan hukuku, kardeşlerin birbirine nasıl davranacağını da Allah ve Resulü belirlemiştir. “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.”(Hucurât, 10)

Müminler ancak kardeştirler diyen Rabbimiz, nesep kardeşliği dışında din kardeşi olduğumuzu da söylüyor. Neseben anne-baba bir kardeş olduğumuzda birbirimize karşı nasıl sorumluluklarımız oluyorsa din kardeşi olduğumuzda da birbirimiz üzerinde hak, hukuk ve sorumluluklarımız oluşuyor. Bu hak ve sorumluluklardan birisini Haşr suresi 10. ayet bize söylüyor: Bunların ardından gelenler de “Ey Rabbimiz” derler, “Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.”

Birbirimizin bağışlanması için dua etmek ve kardeşlerimize karşı kin beslememek. Dualaşmak ve sevmek. İnsan, sevdiği için dua eder. Sevdiği aklına gelir. Bizler de inanan kardeşlerimizin bağışlanması için dua etmek, varsa içimizdeki kini yok etmek ve sevgimizi güçlendirmekle sorumluyuz. Efendimizin (S.A.V.) buyurduğu gibi: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân 93-94)

“Mümin hem sever hem de sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur. İnsanların hayırlısı onlara hayırlı olanıdır.” (İbn Hanbel, II, 400)

Nu’mân b. Beşîr’in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 66)

Ayet ve hadislerden anladığımız şudur; müminler kardeştir ve birbirlerini sevmekle yükümlüdür. Yani kardeşlik hukukunun bize getirdiği en önemli sorumluluk sevmektir ve sevmenin gereklerini yerine getirmektir.

Birbirini seven müminler bir bedenin uzuvları gibidirler. Bizim başımız, gözümüz, dizimiz, midemiz ağrıdığında diğer beden organları bundan nasıl etkileniyorsa “bana ne onlardan” diyemiyorsa müminler de diğer kardeşlerinin başına gelenlerden etkilenmeli, dolayısıyla onların sıkıntısına çözüm bulmaya çalışmalıdır. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz şu müjdeyi vermiştir: “Kim bir Müslüman’ın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”

Müslüman kardeşi hakkında zandan sakınmalıdır. Birbirinin sözlerine kulak kabartmamalı, tecessüs yapmamalı, birbirinin özel hallerini araştırmamalı, birbirine üstünlük yarışı içine girmemeli, haset etmemeli, kin beslememeli, sırt çevirmemelidir. Kardeşinin pazarlığının üzerine pazarlık yapmamalıdır. Kardeşliğinin gereği olarak kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemelidir. Yoksa gerçek manada iman etmiş olamaz. Mümin olmanın gereğini yerine getirmiş olamaz.

Müslüman güvenilir insandır. Yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, haddi aşmak Müslümana yakışmaz. Allah Rasulü (S.A.V.), komşularının, kötülüğünden emin olmadığı yani çevresine güven vermeyen kimsenin cennete giremeyeceğini söylemiştir.

Mümin; kardeşlerinin, toplumunun dertleriyle dertlenir. Onlara karşı duyarsız kalmaz. Çevresine duyarlıdır ve bunları yaparken usulünce yapar. Peygamber efendimiz, canımız sallallahu aleyhi ve sellemin mümini bal arısına benzettiği hadisi hatırlayalım: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin olsun ki mümin bal arısına benzer; güzel şeyler yer, güzel şeyler üretir, (güzel yerlere) konar, (konduğu yeri de) kırmaz ve bozmaz.” İşte mümin böyledir. Gıdası temiz ve güzel, ürettiği, ortaya koyduğu ürünler güzel, bulunduğu çevre güzel. Bu güzellikler içinde mümin, toplumunu, ailesini, kardeşini, yaşam alanlarını kırıp bozmadan yani usulüne uygun olarak yaşar ve üretim yapar. Kaba saba olmak, kırıcı olmak Müslümana yakışmaz. Merhametli Rabbin kulu olan mümin kardeşlerine de merhametli davranır. Yaptığı her eylem de bu merhametin yansımaları görülür.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmrân, 103)Rabbimiz kardeşlik müessesemizi bina ederken bunu parçalanıp bölünmeden hep birlikte yani cemaat olarak yapmamızı istiyor. İslam’da egoların ön plana çıkarıldığı, ben merkezli bir hayat tarzı tasvip edilmez. “Biz” vardır. Birliktelik vardır. Fatiha suresinde “yalnızca sana kulluk ederiz ve yalnızca senden yardım dileriz” diyoruz. İşte bu birlik ve beraberlikleri korumak için de kardeşlik hukuku vardır. Müslümanlar bu kardeşlik hukukuna zarar verebilecek her tür tavır ve davranışlardan uzak durmak zorundadır. Yukarıdaki ayette vurgulandığı gibi hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalıdır.

Kardeş olmak ve kardeşlik hukukunu korumak bizim inisiyatifimize bırakılmış bir durum değildir. Allah’ın (c.c.) bizlere emretmiş olduğu bir sorumluluktur.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.