Halimizden Bizarız

İlâhî! Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olansın. Her şeye gücü yetensin.
İlâhî! Sen murat etmezsen hiçbir şey vukû bulmaz. Sen dilemezsen hiçbir şey var olmaz.
İlâhî! Bize bizden daha yakınsın. Bütün ahvalimize vâkıfsın, değerlerimizden taviz verir olduk.
İlâhî! İnancımız zaafa uğradı, dünyevîleştik. Değerlerimizden taviz verir olduk.
İlâhî! Birliğimiz bozuldu, saflarımız dağıldı, uhuvvet sarayımız harabeye döndü, birbirimizle didişiyor, birbirimizle uğraşıyoruz.
İlâhî! İstediğin şekilde bir kul olamadık. Kulluk kıvamını bulamadık. Nefsimize, şeytana, kullara kulluk yapar olduk.
İlâhî! İmanen, amelen ve ahlaken tam bir perişanlık sergiliyoruz. İzzetimizi kaybettik, zillete dûçar olduk.
İlâhî! Ne idik, ne olduk; nerede idik, nereye geldik? Asırlar var ki meçhuller peşinde koştuk, bilinmezler sahrasında dolaştık durduk. Önümüzdeki meşaleyi, gönlümüzdeki nuru görmezlikten geldik. Karanlıklar diyarında, körler ülkesinde aydınlık yarınlar arama gafletine düştük.
İlâhî! İnancımıza, değerlerimize yabancı olduk. Bizden olmayan, yabancısı olduğumuz izmlerin, düzenlerin kölesi olmayı, kendi değerlerimizle izzetle yaşamaya tercih ettik.
İlâhî! Özden kopuşu, dindışılığı çağdaşlık zannetme bönlüğünde bulunduk.
İlâhî! İnandık diyoruz, lâkin yaşantımız inanan insanın yaşantısı değil. Müslümanız diyoruz, yaptıklarımız müslümanın yapacağı işler değil.
İlâhî! Ümmet şuurumuzu kaybettik. Kabilecilik, bölgecilik, ırkçılık İslam bilincimizi, İslâmî hassasiyetlerimizi bir güve gibi içten içe kemirmekte.
İlâhî! Çeşmenin başında susuz, sofranın başında aç kalmak gibi bir bönlük sergiliyoruz. İslam gibi bir dine, bir sisteme sahip iken birer zulüm düzeni olan beşerî sistemlerin zebunu olduk.
İlâhî! “Sadece benden korkun.” buyurduğun halde; bizler, senden başka her şeyden, herkesten korkar olduk.
İlâhî! Sadıklarla, salihlere beraber olmamızı; kâfirleri, müşrikleri dost edinmememizi emir buyurdun. Bizler; kâfir, münafık ve fasıkları dost edindik. Onlarla düşüp kalkıyor, salih ve sadıklara sırt çeviriyoruz.
İlâhî! Hiçbir kınayanın kınamamasından korkmadan, Allah yolunda cihad etmemizi, din-i mübin-i İslam’a hizmet etmemizi istiyorsun. Bizler ise nefsimiz, dünyamız için katlandığımız hakaretlere, zilletlere dinimiz, ahiretimiz için katlanıyoruz. Dünyacıların, fasık ve facirlerin kınamasından korkuyor, dinimizden tavizler veriyoruz.
İlâhî! İman zaafiyetimizden, dünyevîleştiğimizden dolayı kâfir, fasık ve facirlere benzemeye çalışıyor, onlara özeniyor, inancımızı yaşantımıza yansıtamıyor, dinimizi savunamıyoruz.
İlâhî! Ölçülerimiz değişti. Yaşantımız değişti. Değişim hastalığına yakalandık. Bu geriye, ilkelliğe, din dışılığa doğru yapılan aşağılık değişimleri bir erdemlik zannetme gafletine düştük. Bir kısmımız dün savunduğu doğruları bugün savunmaktan, dün yaşadığı doğruları bugün yaşamaktan utandığını söylemek gibi bir utanmazlık sergiliyor.
İlâhî! Sana kulluk yapmak isteyenler, ahkâm-ı ilâhîyeyi savunanlar, inancına göre yaşamak isteyenler, kula kulluk yapmak istemeyenler, her türlü din dışılığı, her türlü ahlaksızlığı, dine karşı dinleştirilen ideolojileri baskı ve zulüm sistemlerini reddedenler, kınayanlar, horlanıyor, çeşit çeşit zulümler yapılıyor.
İlâhî! İslam ülkelerinden yönetici durumunda olanlar, çoğunlukla ya gafil ve cahil, dünyaperest, makamperest ya da fasık ve zalim. Yaşantıları, fikir ve düşünceleri, yönettikleri müslümanların inancıyla, yaşantısıyla alakalı değil. Yönettikleri müslüman halkları düşman görüyor, bir müstevli yabancı gibi davranıyor. Hatta daha da acımasız ve zalim oluyorlar.
İlâhî! Halimiz perişan, tadat etmekle bitmez. Sen, bize bizden yakınsın, her şeyimizden haberdarsın. Halimizi arz etmek için değil, perişanlığımızı, gafletimizi itiraf etmek için huzurundayız.
İlâhî! Sen Rahman’sın, Rahim’sin, affedicisin, affı seversin.
Bize merhamet et, acı, affet, yardım et.
İmanımızı kemale erdir. Sevdirdiklerini sevdir, yerdiklerini yerdir.
Basiret, firaset, idrak ver. Aklıselim, kalb-i selim lutfet.
İlâhî! Bize kulluk idraki, ümmet bilinci, din gayreti, hizmet aşkı, uhuvvet şuuru ver.
Yeniden İslam’ın izzetiyle şereflendir. Bütün insanlığı küfür, şirk ve nifakın karanlıklarından, İslam’ın aydınlığına kavuştur. Bu yolda bizi hizmetkâr eyle.
İlâhî! Kâfir, müşrik ve münafıkların karşısında eğilip bükülmekten aşağılık dünyevî çıkarlar, vaat edilen makam ve mevkiler için boyun eğmekten, zillete düşmekten, inancımızdan taviz vermekten bizleri koru.
İlâhî! Hiçlik diyarından gelen bir garip, kulluk kapısından huzura çıkmak diliyor.
Hem garip, hem aciz, hem zayıf, hem günahkâr, boynu bükük ve mahcup, utanarak, ümitvâr olarak sana geliyor.
Sen merhametlilerin en merhametlisisin,
Sen celal ve ikram sahibisin.
Bizi yüce İslam davasının hizmetkârı eyle.
Kulluğun ve hizmetin tadını tattır.
Yüce kudret karşısında hiçliğin zevkine daldır.
Garip başlayan ve şu anda garip olan bu din-i mübin-i İslam’ı yaşamaya, savunmaya, hâkim kılmaya çalışan gariplere yâr ve yardımcı ol.
Ya Rab! Senin yardım ettiklerini kim mağlup edebilir?
Senin yardım etmediklerini kim muvaffak kılabilir?
Sen murat edince kim mani olabilir?
Sen irade edince kim karşı koyabilir?