KUR’AN İKLİMİ-Abdulkadir Yılmaz – Kim Bir Mümini Kasten Öldürürse…

İslam dini, insanlığa dünya ve ahiret saadeti vadeder. Dünya mutluluğunun gerçekleşebilmesi için de insan şeref ve ünsiyetine yakışır bir hayat nizamı gerekir. Bundan dolayıdır ki dinimiz insanın canını, malını, namusunu, aklını ve dinini dokunulmaz kılmıştır. İslam bu dokunulmazlık zırhını koyarken insanların inançlarına, renklerine, dillerine, cinsiyetlerine bakmamıştır. Yani Müslümanın canı, malı, namusu dokunulmaz olduğu gibi, gayrimüslimin de canı, malı, namusu… da kutsaldır ve dokunulmazdır. Erkek kadın, siyah beyaz, müslim ya da gayrimüslim tüm insanlar için bu kurallar geçerlidir. Bunlar başka hiçbir dinde, medeniyette eşine ve benzerine rastlanmayacak değerli korumalardır. Yine bunlar, İslam’ın hak din olduğunu, Allah’ın nizamı olduğunu ispatlayan kurallardır.
Kuralları, merhametlilerin en merhametlisi tarafından konulan İslam medeniyeti, gereksiz ve suçsuz yere hiçbir canlının öldürülmesine müsaade etmemiş, hele ki bu insan olursa suçsuz yere öldürülen insanın öldürülmesinin ahirette karşılığının cehennem, dünyada ise öldüren kişinin öldürülmesi olarak belirlemiştir. Bu kurallar da öldürme suçunu en aza indirmiştir. Böylece insanların huzur ve güven içerisinde yaşaması sağlanmıştır:
“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ Suresi 93. Ayet)
Yine bu büyük medeniyet, neslin korunmasını da emniyete almış, huzurlu ve mutlu aile ortamı kurarak insan hayatı için en güvenilir ortamın oluşmasını sağlamıştır. Fıtratı bozulmamış her insanı (bunu yapanın eşi, annesi, kız kardeşi… olduğunu düşündüğümüzde) son derece rahatsız edecek, neslin bozulmasına neden olacak zinayı da şiddetle yasaklamış, zinaya giden yolları da kapatmıştır:
“Zinaya yaklaşmayın! Çünkü o hayasızlıktır, çok kötü bir yoldur.” (İsra Suresi 12. Ayet)
İnsanı insan yapan, diğer varlıklara karşı üstünlüğünü sağlayan en büyük nimetlerden bir tanesi de akıldır. Bundan dolayı İslam, insanların aklına zarar verecek ve onların aklını durdurup sayısız sıkıntılara yol açacak her türlü zararlı şeyleri de yasaklamıştır. Bunların başında da içki gelmektedir:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi iğrenç şeylerden ibarettir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide suresi 90. Ayet)
İslam’ın net bir şekilde üretimini, alım satımını, kullanımını yasakladığı içkinin zararları Dünya Sağlık Örgütü tarafından şu şekilde istatistik haline getirilmiştir:
İnsanın dünya geçimini sağlayan, cennetini kazanmasına ve kaybetmesine vesile olabilecek unsurlardan bir tanesi de maldır. İslam dini insanların mallarını da güven altına almış, haksız yere insanların bir çekirdeğine dahi dokunmayı yasaklamıştır. Bunu kul hakkı sayıp (mal sahibinden helallik alınmadıkça) affedilmeyen günahlar arasına koymuştur. Böylece insanların mal hususunda da emniyet içerisinde yaşaması sağlanmıştır.
“(Ey iman edenler) Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin…”(Bakara Suresi 188. Ayet)
İnsanların huzurunun yegâne teminatı olan İslam medeniyeti, insanların inancını da güven altına almıştır. İslam, hiç kimsenin dininin zorla değiştirilmesine müsaade etmemiş, her türlü dini inanç ve yaşantıyı koruma altına almıştır:
“Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara Suresi 256. Ayet)
Yüzyıllarca İslam hakimiyeti altında kalmış coğrafyalarda, sayısız kilise ve havralara rastlanması İslam’ın bu konudaki hassasiyetini ispat eder. Bu dönemlerde İslam hakimiyetinde hayatlarını sürdüren Yahudi ve Hıristiyanlar son derece güven ve huzur içerisinde yaşamışlardır. Ama bunu İslam dışındaki bir medeniyette görmek maalesef mümkün değildir. Tarihin en büyük medeniyetlerinden birisi olan Endülüs’ten neredeyse hiçbir eserin kalmamış olması bunun en güzel örneğidir. Günümüzde ise Yahudilerin kurdukları küçücük bir devlette bile, bırakın rahat ve huzur içinde ibadet edebilmeyi, Müslümanların canlı kalmalarına bile tahammüllerinin olmadığını görmek, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin ilahi din olmaktan ne kadar uzaklaştığını görmemiz açısından yeterlidir.
Hülasa-i kelam, insanlığın dünya ve ahiret saadeti, İslam medeniyetinin yeryüzüne hakim olmasına bağlıdır. Bunun için insanlık, İslam’a dört elle sarılmalı, İslam medeniyetinin dünyada hakim olmasını sağlamalıdır.
Rabbimizden niyazımız, bizi bu konuda vesile ve hizmetkar kılmasıdır.

