KİTAP TANITIMI

KİTAP TANITIMI

En son ne zaman saate bakmadınız? Haz ve hızdan beslenen modernizm, bizleri dakikalarla saniyelerin arasına sıkıştırarak adeta esir alıyor. Hayatı koşarak yaşamak, sürekli bir şeylere yetişmek yahut yetişemediklerimize hayıflanmak artık gündelik bir rutinimiz haline geldi.

Sanayi Devrimi’nden bu yana bizlere hız ve başarı dayatılırken durmak ve beklemek ise vakit kaybı olarak dikte edildi. Yetişemediğimiz durumlarda yavaşlamanın bir suçluluk duygusu doğurması ve bizlerin saate bağımlı hale gelmesi bu sistemin bir sonucu oldu. Bu durum insanda; sürekli tetikte olma, her şeyden haberdar olma ve gelişmeleri kaçırma korkusu (FOMO) gibi etkilerin yanında zihin yorgunluğunu da beraberinde getirdi. Hız kültürünün bizlerde, yavaş olan her şeye karşı bir tahammülsüzlük geliştirdiği de bir gerçek. Günümüzde yavaş çalışan cihazlar, trafikte yavaş ilerleyen sürücüler, ağır çalışan internet bağlantısı katlanamadığımız şeylerden sadece birkaçı. Sıklıkla kullandığımız kelimeler arasında ise “Hadi! Çabuk! Hızlan! Geç kaldık!” var. Dilimize pelesenk olan bu acelecilikle hayatı bir yarış gibi koşarken aslında neyi kaçırdığımızı hiç düşündük mü?

İşte tam bu noktada modern çağın bize çizdiği sınırın dışına çıkma, yani yavaşlama bizler için bir hayatta kalma sebebine dönüşüyor. Kargaşanın içinden çıkıp derin bir nefes almak, susmayan zihnimizi dinlendirmek ve saate bakmayı unuttuğumuz o nadide anları çoğaltmak elimizde. Başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmak, kokusunu unuttuğumuz çiçekleri yeniden fark etmek, yani hızı azaltmak, deneyimi artırıp tefekküre kapı aralayacaktır. Allah Teâlâ “Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler”. (Âl-i İmrân, 191) buyurarak yavaşlayıp dikkat kesilmeyi insanlığa bildirmiştir. Hayatı müşahede edebilmek için sakinleşmek gerekir. Tabiatın ritmini yakalamak, eşsiz sanatı ve biricik sanatçının tecellilerini görmek ancak bu yavaşlama eylemiyle mümkündür. Bu yavaşlama yolculuğunda size eşlik edecek, sayfalarında farkındalık bulacağınız birkaç kitabı sizler için derledim:

İlk kitap önerimiz, zamansız bir fantastik roman: Momo / Michael Ende. Roman nereden ve nasıl geldiği belli olmayan gizemli bir kız çocuğunun, çevresindeki herkesi sadece dinleyerek iyileştirmesini ve kısa sürede insanlarla güçlü bağlar kurmasını konu alıyor. Ancak insanların her şeyi hızla tüketmesini isteyen ve onların biriktirdiği zamanlardan beslenen “Duman adamlar” (zaman hırsızları), hikâyenin akışını bambaşka bir boyuta taşıyor. Zaman modern yaşam ve kapitalizm ilişkisini masalsı ama sarsıcı bir bakış açısıyla sorgulamak isteyenler için harika seçim. Momo, bir çocuk masalı gibi görünse de aslında yetişkinlerin dünyasına ayna tutan bir eser. Yazar, akıcı üslubuyla mutluluğun aslında en basit en yavaş anlarda gizli olduğunu hatırlatıyor bize. Konuşmak için de gerçekten dinlemek için de şükretmek için de vaktimiz var. Amaç; zaman hırsızlarından saat çiçeklerimizi geri almak…

İkinci önerimiz kişisel gelişim ve psikoloji türünde bir eser olan Kemal Sayar’ın Yavaşla adlı kitabı. Eser, isminden yola çıkarak yalnızca “dinginleşme ve sakinleşme” izleniminin çok ötesinde farklı birçok konuya ışık tutuyor. İnsani ilişkilerdeki problemlerin yanında aile bağları, ebeveyn ve çocuk ilişkisi; din, dil ve ırk ayrımının insanlar üzerinde doğurduğu sorunlar ve modern dünyada nasıl “insan” kalınabileceği gibi hayatın içinden konulara yer verilmiştir. Vurgulanmak istenen kısımların şiirsel bir dille tekrarlanması, eseri daha okunası ve eğlenceli hale getirmiştir.

Günlük hayatın hengâmesinde oradan oraya koştururken çevremizdeki yaşanası güzellikleri kaçırıyoruz. Etrafımıza şöyle bir bakıp geçmek yerine durup izlemek gerekir. Seyretmeli ve seyrettiklerimizi sindirdikten sonra yola devam etmeliyiz. Ancak bu şekilde hayatı anlamlandırabiliriz. Yoksa düşünerek bakmadıkça manzaramız dünyanın en güzel kartpostalı da olsa, yalnızca yanından hızla geçip gittiğimiz bir nesneye dönüşür.

            Son önerimiz, bizi hikâye türünün güçlü bir örneğiyle karşılayan bir eser: Mustafa Kutlu / Bu Böyledir. Yazarın doğrudan ve samimi anlatımı; laf kalabalığına kaçmadan, okuru yormadan, sanki “bizden biriymiş” hissi uyandırıyor. Bu sadeliğe insanı sorgulatan, ufkunu genişleten ve yeni kapılar açan metaforik bir anlatım eşlik ediyor. Kitabın özellikle son kısmında yer alan lunapark hikâyesi dikkat çekicidir: lunaparktaki bir aile başlarda çok mutludur, eğlenir. Fakat bir süre sonra o gürültülü, parıltılı ve karmaşık ortamdan sıkılıp bunalırlar; eve dönmek isterler. Peki ama bu lunaparkın çıkışı nerededir? Yaşam; büyük bir gayret, koşuşturma ve umutla akıp giderken günün sonunda elde avuçta ne kalır dersiniz? Kitabın kapağında da yazdığı gibi: “Hiç”. Zira durup soluklanmadığımız, hızın kölesi olduğumuz bir ömrün sonunda elimizde kalacak olan koca bir gürültüdür. Tercih bizim: dünyanın hızına kapılıp kaybolmak mı, yavaşlayıp kendimizi bulmak mı?

Şehadet Sena KÖSE

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.