İtidalli Bir Yaşamın Anahtarı: İslam – Mustafa Ceylan
İtidal, sözlükte denge ve ölçülülük anlamına gelmektedir. Gündelik hayatta ise fevri davranmama, aşırı tutumlardan kaçınma olarak tanımlanabilir. Müslümanlar için itidal kavramı, ifrat ve tefrit arasındaki “orta yolu” ifade eder. İtidal üzerine olunması gereken ilk husus inanç meseleleridir.
İnanç esaslarında, elçi (peygamber) ile Yaratıcı arasındaki saygı ve sevgi dengesinde itidal görülmektedir. Elçiye verilen önemin Yaratıcı’ya eş değerde tutulması Hristiyanlığı; yok sayılması ise Yahudiliği doğurmuştur. Bu ilişkinin dengeli bir biçimde yürütülmesi, İslam dininde en güzel şekilde ortaya çıkmaktadır.
Peygamberimiz aleyhisselamın sünnetinin kıstasını oluşturan bu kavram hem ahireti hem dünyayı hem de gündelik yaşantının çerçevesini bizlere sunar.
Buhari’nin Nikâh bölümünde yer alan bir hadisinde bu denge şu şekilde örneklendirilmiştir:
“Rasulullah aleyhisselam kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O’na az ibadet de yeter),” dediler.
İçlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım,” dedi.
İkincisi: “Ben de hayatım boyunca hep oruç tutacağım, hiçbir gün terk etmeyeceğim,” dedi.
Üçüncüsü de: “Kadınları ebediyen terk edip onlara hiç temas etmeyeceğim,” dedi.
(Durumu öğrenen) Hz. Peygamber aleyhisselam onları bularak şöyle buyurdu:
“Sizler böyle söylemişsiniz. Hâlbuki Allah’a yemin olsun ki, Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetim budur; kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” (Buhari, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5)
İbadetlerin dengeli bir şekilde yürütülmesi, “Az da olsa devamlı olan amel en hayırlısıdır” (Buhari, İman, 32) hadisiyle de işaret edilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu koşullara göre ne ibadetini ihmal etmeli ne de aşırıya kaçarak sorumluluğu altındaki kişileri veya işleri ihmal edecek bir boyuta ulaşmalıdır. Başka bir hadisi şerifte, “Sizden biriniz insanlara namaz kıldırdığı zaman, hafif tutsun. Çünkü onların arasında zayıf, hasta ve yaşlılar vardır.” (Buhari, İlim, 28) buyrularak ölçülülüğün ibadetlerde bile gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Dünyevî olarak görülen ve aslında yeryüzünün imar edilmesi (Hûd, 61) olarak tanımlanan faaliyetlerde de itidal kavramı kendini göstermektedir. Ekonomiden sosyal ilişkilere kadar geniş bir alanda itidal ilkesi karşımıza çıkar. Ekonomideki itidal kavramı hem bireysel hem toplumsal ölçekte ölçülülüğü esas alır. “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsra, 29) ayeti bireysel harcamalarda dengeyi öğütlerken; “Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar.” (Furkan, 67) ayeti ekonomik ölçülülüğün toplumsal boyutuna dikkat çeker.
Yeme, içme ve giyimde itidal, insanın aşırılıktan uzak, sade ve sağlıklı bir yaşam sürmesini kapsar. “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Araf, 31) ayeti hem bedensel hem ekonomik dengeyi korumayı hatırlatır.
Davranış ve konuşmada itidal, kibirli ve kırıcı tavırlardan uzak, nazik ve saygılı olmayı gerektirir. “Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini şüphesiz eşeklerin sesidir.” (Lokman, 19) ayeti, kişinin tutum ve ifadesinde dengeli olmasını öğütler. Dostluk ve düşmanlıkta itidal ise insan ilişkilerinde adaletli olmayı, aşırı sevgi veya nefretten kaçınmayı içerir. “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide, 8) ayeti de duygusal dengenin korunmasına işaret eder.
Sonuç olarak, itidal sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın faydalanabileceği evrensel bir ilkedir. Bu kavram, insanın yaşamının her safhasında karşısına çıkan durumlara denge ve hikmet çerçevesinde yaklaşmasını sağlayan bir yöntemdir. İtidalli bir yaşam, insanı hem dünyevî hem uhrevî anlamda huzura ulaştırır.