MUHASEBE-İbrahim Cücük – İmtihan ve İmtihanda Başarılı Olmak – 2
c) İmtihanda başarılı olmanın şartlarını bilmek
1. İmtihan edenin ve imtihanda başarılı olanlara esas yardım edecek olanın, Allah Teâlâ olduğunu bilmek.
2. Her durumda ve her halimizde; elimizden alırken sabırla yani üzülmeyerek, verdiğinde ise şımarmayıp şükretmekle, galip olduğumuzda galibiyeti Allah’a; mağlup olduğumuzda mağlubiyeti kendimize nispet ederek, sağlıklı halimizde şükür, hasta olduğumuz zaman sabır, fakir iken sabır, zengin iken şükürle imtihanda olduğumuzu kabullenmek.
“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmamızdan önce, bir kitap (Levh-i Mahfûz)’da yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (açıklamaktadır). Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadîd sûresi, 57/22-23.)
3. Her durumda da imtihan edildiğimizi bilip imtihanı kazanmak için Allah’tan yardım istemek.
Muâz (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.), onun elinden tuttu ve: “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum.” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik: Allah’ım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!” (Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Nesâî, Sehv, 60.)
İbn Mes’ud (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.s.) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir, 72; Tirmizî, Deavât, 72; İbni Mâce, Dua, 2.)
d) İmtihanda başarılı olanları tanımak
İmtihanda başarılı olanlar, ölçü bilgi, ölçü insan, ölçü toplum ve ölçü hareketi kavrayan ve ölçüye göre inanan; ölçüye göre terbiye olup ölçüye göre davranan kimselerdir.
İmtihanda başarılı olanların başında peygamberler gelir. Sonra sıddıklar, şehitler ve salihlerdir.
Peygamberleri, özellikle ve öncelikle Kur’ân-ı Kerim’de ve Hadis-i Şerif kitaplarının Menakıp bölümlerinden ve vefat eden diğer büyükleri de sağlam menakıp kitapları ihtiva eden kaynaklardan tanımak gerekir. Özellikle Hayatü’s-Sahabe isimli kitabın çeşitli tercümelerinden fevkalade istifade etmek mümkündür. Her gün namazda Fatiha’yı okurken “sırâtallezîne en’amte aleyhim: Kendilerine nimetler verdiğin (peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin) yoluna (hidayette devam ve kemali nasip et)” diye dua ediyoruz.
Duada esas ve öncelikli olan fiilî duadır. Bu konuda fiilî dua bu büyükleri tanımak için sağlam kaynaklardan okumak, sonra hayatta olan örneklerden bizzat istifade etmek gerekir. Önce bilgi gerekir. Çünkü bilgiden ilgi, ilgiden sevgi, sevgiden de amel doğar. Şu da bir gerçektir ki hayattaki örneklerin tesiri gibi tesir yoktur. Zira güzel ahlâk bulaşıcı hastalık gibidir. Bu güzel anlayış ve davranışı ifade eden güzel ahlak, güzel ahlaklı insanlardan sirayet eder.
Demek ki hayatta olan ilim ve irfan sahibi kişilerden, ölçüyü ilim olarak kavramak, irfan ve salih amel olarak hazmedebilmek için de terbiye olmaya ve terbiye görmeye yönelmek gerekir.
e) İmtihanda başarılı olanlara verilen ikram
1. Sıkıntı, hastalık, darlık, fakirlik; maldan, candan ve ürünlerden noksanlık gibi çeşitli musibetler olunca sabretmek yani ilâhî hükme rıza göstermek.
İşte bu durumda olan kimseye Allah Teâlâ mağfiret ve rahmeti, cenneti müjdelemiştir: “(O sabredenler) kendilerine bir musibet isabet edince “Muhakkak biz her şeyimizle Allah’a aitiz ve muhakkak biz O’na döneceğiz.” derler. İşte Rablerinden bir mağfiret ve bir rahmet hep onların üzerindedir ve onlar hidayete (doğru yola) erdirilenlerin ta kendileridir.” (Bakara sûresi, 2/155-157.)
“İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.” (Furkân sûresi, 25/75.)
2. Çeşitli nimetler verilince nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğuna kalben inanmak, dili ile bütün nimetleri Allah’a nispet etmek düşüncesiyle “elhamdülillah” demek, çeşitli zikirlerde bulunmak ve bedenen de namaz, oruç, hac, cihad ve çeşitli faydalı işler yaparak şükretmek.
İşte bu durumda olanlar dünyada huzur, âhirette ebedî huzur yeri cennetle müjdelenmekte: “Onlar ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Nûr sûresi, 24/37-38.)
“Hiçbir kimse yok ki ölümü Allah’ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de âhiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız. Nice peygamberler vardı ki beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zayıflık göstermediler, boyun da eğmediler. Allah (işte böyle) sabredenleri sever. Onlar yalnızca şöyle diyorlardı: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et (bizi muzaffer kıl)! Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi) âhiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, Muhsinler (iyi yapan, iyilik yapan, Allah’ı görürcesine Allah’a kulluk edenler)i sever.” (Âl-i Imrân sûresi, 3/145-148.)