KAPAK-Adil Kapan – Nimetlere Karşı Edep

KAPAK-Adil Kapan – Nimetlere Karşı Edep

Allah’ın kullarına bahşettiği nimetler saymakla bitmeyecek kadar geniştir. Kulları bu nimetlere karşı şükür mü edecek, yoksa nankörlük mü edecek, bununla imtihan eder Allah Teâlâ. Nimeti genel manasıyla maddi ve manevi imkânlar olarak tanımlayabiliriz. İbnü’l-Cevzî “insana refah ve mutluluk sağlayan meşru şey”; Seyyid Şerîf el-Cürcânî ise “özel bir amaç veya bedel gözetilmeksizin yapılan iyilik” diye tanımlamıştır.

Maddî nimetler insanın dünya hayatında varlığının devamı için gerekli olan her şeyi içerir: Su, yiyecekler, bitkiler, ekin ve meyveler, eşler, oğullar ve torunlar, görme ve tatma gibi duyular, giyecekler, dağlar, ırmaklar, yollar, yıldızlar, gece ve gündüz, gemilerin denizde yüzmesi ve tabiatın düzenli biçimde işlemesi gibi. Bunun yanında Cenab-ı Hakk’ın insanların dünya hayatında karşılaştığı çeşitli sıkıntıları gidermesi, dualarına icabet etmesi, tövbe kapısını hayatının sonuna kadar açık tutması, insanlara yaşama sevinci vermesi gibi sayılamayacak kadar çok nimet mevcuttur.

“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.” (Casiye, 13)

Bütün bu nimetlerin, Allah’ın biz kullarına lütuf ve keremi olduğunu bir an dahi aklımızdan, gönlümüzden çıkarmamamız gerekir.

Manevi nimetlere gelince; hidayet, iman üzere bir yaşam ve bunların sağladığı ebedî hayattaki mutluluk olarak tanımlanabilir. Kur’an’a göre gerçek nimet, Cenab-ı Hakk’ın “ruhumdan üflediğim” diye nitelendirdiği insanın selim fıtratını bozmayıp O’na bağlanmasıdır. İnsanla yaratıcısı arasındaki bu ilgi ahiret hayatına da taşınarak cennet nimetlerinden övgüyle söz edildikten sonra Allah’ın kulundan memnun oluşunun her nimetin üstünde bulunduğu belirtilir. “…Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (et-Tevbe 9/72).

Nimetlere karşı edep, şükür ile olur. Şükür: “Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapma” şeklinde tanımlanmıştır.

Neml suresi 40. ayette Hz. Süleyman’ın dilinden; “Şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden de bilsin ki rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O büyük kerem sahibidir” buyurulmaktadır.

Fahreddin Râzî’ye göre bu âyette şükrün faydasının Allah’a değil kula yönelik olduğu ifade edilmektedir. Zira kul şükrederek Allah’a olan minnet borcunu ödemiş olur, ayrıca şükrettiği için O’ndan daha çok nimet umabilir.

“Hani Rabbiniz size: ‘Şâyet şükrederseniz size olan nimetlerimi artırır da artırırım. Yok, eğer nankörlük ederseniz, şunu bilin ki benim azabım çok şiddetlidir.’ buyurmuştu.” (İbrahim, 7)

Nimeti takdir edenin hakkı, nimeti şükürle karşılamaktır. Mükellef olduğumuz şükürden çok, şükrü icap eden nimete muhtacız. Her kim nimetlere ererse, dünya ve ahiret saadetine erer. Şükretmesini bilmeyen ise dünya ve ahiret saadetinden mahrum kalır. Hayatında bir haz duymaz, öldükten sonra da rahat yoktur.

Rahman suresinde; “O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayeti otuz bir defa tekrar edilmiştir. Tekrar eden bu ayetlerde “yalanlıyorsunuz” ifadesi, insan ve cinlerin Allah’ın nimetlerine ve övgüye layık sıfatlarına karşı takındıkları tavrı anlatır. Şöyle ki:

› Bir kısmı, bu nimetleri Allah’ın yarattığına inanmazlar ve tüm bu maddelerin kendi kendilerine oluştuğunu ya da bir tesadüf sonucu kendiliğinden meydana geldiğini zannederler. Dolayısıyla bunun ardında bir hikmet olduğunu düşünmezler.

› Bazıları, bu nimetleri yaratanın Allah olduğunu kabul etmekle birlikte, O’na başkalarını ortak koşarak onlara ibâdet ederler. Allah’ın verdiği rızıktan faydalanmalarına rağmen, başkalarına “hamd ü sena” ederler.

› Bir kısmı, tüm bu nimetleri Allah’ın verdiğine inanır fakat O’nun emirlerini yerine getirmezler. Allah’ın gönderdiği mesaja hiçbir şekilde kulak asmazlar. İşte bu da başka türlü bir nankörlüktür ve Allah’ın nimetlerini yalanlamaktır.

› Bazıları ise, Allah’ın nimetlerini yalanlamadıkları gibi, ayrıca nankörlük de etmezler. Ancak bu kimselerin yaşadıkları hayat tarzının nankörlük edenlerinkinden bir farkı yoktur. Bu tür kimseler, her ne kadar dilleriyle inkâr etmemiş olsalar bile, fiilen Allah’ın nimetlerini yalanlamaktadırlar.

Bize düşen; her nimeti Allah’ın kulları için yarattığı bilinciyle şükrünü eda ederek nankörlerden olmamaktır.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.