SEYAHATNAME– Ahmet Belada-Hac Günlüğü–2 “Bu Senin Kefenin”

SEYAHATNAME– Ahmet Belada-Hac Günlüğü–2 “Bu Senin Kefenin”

İhram alırken, satıcının “Bu senin kefenin, Allah’ın huzuruna bununla çıkacaksın.” dediği kefenimi

İstanbul Yeşilköy havaalanında giydim. Niyet edip “Lebbeyk…” nidasının ardından iki rekât namaz kıldım. En büyük davetçinin çağrısına icabet etmek için kalkacak olan uçağımızı beklemeye başladım. Melekleriyle, Peygamberleriyle yaptırıp tezyin ettiği, başta Beytullah olmak üzere kutlu mekânları görmek, haccın menasiklerini yerine getirmek ve muhtelif ibadetlerde bulunmak üzere yollardayım.

Birçok yolcunun yaşadığı, bizim de başımıza geldi. Saat 20.20’de kalkması gereken uçağımız 21.35’te kalktı. Nasıl ki, askerlik kışlada yazılıp çizilirken başlarsa bizim için Hac da havaalanında başlamış oldu. Sadece beklemek olsa! Henüz kontrol noktasında oldukça fevri ve savruk davranan memure hanımın tutumu can sıkıcıydı. Gereksiz yere bir sürü beklememize sebep oldu…

Anons yapıldı ve uçağımıza bindik. Bindik diyorum zira yanımda kurumumuzdan ve muhtelif müftülüklerden hac ve hizmet için gidenler de vardı. Uluslararası Cidde havaalanına indiğimizde saatler gecenin birini gösteriyordu. (Daha sonra izah edeceğim gibi) Diyanet gerek Türkiye ve gerekse Suudi Arabistan’da fevkalade güzel örgütlenmiş.

Uçaktan iner inmez karşılama ekibi hemen yanımıza gelerek işlemlerin yapılmasını sağladılar. Mini aksaklıklar olsa da olumsuz ve ciddi bir muameleye maruz kalmadık. Evrak konusunda sıkıntı olmadı ama valiz konusunda biraz sıkıntı yaşadık. Birkaç arkadaşımızın bavulu hemen gelmesine rağmen çoğumuzun valizi diğer havaalanına gitmiş. Bu sebepten iki saatlik bir gecikme oldu. Nihayet diğer havaalanına gidip bavullarımızı alarak tahsis edilen midibüse binip telbiye getirerek saat üçte Mekke’nin yolunu tuttuk.

Heyecan dorukta. Yolda iki kontrol noktasından sorunsuz geçtik. Tam menzilimize yaklaştık diyorduk ki, arkamızdan resmi bir araç selektör yaptı. Durduk. Biraz konuştuktan sonra bizi takip edin dediler. Ettik. Nihayet “mektep” dedikleri, hemen hemen bütün ülkelerden gelen tüm hacıların kontrol edildiği bir merkeze vardık. Normalde buraya hac kafileleri uğrarmış ama bizi de getirdiler.

Arabadan bile inmeden kısa bir konuşmanın ardından ikram ettikleri zemzem ve bir kumanya paketiyle uğurladılar. Bizi zorda bırakmak için mi, yoksa cömertliklerini göstermek için mi yaptılar anlayamadım. Her neyse, belki de yapılması gereken zorunlu bir işti. Her şeye rağmen bizi uğurladılar, uğurladılar uğurlamasına ama epeyce zaman kaybımız oldu. Bu da sabah namazımızı tehlikeye soktu. Şurada burada kılalım derken abdesti olanlar arabada kıldı, olmayanlar ise maalesef kazaya bırakmak zorunda kaldı. Böylece bir saat on beş dakikada kat etmemiz gereken yolu üç saat on beş dakikada alabildik.

HAC

Yapanlar için, istisnasız İslam’ın emirlerinden akılda en çok kalanı “hac” ibadetidir. Hac, Allah’ın isteği ve Hz. İbrahim’in davetiyle her Müslümanın kutlu mekânları görmesi ve birtakım kuralları yerine getirmesidir. Bunun için Müslümanlar, para biriktirir, hazır olduğu ve davet edildiği vakitte yola çıkar. Çoğu zaman bu davete icabet, (nadiren) ilk yıllarda olmakla beraber çoğu zaman 10-11 yıl sonra olabilmektedir.

Hac için benzeri görülmemiş bir adanmışlık ve manevi iştiyak gerekir. Hac İslami ve manevi deneyimin zirvesidir. Hac büyük bir çabadır. Hac sevdadır. Hac aşktır. Hac aşığın maşukuna kavuşmasıdır.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.