HADİS İKLİMİ-Mahmut Aveder – Merhamet

Nu’man b. Beşir’in naklettiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim; Buhari)
Merhamet, esirgemek ve şefkat etmektir; acımak ve insaflı davranmaktır, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Merhamet, Allah’ın Rahman isminin bir yansımasıdır (Tirmizi). Bütün varlıklar, Allah’ın engin rahmetiyle çepeçevre kuşatılmış, ilk yaratılışları Allah’ın rahmetinin tecellisi ile olmuştur. O, “Rahmetim gazabımı geçti.” (Müslim; Buhari) buyurarak, merhametinin celalinden önde geldiğini açıkça bildirir. Yüce Rabbimiz, zatına ilke edindiği bu rahmet ile yarattığı tüm canlılara acır, şefkatle muamele eder ve nimetler vererek ihsanda bulunur.
İnsanlığın en mükemmel ferdi olan Hz. Peygamber’in (sav) en belirgin özelliği, onun Merhamet ve Şefkat Peygamberi olmasıdır. İnsanların O’nun etrafında toplanmalarına sebep de yine bu duygudur (Âli İmran, 159). Merhameti var eden Allah, Peygamberini merhamet duygusu ile bezemiş, müminlerin de bu meziyetle süslenmelerini ve şefkati birbirlerine tavsiye etmelerini emretmiştir.
Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) (Enbiya, 107), “Merhametliler (var ya!) … Rahman, işte onlara merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündeki(ler) de size merhamet etsin.” (Ebu Davud) uyarısıyla, rahmetin merhametle beslendiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Allah’ın rahmetine layık olmak isteyen kimse, şefkat ve merhameti bir yaşam biçimi olarak benimsemelidir. Ancak Allah’ın sınırlarını ihlal edenlere ve yasaklarını çiğneyenlere acıyarak cezalarını vermemek, Allah’ın istediği bir merhamet değildir. Bu sebeple merhametin miktarı ve ne zaman, kime karşı gösterileceği çok mühimdir. Zira azgına şefkat göstermek, onu başkalarının hakkına tecavüze teşvik edecek ve bu merhametten maraz doğmasına neden olabilecektir.
Öte yandan Allah’ın insanların kalplerine koymuş olduğu merhamet sermayesi değerlendirilmezse ya da yerli yerinde kullanılmazsa, sonu zarar ve ziyan ile bitecek bir ticarete dönüşebilir. Hz. Peygamber, Allah’ın bir insanı helak etmek istediğinde ondan önce utanma duygusunu, sonra güvenilirliği, peşinden de merhameti aldığını söylemekte; kalbinden merhameti alınan bir kimsenin ise Allah’ın rahmetinden mahrum kalacağını bildirmektedir (Ebu Davud).
Şayet insan merhametini kullanmakta cimrilik ederse, kendisine de merhamet edilmez. Hz. Peygamber, Allah’ın merhametine mazhar olma yolunun, bu duyguyu yerli yerinde kullanmaktan geçtiğini net bir şekilde ifade etmiştir: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhari; Müslim)
İnsanlığa merhameti öğreten Hz. Peygamber’in şefkati sadece insanlarla ya da kendisine tabi olan müminlerle sınırlı değildi. O, hayvanlara karşı davranışlarında da merhamet dolu olup bunu her fırsatta ashabına da tavsiye ederdi.
Resulullah’ın bildirdiği üzere, ”Allah, rahmeti yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını yanında alıkoydu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça (rahmet) sebebiyle bütün mahluklar birbirlerine merhametli davranırlar. Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) basıp da zarar verme korkusuyla (bu rahmetin eseriyle) ayağını kaldırır.” (Buhari, Müslim). Bütün mahlukat birbirlerine bu sayede merhamet eder, vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bu yüzden acırlar (Müslim).
Allah’ın, kainata, yeryüzüne ve insana engin bir merhametle muamele ettiği unutulmamalıdır. İnsan rahmeti kendisine ilke edinmelidir. Çünkü merhamet ve şefkat, insanı asıl merhamet sahibi olan Allah’a yaklaştırmakta ve O’na dost yapmaktadır. O halde gayesi Allah’a yaklaşmak olanın yolu, merhametli ve şefkatli olmaktan geçer. Dolayısıyla her mümin, cennete giden yolun merhametli olmaktan geçtiğini bilmelidir (Müslim).


