SİZDEN GELENLER-A. Baki Öncel – Aileyi Korumak Ümmeti Korumaktır
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrîm, 66/6)
Bir toplumun geleceği nerede şekillenir?
Okullarda mı?
Kürsülerde mi?
Meydanlarda mı?
Elbette bunların her birinin toplumun inşasında önemli bir yeri vardır. Ancak bunların hepsinden önce insanın karakteri, inancı, ahlâkı ve hayata bakışı aile ocağında şekillenir. Çünkü insanın ilk okulu evidir; ilk öğretmeni anne ve babası, ilk arkadaşları ise kardeşleridir.
Bu sebeple ümmetin geleceğini konuşurken aileyi ihmal etmek, ağacın dallarını düzeltmeye çalışırken köklerini görmezden gelmeye benzer. Kök sağlam değilse dalların uzun süre ayakta kalması mümkün değildir.
Bugün her birimiz kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ailemi korumak için gerçekten ne yapıyorum?
Bu soruya vereceğimiz cevap, aslında şu sorunun da cevabıdır:
Ümmet için ne yapıyorum?
Çağımızın en büyük tehditlerinden biri, aile kurumunu zayıflatma çabasıdır. Bireyselliği öne çıkaran anlayış, “ben” duygusunu “biz” şuurunun önüne geçirirken; sevgi, sadakat, fedakârlık ve sorumluluk bağlarını da giderek zayıflatmaktadır.
Oysa İslâm, aileyi sadece aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu bir birliktelik olarak görmez. Aile; iman, merhamet, güven, edep ve sorumluluk üzerine kurulmuş mukaddes bir emanettir. Toplumun huzuru da ümmetin dirliği de büyük ölçüde bu emanetin korunmasına bağlıdır.
Bugün ümmetin karşı karşıya bulunduğu birçok problemin temelinde aile kurumunda meydana gelen zayıflama yatmaktadır. Anne ve babaların çocuklarına yeterince vakit ayıramaması, aile fertleri arasındaki iletişimin zayıflaması, ortak sofraların kaybolması, ekranların gönüllerin yerini alması ve manevî eğitimin ihmal edilmesi; sessiz fakat derin yaralar açmaktadır.
Bununla birlikte ümit veren güzel örnekler de vardır. Çocuklarıyla kaliteli vakit geçiren anne babalar, birlikte Kur’ân okuyan aileler, aynı sofrada buluşan haneler, birbirini dikkatle dinleyen eşler ve dualarla büyüyen evler… İşte bunlar ümmetin yarınlarını inşa eden en sağlam temellerdir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), aile hayatını sadece sözleriyle değil, yaşayışıyla da ümmetine öğretmiştir. Ailesine karşı daima merhametli, anlayışlı ve adaletli davranmış; şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
Bu kutlu ölçü bize göstermektedir ki aile içindeki güzel ahlâk, imanın en belirgin tezahürlerinden biridir.
Aileyi korumak yalnızca maddî ihtiyaçları karşılamak değildir. Gerçek koruma; çocuklara iman şuuru kazandırmak, helâl-haram hassasiyetini öğretmek, güzel ahlâkı yaşayarak örnek olmak ve evleri sevgi, saygı, istişare ve dua iklimine dönüştürebilmektir.
Evlerimizde namazın, Kur’ân’ın, istişarenin ve muhabbetin eksik olmaması; çocuklarımızın sadece başarılı bireyler değil, aynı zamanda şahsiyet sahibi müminler olarak yetişmesi ümmete bırakabileceğimiz en kıymetli mirastır.
Belki büyük konferanslar veremeyiz…
Belki büyük projelere öncülük edemeyiz…
Ancak ailemizde adaletin, merhametin ve güzel ahlâkın hâkim olduğu bir iklim oluşturabiliriz.
İşte bu, ümmete yapılabilecek en büyük hizmetlerden biridir.
Çünkü sağlam aileler sağlam nesilleri; sağlam nesiller ise güçlü ve diri bir ümmeti meydana getirir.
Yazımızı şu muhasebe sorusuyla tamamlayalım:
Evimde ümmetin geleceğini güçlendirecek hangi değerleri yaşıyor, çocuklarıma hangi manevî mirası bırakıyorum?
Unutmayalım ki ümmetin dirilişi önce evlerimizde başlar. Huzurun, merhametin ve imanın yaşandığı her aile, ümmetin yarınlarına dikilmiş güçlü bir fidandır.
Aileyi korumak; sadece kendi yuvamızı değil, ümmetin istikbalini de korumaktır.