BAŞYAZI-Nureddin Soyak – Gerekli Gereksiz Kaygılar

BAŞYAZI-Nureddin Soyak – Gerekli Gereksiz Kaygılar

Bazı kaygı ve endişeler yaradılış amacına hizmet ederken, bazı kaygı ve endişeler hayatı yaşanılmaz hale getirir. Biz bunlara gerekli ve gereksiz kaygı ve endişeler de diyebiliriz. Gerekli kaygılar; “Yaradılış gayeme uygun yaşayabiliyor muyum? Rabbimin rızasını kazanabildim mi? Ahir ve akıbetim ne olacak?”

İnsanları en çok kaygı ve endişeye sevk eden şeylerin başında ecel ve rızık endişesi gelmektedir. Halbuki kulların bu iki konuya hiçbir dahli yoktur? Sadece sebeplere sarılır. Bazı semavi ve arazi felaket durumlarında ise bu kaygı ve endişeler tavan yapmaktadır. Savaşlar, deprem ve sel felaketleri, bulaşıcı hastalıklar, vb. gereksiz kaygı ve endişeler ins ve cin şeytanlarının ekmeğine yağ sürer. İns ve cin şeytanları gereksiz kaygı ve endişelerle insanları haramlara, dolayısıyla en büyük felaketlere sürüklerler.

Rabbimiz; “Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü.” (Âl-i İmran, 154) buyurmaktadır.

Canların kaygısına düşmeye gerek var mı? Sağlığına, sıhhatine dikkat edersin, emaneti korumaya çalışırsın da ecel kaygısı çok gereksizdir.

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.” (Âl-i İmran, 185).

Her canlı ölümü tadacağına göre, ölüm kaygısı gereksiz. Onun için ne denilmiş? “Korkunun ecele faydası yok.” Kıyamet günü dünyada yaptıklarının karşılığı tastamam verileceğine göre, dünya hayatını yaradılış gayesine uygun yaşayanların ölümden korkmasına gerek yoktur. Dünya hayatından; heva ve heveslerini ilah edinerek yaşayanlar korksun, hem de çok korksunlar. Çünkü ölümden kaçış yok.

“Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacak.” (Nisa, 78)

Ölüm, hayattan daha gerçektir. Adem aleyhisselam’dan günümüze yaşayıp ölenler için ölüm mü, hayat mı daha gerçektir. Hayatta kaldıkları süre, mezardaki süreleri yanında bir an gibidir. Ölümün nerede, nasıl ve ne şekilde gerçekleşmesi çok mu önemli?

“Canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yusuf, 101)

“Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. Siz de ancak Müslümanlar olarak ölün, dedi.” (Bakara, 132)

Müslüman olarak öldükten sonra ne gam ne de keder. Niçin yaşayıp niçin öldük? Önemli olan mümin olarak yaşayıp mümin olarak ölebilmektir. Çünkü ölümün niçini bizi ya nâra götürecek ya da nura götürecek. Ya cennet bahçelerine ya da cehennem çukurlarına götürecek. Hak yolunda ölenler cennete giderken, batıl yolunda ölenler cehenneme gidecek.

“Ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Nahl, 61)

Müminlerin bırakın ölümden kaçmalarını, ölüme koşmaları teşvik edilmektedir.

“Allah, müminlerden canları ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe, 111)

Tarihte has müminleri cihan hakimiyetine götüren bu heyecandır. Ne zaman ki müminler bu heyecanı kaybettiler, yegâne gayeleri dünya ve nimetleri olmuştur. Ecel korkusu, rızık endişesi, hastalık kaygısı onları çepeçevre kuşattı da kendilerine bile hakim olamaz oldular.

Rızık endişesi müminlere yakışmaz.

“Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 37)

“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin.” (Araf, 160)

Mümin rızkın helal ve temizini elde etmeye çalışır. Helal ve temiz olmayan rızıktan hayır gelmez. Helal ve temizlerle beslenmeyen beden, her türlü belaya müptela olur. Maddi ve manevi hastalıkların kaynağı, pis yiyecek ve içeceklerdir.

“Nice canlılar vardır ki rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler) onları da sizi de Allah rızıklandırır.” (Ankebut, 60)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de; “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizi; İbn Mace) buyurmaktadır.

Rızık konusunda hayvanlar kadar tevekkülü olmayan insan neye yarar? Kuşlar her sabah yuvalarından kursakları boş olarak çıkarlar, kursakları dolu olarak dönerler. Rızkı sırf kendi gayret ve çabalarından bilenler bu hakikatleri kavrayamazlar.

“Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız.” (Enam, 151)

Haram helal kaygısı bitince, virüsler öğretiyor; iyiyi kötüyü, temizi ve pisi, maalesef.

“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsra, 32)

Zina kaynaklı hastalıklar başını alıp gittiği halde kimsenin umurunda değil. Birleşmiş Milletler AIDS Programı (UNAIDS) verilerine göre dünya genelinde 40,9 milyon kişi HIV ile yaşamaktadır. 39.5 milyonu yetişkin, 1,4 milyonu çocuk. Yılda yaklaşık 570 bin kişinin AIDS kaynaklı hayatını kaybettiği açıklandı. Türkiye’de bu hastalık on yılda on kat artmış. En çok görülen üç ülkeden biri. Bu hastalığın cinsel yolla bulaşma oranı yüzde 94,4. Bu hastalık lise çağına kadar inmiş, 15-19 yaş grubunda da HIV virüsü ile AIDS görülmeye başlamış. Kimin umurunda? Bu gerçekler ortadayken, bir yandan evlilik dışı ilişkiler teşvik edilirken diğer yandan erken evliliği teşvik edenler linç edilmektedir. Gerçekten insanlar ne yaptıklarının farkındalar mı?

Bedeni hastalıklarımızdan korktuğumuz kadar ruhi hastalıklarımızdan korkuyor muyuz? Maddi hastalıklar insanı ölüme götürürken manevi hastalıklar cehenneme götürür. İnsan, ruh ve bedeni ile insandır. Ruhi hastalıklar aynı zamanda bedeni de tahrip eder. Bencillik, kibir, kıskançlık, haset, dedikodu, gıybet gibi ruhi hastalıklardan kurtulmadan bedenin de sıhhat bulması mümkün olmaz. Bedeni hastalıklarımızın tedavisine gösterdiğimiz hassasiyeti ruhi hastalıklarımızın tedavisinde de göstermeliyiz.

“Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın.” (Âl-i İmran, 27)

“Biz Kur’an’dan, müminler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz.” (İsra, 82)

“Hastalandığımda da o bana şifa verir.” (Şuara, 80)

“Kalplerinde hastalık vardır, Allah da hastalıklarını artırmıştır.” (Bakara, 10)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şu duayı okurdu; “Allah’ım cüzzamdan, barastan, delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım.” (Ebu Davud; Nesei)

Stresin bağışıklık sistemini çökerttiği söyleniyor. Stres nedir? Şöyle tarif ediliyor; kişinin algıladığı herhangi bir tehdit ile fiziksel ve duygusal olarak başa çıkamaması nedeniyle oluşan ve günlük hayatını genellikle olumsuz etkileyen gerilimli bir süreçtir. Anlaşıldığı kadarıyla stres kişinin başa çıkamadığı maddi ve manevi kaygı ve endişeleri, diğer bir ifadeyle korkularıdır. Bunlardan kurtulmanın tekbir yolu vardır. Oda Allah’a katıksız teslimiyettir.

“Ant olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)

Rabbimiz kitabının neresinde “korkmayın” buyurmuşsa korkulmaya layık olanın ancak “kendisi” olduğunu ifade etmiştir.

“O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.” (Âl-i İmran, 175)

Velhasıl kelam, kadere iman eden kederden emin olur.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.