ADINI SEN KOY
Bazen gün içinde her şey üst üste geliyor.
Bildirimler, sorumluluklar, beklentiler…
Zihin dolu, kalp yorgun.
İşte tam orada bir şey eksik gibi hissediyoruz ama adını koyamıyoruz.
Namaz çoğu zaman bize “yapılması gereken” bir şey gibi anlatıldı.
Oysa biraz yakından bakınca şunu fark ediyorsun:
Namaz aslında kalbin frekansını yeniden ayarlama molası.
Hani bir müzik var ya…
Doğru frekansa gelince içini titretiyor,
yanlış ayardaysa rahatsız ediyor.
Gönül de öyle.
Dünya sesi çok açılınca, gönül sesi kısılıyor.
Namaz o sesi kısmaya değil,
gönlü yeniden hatırlamaya çağırıyor.
“Gel,” diyor.
“Bir dur.”
“Her şeyi çözmek zorunda değilsin.”
“Yükünü bana bırakabilirsin.”
Secdede güçlü olman gerekmiyor.
Dağılmaman da gerekmiyor.
Hatta bazen sadece yorgun olman yeterli.
Namaz, kusursuz insanların işi değil.
Arayışta olanların, düşüp kalkanların,
“Ben neredeyim?” diye soranların buluşma noktası.
Belki bugün tam odaklanamazsın.
Belki sadece birkaç dakika sürer.
Ama gönül şunu hisseder:
Yalnız değilim.
Namaz, hayatın içinden kopmak değil;
hayatın tam ortasında
kalple yeniden bağ kurmak.
Ve bazen tek mesele şu olur:
Gönlün hangi frekansta yaşamak istiyor?