SİZDEN GELENLER-Yusuf Karagözoğlu – Vatan, Millet ve Tarih Bilincinden Yoksun ve Yerli Olmayan Bir Müslümanlık Anlayışı
Bazı İslamcıların diline pelesenk olan ve hayli yaygınlaşan “dini yaşamına karışılmayan, ibadetini özgürce yaşayabildiğin her yer vatanındır” tarzındaki ifadeler veya “seccademi serdiğim yer vatanımdır” diyen İslamcı Meryem Cemile gibi zihniyetten daha öncesinde buna benzer ifadeler Tevfik Fikret tarafından dillendirilmiştir. Tevfik Fikret; “Milletim nev’i- beşerdir, vatanım ruy-i zemin”, yani “milletim tüm insanlık, insan soyu, vatanım ise bütün yeryüzüdür” demiştir. Buna benzer şekilde komünizmdeki “işçinin vatanı doğduğu değil, karnının doyduğu yerdir” anlayışını da sayabiliriz.
Tarih ve kültür bilincinden yoksun vatan ile olan illiyet bağını sadece ibadet özgürlüğü olarak gören bazı İslamcılar için Müslümanların şeriat mahkemeleri talebini yerine getiren İngiltere vatan olabilir, nitekim İngiltere’de yürürlükte olan Müslüman Tahkim Mahkemesi adlı şeriat mahkemeleri yalnız Müslümanlara has boşanma, adli ve mali suçlarla ilişkili olan meseleleri bir üst mahkemeye götürmeden çözüme kavuşturmakla yetkilidir. Ya da vatan ile olan illiyet bağını mali kazanç, ekonomik özgürlük olarak gören komünistler için işçi göçünün yoğun olduğu Almanya ve Hollanda gibi ülkeler vatan olabilir. Hâlbuki iş için bu ülkelere giden vatandaşlarımız buraları gurbet yeri olarak görürken, asıl vatanlarının doğup büyüdükleri, ecdatlarından kendilerine miras bırakılan Türkiye olduğunu bilirler. Avrupa’da o kadar yer gezersin, o kadar farklı ırk ve dilleri tanırsın, ama memleket özlemi, ecdat yadigârı bambaşkadır. Seni mazinin köklerine bağlayan, tarih ve kültürünü içinde taşıdığın, medeniyetinin izlerinde yürüdüğün, duygu ve hislerine tercüman olan bir vatanın neferi olarak Karacaoğlan’ın şu şiirindeki gibi millet olmanın bilincini idrak edersin:
Gezdim seyran ettim Frengistan’ı,
Elleri var bizim ele benzemez.
Güzelleri türkü söyler çığrışır,
Dilleri var bizim dile benzemez.
Adına ister dünya vatandaşlığı, ister vatan ve millet şuurundan kopuk kozmopolit denilsin bu enternasyonal fikirler bugünkü bazı İslamcıların savunduğu görüşlerin arasındadır. Kendi doğup büyüdüğü toprakların tarih, kültür ve medeniyet gibi iç dinamiklerine ve kimliğine yabancı olup dış faktörlerin yönlendirmelerine ayarlı, vatan ve milliyet bilinci olmayan böyle bir İslamcılık ideolojisi bizlere yabancıdır. Osmanlı devletinin son dönemleriyle Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşamış olan ve İslamcı olarak telakki edilen önemli âlimlerimizden, Antalya mebusluğu da yapmış olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır o meşhur Hak Dini Kur’ân Dili adlı tefsirin mukaddimesinde milliyet bilincine sahip Müslüman Anadolu Türk’ü olduğunu şu sözleriyle açıklar: “Ben halis Anadolu, öz Oğuz Yazır Türküyüm. On beş yaşında İstanbul’a geldim. Ne Arabistan’a gittim ne de Türkistan’a. Ne İran’ı gördüm ne de Avrupa’yı. Öğrendiğimi bu vatanda öğrendim. Yazır’ın Kayı, Kınık, Bayındır, Eymir, Avşar gibi büyük Oğuz kabilelerinden biri olduğunu da Arapçadan, Divan-ü Lügâti’t Türk’ten öğrendim. İran’da çıkan yünden, Avrupa’da bükülen ipten, Türk tezgâhında dokunan halıyı Türk malı tanıdım…”
Elmalılı, özellikle Türküm demenin ırkçılık, kavmiyetçilik olarak addedildiği zamanımızda “Ben halis Anadolu, öz Oğuz Yazır Türküyüm.” diyerek milliyet bilincini; “Her şeyi bu vatanda öğrendim” diyerek de vatan bilincini anlatmaktadır. Bununla beraber ilim ve irfanın membaı olan bu vatanın bağrından çıkan yerli evladı, birçok millete İslam’ın sancaktarlığını yapan bu toprakların millî bir âlimi olduğunu vurgulamıştır. Arapça ve Farsça dillerini iyi bilen Elmalılı, Arap ya da İran menşeili Müslümanlık anlayışını reddedip Anadolu menşeili Müslümanlık anlayışını benimsediğini hatırlatmıştır.
Etnik kökeni Arnavut olan İstiklal şairi Mehmed Akif, Nasrullah Paşa Camii’nde düşman işgaline karşı verdiği etkili vaazlarla halk üzerinde vatan aşkı ve cihad şuuru oluşturarak milli mücadeleye katkıda bulunmuştur. İstiklâl Marşı’nda “Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.” sözleriyle İstiklal Harbi’ne katılanların iman gücünden bahseden, hamuru İslam ile yoğrulmuş Türk milletinin bir neferi olmaktan gurur duyan Mehmed Akif Ersoy da daha önce gittiği uzak memleketleri terk ederek hasretini çektiği kendi vatanında ölmeye gelmiştir. Hâlâ içimizde, yaşadığımız bu cennet vatanın ve özgürlüğümüzün sembolü olan bayrağımızın anlamını idrak edemeyenlerin olması acı ve endişe vericidir!
Kendi vatan toprağına aidiyet bağı olmayıp bunun yerine her yer vatanımızdır diyerek kendi vatan toprağına yabancılaşan bazı ümmetçilik anlayışındakiler vatanı olmayanın esaret altına alınıp izzet ve şerefinin ayaklar altına alınacağını bilmiyorlar mı? Veyahut ki ırz ve namuslarının çiğneneceğini, vatanı olmadan özgürce ibadet edilemeyeceğini bilmiyorlar mı? Ecdadımız bu vatan için, bu milletin bu vatanın topraklarında rahat ve huzurlu yaşaması için, milletin istiklali ve bağımsızlığının kazanılması için İstiklal Harbi’nde savaştı, bu milletin ferdi olarak bize düşen de uğruna nice şehitler verilerek bağımsızlığı kazanılan vatanın ve bayrağın değerini bilmek, bu bilinç ve anlayışla da bu ülkenin istikbali için çalışmak ve ecdada layık olabilmektir.
Bütün yeryüzü ümmettir deyip toprağa sınır çizmenin yanlış olduğunu savunanlar söz konusu şahsi mülkleriyse harita kadastro mühendisini getirtip bir santimetre karesine bile sınır çizip komşu arazisinden ayırıyorlar ya da ecdadından kalan vatan, bayrak, tarih mirasına sahip çıkmayanlar ailesinden kalan miras için mahkemeye giderler. İşine gelince mal, mülk, para ve meta gibi nesnelere aitlik duygusuyla yaklaşanlar; işine gelmeyince vatan, millet, bayrak, tarih, kültür gibi milli değerlere kendine ait değilmişçesine yabancı gibi davranırlar. Şehit kanlarıyla sulanmış kendi vatan toprağını basit bir toprak parçası olarak gören ve ay yıldızlı şanlı vatan bayrağını bez parçasına indirgeyen, vatan uğrunda ölen Mehmetçiklere şehit diyemeyen zihniyet, sömürgeci zihniyetin tuzağına av olan zihniyettir. Hatta böyle bir zihniyet sonucu vatan ve milliyet şuurundan koparılan milletlerin sömürgeciler tarafından işgaline zemin hazırlanır.
İşte Fransız sömürgeciler Maraş’ı işgal etmeye geldiklerinde Türk bayrağımızın indirilerek yerine Fransız bayrağının asıldığını görünce, cuma hutbesi vermek üzere minbere çıkan Ulu Camii’nin imamı Rıdvan Hoca, Türk bayrağını eline alarak cemaate şöyle seslenir:
“Ey Cemaat, minbere Cuma Hutbesi için çıkmadım, bilesiniz. Cuma namazı hür insanlar için farzdır. Kalesinde kendi bayrağı dalgalanmayan bir memlekette Cuma Namazı kılınmaz. Önce bayrağımızı yeniden dalgalandıralım, sonra namazımızı kılalım” der. Rıdvan hoca ve cemaatinden oluşan halk kaleyi ele geçirerek Türk bayrağını yerine diktikten sonra o gün cuma namazını kalenin burcunda kılarlar. Çünkü cuma namazı özgür ve hür olanlar içindir, onlar biliyorlardı; müstemleke yabancı devletlerin bayrağı altında cuma namazı kılınmayacağını, Mithat Cemal Kuntay’ın “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, / Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” sözlerinde vurguladığı gibi uğrunda ölecek bir vatan bayrağı vardı, o bayrak ki atalarının şehit kanlarıyla sulanmış bir emanetti.
Yine Mehmed Akif’in İstiklal Marşı’nda dile getirdiği “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ…” mısralarında olduğu gibi ciğerlerimizden aldığımız oksijen kadar mühim ve hayati olan vatanımız olmadan gözümüzde hiçbir şeyin kıymet-i harbiyesi yoktur.