SEYAHATNAME-Ahmet Belada – Hac Günlüğü – 1 “İki Konuda Kendimle Anlaşma Yaptım”

SEYAHATNAME-Ahmet Belada – Hac Günlüğü – 1 “İki Konuda Kendimle Anlaşma Yaptım”

Aksakallı bir koca

Bilinmez hâli nice

Emek vermesin Hacca

Bir gönül yıkar ise!

Yunus Emre der, Hacca

Gerekse var bin Hacca

Hepsinden iyice

Bir gönüle girmektir.

Yunus Emre

Peygamberimiz: “(İbadet için) sadece şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksâ…”. Bu ilahi fermandan olacak ki hemen her Müslüman, buralara gitmek için çeşitli fedakarlıklarda bulunmaktalar.

Aynı duyguyla o kutlu mekâna gitmek için müracaatta bulundum. On yılı geçti ve hala çıkmadı. Allah nasip etti bu yıl (2018) hadis-i şerifte geçen iki mescide (Kâbe ve Mescid-i Nebevî) gitme imkânı buldum. Böylece Efendimizin hadisinde bahsettiği üç kutlu mekânı da ziyaret etme imkânım oldu.

On yıldır çıkmayan hac işi nasıl oldu?

Okul arkadaşım Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanı olup göreve başladıktan bir müddet sonra, yazarlığını ve yayın kurulu üyeliğini yaptığım Sebîlürreşad dergisi yazar ve yöneticileriyle ziyaretinde bulunduk. Ziyaretten ayrılırken Başkan’a; “Hocam arzu ederseniz resmi veya fahri olarak danışmanlığınızı yapabilirim.” dedim. Ziyaretten birkaç gün sonra önce telefonla, ardından davet ederek bu hususu değerlendirdik. Sonunda “Müşavir” olarak kendisine yardımcı olmamı istedi. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra 21 Kasım 2017’de Diyanet İşleri Başkanlığında müşavir/danışman olarak göreve başladım.

Dışarıdan tanıdığım kurumu, içeriden tanımaya çalışıyordum. Başkan, görev olarak medreselerle ilgili çalışmamı, neler yapacağımı, nasıl çalışacağımı ise Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile yürütmemi istedi.

Benim için sürpriz bir gelişme oldu. Resmi bir görüşme için Başbakanlığa ait özel bir uçakla, Suudi Arabistan’a gidecek listede benim de ismim vardı. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleştirdiğimiz görüşmelerin ardından umre yapamadan Türkiye’ye dönmek durumunda kaldık. Bu kadar yaklaşıp umre yapamamak ben dâhil heyetteki diğer arkadaşları da üzdü. Ne ki program böyleydi.

Geldikten bir müddet sonra, Başkan’la görüşürken; “Başkanım umre yapmadığımızı biliyorsunuz…” dedim. Bu arada Başkan hacca gidip gitmediğimi sordu. On yıldır beklediğimi fakat bir türlü kuradan çıkmadığını söyledim.

Bu konuyu bir daha konuşmadık. Ta ki, Hac mevsimi gelip Diyanet’ten gideceklerin belirlendiği ana kadar. Yeni bir haber gelmedikçe de acaba bu yıl gidebilir miyim diye heyecanlanmadım değil! Nitekim 28 Haziran 2018’de özel kalem müdürü telefonla arayarak T.C. numaramı istedi. Verdikten sonra “hayırdır” dedim “hayır inşallah” dedi. Hacla ilgili bir durumun olduğunu tahmin ettim.

Bir müddet sonra Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü’nü ziyarete gittim. Ziyaretten maksadım elbette Hac meselesiydi. Nihayet oradan buradan biraz konuştuktan sonra konuyu Hacca getirdim. “Enver Bey, ben bu yıl gidebiliyor muyum? Gidiyorsam eğer hangi şartlarla ve ne zaman gidiyorum.” O da: “Gidiyorsun. Fetva ve İrşad ekibi içindesiniz” dedi. Dedi ama daha sahih bir bilgi için ilgili memurunu çağırarak net bilgi verdi. Artık hacı adayıyım. O andan itibaren içimi başka bir heyecan kapladı. Hac için herkesin yaptığını ben de yapacağım ama gel de gönle meram anlat… Bazen uykumda oralarda gezerken, bazen de gezerken bakarken kendimi oralarda hissediyor, oralara bakıyorum.

Nitekim tüm resmi işlemler tamamlanarak, perşembe günü (26.07.2018) vizem alınmış vaziyette pasaportum teslim edildi. Gidecek gün ve saatim belirlenmiş oldu. Bilette yazıldığına göre 1 Ağustos saat 16.10’da Esenboğa Havalimanı’ndan İstanbul Havalimanı’na, oradan da saat 20.20’de Cidde’ye uçacağım.

Cuma günü namazımı Hacı Bayram Cami’nde kılıp zaruri ihtiyacım olan başta “ihram” olmak üzere bazı malzemelerimi aldım. İhramı alırken tezgâhtarın; “Hocam diğer malzemen nasıl olursa olsun ama ihramın çok iyi olsun. Çünkü bu senin kefenin ve Allah’ın huzuruna bununla gideceksin.” sözü bana çok tesir etti. Fena olmayan bir ihram aldım. Dışarı çıktıktan sonra harem bölgesine vardığımızda söyleyeceğimiz; “lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innelhamde venniğmete leke velmülkü lâ şerikelek” telbiyeyi getirerek Allah’a niyazda bulundum.

Gitmeden kendimle iki konuda prensip anlaşması yaptım. Birincisi; her ne surette olursa olsun orada gördüğüm, görebileceğim muhtemel olumsuzluklardan hiç bahsetmemek, ikincisi; sosyal medyayı hiçe yakın veya minimum kullanmak. Çok rahatlıkla diyebilirim ki, her iki konuda da verdiğim sözü azami oranda tutmaya çalıştım.

İlk tuğlayı koyarsa mimar eğri,

Süreyya’ya dek gider duvar eğri

Şeyh Sadi

***

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.