MUHASEBE – İbrahim Cücük – Dört Ayet-i Kerime

MUHASEBE – İbrahim Cücük – Dört Ayet-i Kerime

1. “Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, Biz de sizin (küçük) günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir mevkie yerleştiririz.” (Nisa suresi, 4/31)

“Beş vakit namaz, gelecek cumaya kadar cuma (namazı) ve gelecek yıla kadar ramazan (ayı), büyük günahlardan sakınıldığı zaman aralarındaki küçük günahlara keffârettir.” (Müslim, Taharet, 16; Ahmed, II, 359.)

Büyük günahlardan sakınmayanın küçük günahlarının affedilmeyeceğinin net bir delilidir.

Ebû Hüreyre (ra), Rasûlullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu söyledi:

“Bir kimse her gün yüz defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve âlâ külli şey’in kadir derse, on köle âzâd etmiş kadar sevap kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur”. Rasûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa sübhânallâhi ve bi-hamdihî derse, onun günahları denizköpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır. (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11; Deavât, 64, 65; Müslim, Zikir, 28; Tirmizî, Daavât, 59, 62; İbni Mâce, Duâ, 14.)

Ayet-i kerime ve iki hadis-i şerifin bize söylediği ders şöyledir diyebiliriz:

Ayet ve iki hadisle, haramlardan sakınılınca küçük günahların bağışlanacağı bildirilmektedir.

Bütün hadislerde geçen terhîb/uyarı ve terğîb/teşvik olarak bize söylenen sevapların, farzlar artı haramlardan sakınınca verileceği anlaşılmaktadır.

2. “Allah’tan olan rahmetledir ki onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı olsaydın muhakkak etrafından dağılırlardı. Artık onları(n sana olan hatalarını) affet, onlar için (Allah’a karşı yaptıkları günahlardan dolayı Allah’tan) mağfiret dile! Onlarla (hakkında nass olmayan her) iş hakkında istişare et. Azmedince de Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah (kendisine) tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/159)

Yumuşak davranmak ilâhî bir lütuftur. Allah Teâlâ’dan bunu isteyelim.

Kabalık ve katılık insanları idareciden ve rehberden uzaklaştırır.

Liderlere ve rehberlere yakışan kemaldir. Kemal mevkiindekilere yakışan aftır.

Liderler hem kendilerinden hem halkından ve cemaatlerinden sorumlu olduklarından dolayı onlar adına da Allah’tan mağfiret dilerler.

Bu ayet-i kerime, Uhud harbinden sonra nazil oldu. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in emri terk edildiğinden dolayı çok zararlar oldu ve harp kaybedildi. Burada da görüldüğü gibi, elçiye isyan, elçiyi gönderene isyan sayılmıştır. İşte hem Peygamberimizin kendisine yapılan yanlıştan dolayı hem de bu yanlışın Allah’a saygısızlık sayılmasından dolayı ayette, “Allah’tan onlar adına af dile” buyurulmuştur.

Liderin ve rehberin çevresiyle istişare etmesi, onları insan yerine koyduğundan atılımlarını ve katılımlarını sağlar.

Lider veya rehberin istişare neticesinde azınlığın mı yoksa çoğunluğun mu fikrine uyacağı burada açıkça belirtilmemiştir. Demek ki serbestlik var.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), üç şekilde hareket etmiştir:

a) İstişare etmiş, bazen kendi fikrine göre hareket etmiştir.

b) Bazen azınlığın fikrine göre hareket etmiştir.

c) Bazen de çoğunluğun fikrine göre hareket etmiştir.

Karar verip azmedince aklına değil, ashabına değil, Allah’a tevekkül edip dayanması emredilmiştir. Zira sebepler yaratıcı değildir. Yaratıcı Allah Teâlâ’dır.

“Allah, kendisine tevekkül edeni sever” ifadesinin anlamı, Allah ihsan eder, iyilik eder, ahirette de cennet verir demektir.

3. “Ey iman edenler! Allah’tan sabırla ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153)

Sabırla yardım istemek, fiilî duadır, bir şeyi elde etmenin şartlarını yerine getirmektir.

Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeye hapsetmektir.

Allah’ın kader hükmüne kızmaktan kalbi, şikâyetçi olmaktan dili ve isyandan da bedeni tutmaktır.

İlk farz iman, farzdan önce farz ilim, farzdan sonra farz olan namazla yardım istemek.

Namazda; vücudun teninde, elbisesinde ve namaz kıldığı yerde, temizlik; Kâbe’ye yönelme, tazarru, ilâhî mesaj olan her rekâtında Kur’ân-ı Kerim’in fihristesi ve hayata yön veren Fatiha mevcuttur.

Demek ki Allah’a temiz olarak yalvarılacak, Kâbe’ye yönelinecek, yalvarılacak, hem de Kur’ân-ı Kerim’in fihristesi ve özeti olan Fatiha’nın da mesajını alarak yalvarılacaktır.

Yalvaran mü’min, daima haramlardan sakınan, farzları da yerine getiren kimse olmalıdır ki Allah’ın beraberliğini kazanabilsin.

Allah Teâlâ’nın beraberliği, yardım etmesi, ihsan etmesi, ilham etmesi, zafer nasip etmesi ve sabra muvaffak kılmasıdır.

4. “Hayır (öyle değil), kim seyyie/kötülük işler ve hatîesi/suçu kendisini çepeçevre kuşatırsa, onlar cehennemliklerdir. İşte onlar orada ebedî kalıcıdırlar.” (Bakara, 2/81)

Ayet-i kerimede geçen seyyie kelimesi, küçük günahtır; hatîe kelimesi, büyük günahtır.

Onlar niçin ebedî cehennemlik oldular? Ölürken kâfir olarak öldükleri içindir.

Neden kâfir olarak öldüler? Önce küçük günah işlediler. Küçük günah işlemeye devem ede ede, büyük günah işlemeye başladılar.

Büyük günahları da işleye işleye, büyük günah işlemeyi normal görmeye başladılar.

Sübutu kat’î ve delâlet-i katî ile sabit olan bir yasağı (haramı) işlemeyi normal-helal görmek küfürdür.

Sübutu kat’î ve delâlet-i katî ile sabit olan bir emri (farzı) terk etmek de haramdır, büyük günahtır. İşte bu haramı işlemeyi yani farzı terk etmeyi de helal görmek küfürdür.

Bu küfür itikadıyla da öldükleri için cehennemde ebedî olarak kalıcıdırlar.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.