MEFKURE-Zeki Soyak – İçimizi Kemiren Güve “Batı Hayranlığı”

MEFKURE-Zeki Soyak – İçimizi Kemiren Güve “Batı Hayranlığı”

Kör bir taklit, kötüyü taklit, fert ve toplumları içten içe kemiren, özünü sömüren bir güvedir. Çoğu kez kişiler kendi içinde oluşan, kendisinden bir parça, bir karakter haline gelen bu hastalığı fark edemez. Hatta onu bir meziyet, bir üstünlük kabul edip şiddetle savunur. Muhaliflerini acımasızca eleştirir, itham eder.

Bu bulaşıcı hastalık, kendi değerlerine, kendi özüne bağlılığı zayıflatan ve kopan toplumlarda daha çok etkili olur.

Son iki asırdan beri dini duyarlılığı, ahlâkî değerlerine, tarihine bağlılığı kademe kademe zayıflayan, dolayısıyla siyasî, iktisadî, teknolojik ve benzeri sahalarda geri kalan Müslüman toplumlarda, bilhassa okumuşlar arasında Batı toplumuna karşı bir aşağılık duygusu oluşmaya başladı. Bu aşağılık duygusu, zamanla Batı’ya karşı bir hayranlığa ve kör bir taklide dönüştü.

İslam milletinin geri kalmışlığı, kendi değerlerimizden kopmamızda, kulluk heyecanımızı, İslam milletini hâkim unsur, en ileri unsur yapma heyecanımızı kaybedip, kahredici bir atalete duçar olmamızda arayacak, bunu izale etmek için çareler düşünecek, çaba gösterecek yerde, her köksüz hareketin, her basit karakterin tercih ettiği yöntem benimsenerek, geri kalmışlığın sebebi olarak yüce dinimizi gösterme densizliği yapıldı.

Batı’nın ulaştığı refah seviyesine ulaşmak, gelişmiş ülkeleri yakalamak için Batı tarzı bir düşünce, Batı tarzı bir hayat durmadan telkin edilirken; dinimize, tarihimize hayâsızca saldırıldı.

Batı ülkelerinde tahsil yapan gençlerimiz kendi dinine, kendi tarihine düşmanlığa varan düşünceler, fikirler edinerek döndüler. Ülkemizde Batı emperyalizminin gönüllü fedaileri olarak, milleti, vatanı kurtarmak adına çalıştılar ve çok büyük tahribat yaptılar.

Bir kısım ilim ehli kişiler bile maalesef bu hastalığa yakalandılar. Dinde reform ihanet ve saçmalığına direk veya dolaylı olarak destek verdiler. Güya Kur’an’ı asrın icaplarına göre yeniden yorumlayacaklar, Batı’ya karşı İslam’ı savunacaklar!

Bu sakim anlayışları ve çabaları ile din düşmanlarına, Batı medeniyetini, Batı hayat tarzını din gibi algılayan bir kısım kapkara cahil, bir kısım hain nice kişilere, nice mihraklara fırsat verdiler. İslam’a saldırılarına zemin hazırladılar.

Hâlbuki doğru olan, yapılması gereken yapılmış olsa, yani İslam ülkelerinin geri kalmışlığının gerçek sebebinin dinimizden uzaklaşmamız olduğu vurgulanıp, dinimize samimiyetle sarılıp bir Müslüman olarak yapmamız gerekenleri yaptığımız dönemlerde dünyanın en medeni, her sahada en üstün milleti olduğumuz çok çarpıcı örnekleri ile anlatılsa, yeni bir azim, gayret ve heyecanla millet ayağa kaldırılıp şahlandırılsaydı, bugün bu durumda olmayacaktık.

Bugün, sosyalizm, demokrasi yalanları adına yapılan zulümler olmayacak; Müslim, gayrimüslim bütün milletler gerçek manada temel hak ve hürriyetlerine sahip olacaklardı. Kurtarıcı postuna bürünmüş Amerika, Batı ve komünist ülkelerin zulümleri böyle gitmeyecekti.

İlim ehli arasında dinde reform hareketinin ilk öncüleri Cemalettin Efganî ve başta Muhammed Abduh olmak üzere onun talebeleridir.

1800’lü yıllarda yaşayan Cemalettin Efganî, azılı bir İslam düşmanı olan Renan’ın Sorbon’da yaptığı bir konuşmasına karşı güya Müslümanları müdafaa için yazdığı mektubunda:

“Artık Hıristiyan toplumlar işaret ettiğim iptidaî merhaleden uzaklaşmışlardır. Terakki ve ilim yolunda dev adımlarla ilerlemektedirler. İslam toplumu ise dinin vesayetinden kurtulamamıştır.” demektedir.

İşte muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için çıkar yol olarak, Kur’an’ı yeni bir anlayışla yorumlamak ve Müslümanların dinin vesayetinden kurtulması öngörülüyor.

Son ve ekmel dini, bozulmuş, tamamen aslından çıkarılmış Hıristiyanlıkla bir tutuyor ve Hıristiyanlar nasıl dinin vesayetinden çıkarak kurtulmuş ise Müslümanlar da İslam dininin vesayetinden kurtularak ilerleyebilirler deniliyor, Allahümmahfaznâ.

Mektubun diğer bir yerinde:

“Burada mösyö Renan’ın huzurunda İslam dininin müdafaasını değil, yüz milyonlarca Müslüman’ın müdafaasını yapıyorum. Bu ümit gerçekleşmezse barbarlık ve cehalet içinde mahvolurlar. Filhakika İslam dini ilmi boğmaya ve terakkiyi durdurmaya gayret etmiştir.” diyor ve İslam dinine, tarihin şahit olduğu en üstün İslam medeniyetine, hâlen buluşları, görüşleri, fikirleri, ilmi seviyeleri ile insanlık ufkunu aydınlatan geçmiş âlimlerimize bühtan ediyor.

Elbette bu sayfalar böyle çok mühim bir konuyu anlatmaya yeterli değildir.

Ancak bugün aynı yolda yürüyen, Kur’an’ı yeni bir anlayışla yorumlamak gerektiği iddiasıyla yola çıkan, hadisleri inkâr eden, Kur’an ayetlerini kendi düşüncelerini, kendi bozuk fikirlerini desteklemek için tevil eden, yanlış yorumlayan, geçmiş âlimlerimizi küçümseyen, Batı hayranı bu küçük insanların bilerek veya bilmeyerek, gafletle yaptıkları tahribat anlaşılsın diye böyle bir yazıya gerek duydum.

Gaflete düşen veya bilerek İslam’ı tahribe yönelen kişiler her zaman ve her devirde olagelmişlerdir.

Bunlara karşı İslam’ın gerçeklerini savunan, milleti uyaran âlimlerimiz de asla eksik olmamıştır. Onlara minnettarız. Zamanımız ilim adamları da bu sakim anlayışa, bu tahripkâr gidişata dur demek için seslerini daha da yükseltmelidirler.

Milletimizi köklerinden koparmak, hayat damarlarını kesmek isteyen şer güçlere karşı mücadele etmelidirler.

İslam ülkelerinin geri kalmışlığını sona erdirmek, en ileri seviyelere yükselmek, yeniden dirilip, zilletten, meskenetten kurtulmak, Amerika, Batı ve ateist toplumların zulüm ve baskılarından kurtulup yeniden izzet ve şerefimize kavuşmak istiyorsak çözüm ve çare kendimizdedir. Dinimizdedir. Asırlardır oluşturduğumuz yüksek medeniyetimizdedir. Ona yeniden ulaştığımız, onu anladığımız ve ona göre yaşadığımız zaman kurtulacağız.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.