MEFKURE – Değerlerimize Mukayyet Olalım / Zeki Soyak

Toplumumuz içten bir çürümüşlük, içten bir kokuşmuşluk yaşıyor. Farkında olanlar var, olmayanlar var. Farkında olanlar azın azı. Onlar da bu kötü gidişata dur diyecek iradeyi gösteremiyorlar. Gösterenler yok değil. Fakat onlar da bu azın azı içinde azın azıdırlar. Bunlar da kendi aralarında yeterli derecede organize olamamışlar. İçten içe yanıp kavruluyorlar. Mum misali, etrafındakileri aydınlatmak için kendileri yanıyorlar. Ancak kaç kişi aydınlanıyor, kaç kişi nasipleniyor, ne dereceye kadar aydınlanıyor, ne dereceye kadar nasipleniyor?
İdrak, feraset ve basiretin körleştiği, vicdanların katılaştığı durumlarda öyle korkunç hadiseler zuhur eder ki, böyle durumlarda eskiler: “Ya Rabbi, aklıma mukayyet ol!” derlerdi.
Çağımızda, dindışılık, ahlâksızlık, küfür yobazlığı, ideolojik bağnazlıklar, zulümler öyle boyutlar kazandı ki zamanımız Müslümanı: “Ya Rabbi, imanıma mukayyet ol!” demek durumunda kalmaktadır.
İmanımıza mukayyet olmalı, hem de son nefesimize kadar. Son nefesimizde lisanımız kelime-i tevhidin, kelime-i şahadetin zikrinden yaş olmalıdır. Yani son nefesimizde lisanımız kelime-i tevhidin rahmet yağmurları ile ıslanmalıdır.
Her şey İslam içindi.
Ya şimdi?
İslam’ın hâkim olduğu devirlerde her şey imanı muhafaza etmeye, kemalleştirmeye yardımcı olacak şekilde düzenlenmişti.
A’dan Z’ye resmî, gayriresmî müesseseler Müslümanların;
Rablerini tanımaları,
Dinlerini sağlıklı bir şekilde öğrenmeleri,
İmanlarının gerektirdiği şekilde yaşamaları,
İyi bir insan, iyi bir Müslüman olmaları,
Bir fazilet toplumu oluşturmaları,
Hülasa, bütün iyiliklerin, güzelliklerin doruğuna yükselmeleri için çaba göstermekte, her türlü imkânı sağlamakta idi.
Ya zamanımızda? Bırakın imanın, İslam’ın muhafazası, Müslümanın çeşit çeşit kötülüklerden korunması; İslam’ı tahrip etmek, Müslümanları inandığı gibi yaşamaktan men etmek, engel olmak için türlü türlü melanetler, çeşit çeşit hinoğluhinlikler yapılmakta, bu konuda şer güçleri bütün imkânlarını seferber etmektedirler.
İnsanımız, öncelikle gençlerimiz;
Aşağılık, tiksindirici yayınların,
Ateist ve satanistlerin,
Misyoner faaliyetlerinin,
Yanlış eğitim sisteminin,
Dünyaperestlik, maddeperestliğin kıskacında gayesiz, şuursuz, günübirlik nefsânî arzuların, şehevânî isteklerin zebunu haline gelmiştir.
En kötü emperyalizm, kültür emperyalizmidir. İnsanımız ve özellikle gençliğimiz, Batı’nın, Kuzey’in, kokuşmuş hiçbir insanî değeri olmayan kültürlerinin kıskacında benliğini, kimliğini kaybetmiş durumdadır.
Devleti yönetenler, milleti ile ve milletin değerleri ile çatışma halinde olamaz. Milletin dinî ve millî kimliğini kabullenmek, diniyle, tarihiyle, tüm değerleri ile barışık olmak, toplumun yozlaşmasına ve yabancılaşmasına engel olmak, gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Aksi takdirde meşruluğunu kaybeder, milletine, vatanına karşı mesul duruma düşer.
Devleti yönetenler çok uyanık, feraset ve basiret sahibi olmak mecburiyetindedirler. Böyle olmadığı takdirde bir kısım çıkarcıların, bir kısım iç ve dış şer odaklarının yalan yanlış telkinlerine kapılır, tuzaklarına düşer, kendi milletine, tarihine, millî ve dinî değerlerine ters icraatlar yaparak birçok zulümlere imza atmış olurlar.