MAVERADAN MACERAYA-Hamdi Öz – Çam da Bizim Kozalak da Biziz
Değerli Kardeşlerim,
“İBB davası, ABD-İran-İsrail Savaşı. Ramazan-Cami ve Hayat” zihnimde gündem oldu. Haber merkezleri Silivri Mahkemesinde görülen İmamoğlu Suç Örgütü davası haberlerini veriyordu. Duruşma Salonu dışına kurulan çadırlarda ifadeleri alınacak itirafçılara ve gizli tanıklara gözdağı vermek için adeta barikat kuruluyordu. Mahkeme heyeti huzurunda söz isteme bahanesiyle çıngar çıkarıp duruşmanın ertelenmesine zemin hazırlanıyordu. Halbuki Adalet sarayları devlete meydan okunacak mekanlar değildi. Yargının tokmağını Osmanlı tokadı gibi yemenin korkusu ile yaşayanlar tarafından toplumun sinir uçları saz teli gibi gerilmişti.
Bir dönem Cumhurbaşkanımızın da İBB Başkanı iken okuduğu şiir bahane edilerek rejim tarafından tutuklanıp bayram arifesinde Pınarhisar Cezaevine gönderildiğini hatırladım. Kendi kendime “etme bulursun, inleme ölürsün, gülme komşuna gelir başına” demeye başladım. Hapishanelerin her mahkûma yol vermeyeceğini anladım. Bu nedenle kimse kendinin Hz. Yusuf veya Mandela olacağını zannetmesin. Demek ki adalet her dönem ve herkes için lazımdır. Uğrulardan aleme cihangir olmaz. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Hırsız, peygamber kızı da olsa affedilmez. MASAK raporları ile teyit edildiği açıklanan 3800 sahife iddianameye iftiraname diyenler kaybedeceklerini anladıkları için cambaz edasıyla mahkeme salonlarına gölge düşürmek istiyordu. Verilen ara karardan sonra duruşmalar Nisan ayına tehir edildi. Ayva çiçek açacağa, her şey güzel olacağa benziyordu. Aynı dünya görüşüne sahip gizli tanıklar ile aşikâr sanıklar arasındaki kavganın nereye kadar uzanacağını tahmin edemiyorum. Zira; masumiyet karinesi ve siyasi itibarı kaybolmuş CHF’nin sadakta kalan hatırası kızıl oklarıydı.
Dünyanın gündeminde ise Amerika -İran ve İsrail Savaşı vardı. 12 İmam katarına 12 günde ayar vermeye çalışan Akabe Cemresi dünyanın gözü önünde orta mahallenin halkına zulüm ve ölümü reva görüyor, okyanus ötesinden meydan okuyordu. İran’daki rejimin dini liderleri ortadan kaldırıldı/şehit edildi. Körfez ülkelerini ateşe veren Azazil; “Ben bir şey yapmadım, sadece dananın kuyruğunu gevşettim, şeytan bunun neresinde?” demeye başladı. Hâlbuki Kızıldeniz taşıyor, yedi kocalı Hürmüz ağlıyordu. Odesa da perde kapanmış, tiyatro Kızıldeniz’de devam ediyordu. Dünya bir avuç katil Siyonist, zalim Evangelist ve fasık Şii yüzünden kaosa sürükleniyordu.
Gençlik yıllarımdan bugüne, halkı Müslüman ülkelerde yaşanan savaşların neden Ramazan aylarında olduğunu merak ederim. Oysaki Peygamber Efendimiz bu mübarek ayı müminler için başı rahmet ve bereket, ortası mağfiret ve manevi arınma, sonu da cehennemden azat olmak şeklinde müjdelemişti. Madem öyle, neden İslam ülkelerinde her yıl on bir ayın sultanı ağlıyor? Niçin şehrin girişi tehdit ve zulüm ile kapatılıyor? Neden her sabah Orta Doğu kan ve gözyaşı ile uyanıyor? Niçin hep Müslüman çocuklar öldürülüyor? Rahmet ayının sonu niçin azap ölüm ve şehadet ile sonuçlanıyor? Havaya, suya ve toprağa düşen cemreler niçin insanların gönüllerine düşmüyor? Misket bombaları ve şarapnel parçaları niçin zalimlerin ciğerine saplanmıyor? Demek ki hadis-i şerifteki belirtilen müminlerin kimlik/kişilik sorunu yüzünden Allah bu zalimleri bize musallat ediyor. Barışın gelmesi baharın gelmesine benzemez. Umarım bu saatten sonra kimse erik dalında koz elma ağacında muz aramaz, üzüm yemek bahanesiyle bağcıyı dövmez. Zira; bölgeye bir gece ansızın gelecek yiğitleri bekleyen mazlumlar var. Dünyaya iyiliğin egemen olmasını isteyen aslanlar var.
Kelimeler manaların örüldüğü yapı taşlarıdır. Mesela koz kelimesiFarsçada ceviz demektirKozalak iseçamların tepesinde oluşan tohumluktur. Peygamber Efendimiz, Allah’a olan ümidini yitirmeyen, yalnızlık-umutsuzluk ve bağımlılık girdabına girmeyen müminleri çam ağacına benzetmiştir. Elhamdülillah, çam da bizim kozalak da biziz. Kodumuz modumuza, adımız sanımıza uygun olmalıdır. Koza ayrıca ipek böceğinin ördüğü ve içine kapandığı hücredir. Bir kişinin içine kapanmasına, inzivaya çekilmesine ve Ramazan ayında itikafa girmesine, kozasına çekildi denilmesi bundandır.
15 Temmuz Hain Darbe Girişimi/PDY Hareketine, İpek Koza Altın İşletmesi büyük destek vermişti. Darbe planlarının bir kısmının Kozaklı termallerinde yapıldığı ifşa edilmişti. Artık İmamoğlu kod adıyla orduya, polise, yargıya egemen olmak isteyen kahverengi hücrelerin duruşma salonlarında zıplamaları boşunadır. Zira milletin feraseti hırsızı arsızdan, yolcuyu yolsuzdan, soyluyu soysuzdan ve huyluyu huysuzdan ayırabilecek güçtedir. Yavuz hırsız ev sahibini bastıramaz.
Koza Hanı,Bursa’da Sultan İkinci Bayezid tarafından yaptırılan meşhur bir iş hanı ve ipek ticareti merkezidir. Kozak, milletler veya beylikler arası anlaşma, devlet başkanı sultanlar ve vezirlerine ait önemli mektup, tezkere vb. önemli evrakı bağlayan kordonlar içinden geçirilerek üzerine bal mumu eritilip dökülen ve mühürlenen yuvarlak kutudur. Kozaklı belgelerin ve mühürlenerek saklanan eserlerin uzantısı Hititlere kadar dayanmaktadır.
En son, sadaktan bir ok, kozaktan bir ferman çıktı. Bu kozak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kozaklı’ya geldi. Nevşehir’in sessiz, sakin, ıssız ama şirin bir ilçesi adalet makamını buldu. Bir gece ansızın Külliye’den esen kader Küllüce üzerinden Aylı köyüne kadar ulaştı. Devletin Adalet kuşu, Akın Gürlek Bey’in omuzlarına kondu. Vaziyet mafyanın kökü kazınacaktır. Müdafaoğullarına kadar uzanan Samanyolu galaksisi deşifre edilerek milletin geleceğini çalan hırsızlar cezalandırılacaktır. Şeceresi Kozanoğullarına dayanan Kozaklılılar Anadolu’da bir döneme hükmeden Ermeni Krallığını yıkmıştı. Kozanoğulları, Çapanoğulları ile beraber olup Osmanlı Devleti’nin ayağına dolaşan Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya karşı direnmişti.
Güzel Atlar Diyarı Kapadokya, ilk ismi Nyssa adını Ortodoks Papazı Rahip Basel’in kızından almıştı. Haydut Bizans mafyasının başkenti olduğu bir dönemde Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirleri, İsa’nın Havarilerini gören Hristiyanların sığınma merkezleri olmuştu.
1081 yılında Sultan Alpaslan’ın yakın koruma askerlerinden Battal Gazi, İstanbul’a; Dur Hasan ve Danişmend Ahmed Gazi Muşkara’ya yerleşmişti. Hacıbektaş Veli, Yeniçeri Ocağı’nda yetişen dervişleri ile Devlet-i Âliye’ye omuz vermişti. Lale Devri’nin öncüsü Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, Çırağan Sarayı’nı yaptırmış, kurduğu Tulumbacı Ocağı ile yangınları söndürmüş, ülkeler ile imzalanan barış antlaşmaları sayesinde devlete derin bir nefes aldırmıştı.
20 Temmuz 1954’te, Adnan Menderes’in iktidarı döneminde vilayet olan Nevşehir’in nüfusu şehrin giriş tabelasında, nüfuzu ise plaka kodunda aşikardır. Elli yüzün yarısıdır. Adalet terazisi de böyledir. Umarız ve dileriz ki terazinin altına kâğıt kısılmasın. Hırsızı kovalayalım derken arsızın elinde rehin kalınmasın. Devlet adaleti ve iyiliği ile yaşar. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!
Görevine yeni atanan Adalet Bakanımızı tebrik ederiz.