LA HAVLE- TEFEKKÜRE DÂVET

Gel kardeşim, seninle şöyle kalıp baş başa,
Hayatı, hadisâtı, eyleyelim temâşa…
Hamdolsun önce bizi halk eden Rabbimiz’e,
Çok şükür İslâm gibi bir nimet vermiş bize.
Bir Peygamber göndermiş, âleme rahmet diye,
Son Rasûl’e son kitap, çekmeyin zahmet diye.
İlk emri “Oku” ile başlıyor kutsal kitap,
İnsan için ne şeref, böyle yüce bir hitap.
“Eşref-i mahlûk” diye O yarattı insanı,
Öyleyse kadrini bil, şükret, Allah’ı tanı.
İnsanların, cinlerin yaratılış gâyesi,
Yalnız O’na kulluktur, var ise bir pâyesi.
Çünkü O âlemleri yaratan, yaşatandır.
Kudretiyle, nûruyla, rahmetle kuşatandır.
Yaratılan ne varsa, ne boş, ne de gereksiz.
Bak şu masmavi gökler nasıl durur direksiz…
Ne bir yerde dikiş var, ne yırtık, ne de yama,
Geceler tefekkürde ay ve yıldızlı semâ…
Ne muhteşem manzara, seyrine doyulmuyor,
Kâinatın zikrinden başka ses duyulmuyor…
Sabah tekrar doğacak, dün akşam batan güneş.
Hasretle bekliyorum, ufkumu tutan güneş…
Uyanıyor anneler, uyanıyor bebekler,
Allah kuldan ne ister, kul Allah’tan ne bekler?
Yağan karda, yağmurda, esen yelde “Hû” sesi.
Onlarında biz gibi sayılıdır nefesi…
Kök, gövde, yaprak çiçek, meyve veren dala bak,
Arı’da sır muhabbet, peteğe bak, bala bak…
Yılan yerde sürünür, kuş gökte kanat çırpar,
Gönül gözü kör olan, döner kendine çarpar…
Kim hükmeden deryaya, denize, ırmaklara?
Kim vurdu bu mühürü küçücük parmaklara?
Saçlar niçin uzarda, kaş ve kirpik uzamaz?
O’nun hükmü bâkidir, fâni kullar bozamaz.
Böyle bir Mevlâmız var, inandım O’nun hüküm.
Seve seve çekerim ağır olsa da yüküm…
Yolculuk sonsuzluğa, dünya geçici handır.
Ne yaşarsan bu handa bil ki bir imtihandır…
Müslümansın ne mutlu, kaza kader ne ise,
Râzı ol Yaratandan sakın düşme ye’ise…
Kula kul olma yeter, karşı safta yer tutma,
Bir ALLAH’ı ve bir de ÖLÜM’ü hiç unutma!
Sahip çık her millî ve mânevi değerine,
Takılma; “fakat, lâkin, ama ve eğer”ine…
Mukaddesat adına ne varsa hepsi bizim,
Muhafaza etmek de görevimiz azizim…
Bu can bize emânet, vatan bize emânet,
Bağrımızda kefensiz yatan bize emânet…
Uyuma! Uyanık ol, dostu düşmanı tanı,
Çünkü yoktur düşmanın ne dini ne imanı…
El uzatır namusa, gider mâbedi yıkar,
Zâlimdir, zulmetmekten ne usanır, ne bıkar…
Kim besledi büyüttü, şu soysuz kindar nesli?
Kininden kan kusuyor gördükçe dindar nesli…
Öldü zannetme sakın Firavunlar, Nemrutlar…
Resmi geçit yapıyor meydanda çağdaş putlar!
“Lâ İlâhe İllallah” diyeni dışlıyorlar,
Putperestler putları nasıl alkışlıyorlar!
Karanlık aydınlarla taklitçilik illeti,
Koparır inancından, tarihinden Milleti!
Açılınca kapılar, pencereler Batı’ya,
Temeldeki feryatlar ulaşmıyor çatıya.
“Modernlik” diye diye, “çağdaşlık” diye diye,
Kurbanlık kuzuları karanlık bir vâdiye
Uluyarak çağırır çağdaş çakallar, kurtlar,
Baykuşlar yuva yapmış işte virâne yurtlar…
Sarığıyla sallandı sehpalarda âlimler,
Suçu ne? Günâhı ne? Söyleyin, Ey zâlimler!
Kan akıyor, Gül suyu damıttık imbiklerden,
Ne çektik, neler çektik, çağ içi dümbüklerden!
Çağ çağ diye tepinip, çağlara tuzak kurun,
Ey asrın despotları, bizlerden uzak durun!
Bir nebze insan olun, tarihten ders alalım.
Çağınız sizin olsun, biz “çağ dışı (!)” kalalım…
Abdullah GÜLCEMAL