KUR’AN İKLİMİ – Abdulkadir Yılmaz – İşini Güzel Yapanların Mükâfatı
“…Allah, iyilik eden ve işini güzel yapanların mükâfatını asla zayi etmez.” (Tevbe, 129)
Rabbimiz, biz kullarından iyi olmamızı, iyilerden olmamızı istemektedir. İyilik nedir? İyi olmak, iyilerden olmak nasıl olur, onları da hayat rehberimiz olan yüce kitabımızda bize en net şekilde belirtiyor. Gerçek iyiliğin Allah’a ve ahirete iman temelinin üzerine namaz başta olmak üzere bütün ibadetlerimizi en güzel şekilde yerine getirerek kuracağımız kulluk/kişilik binasını, fakiri fukarayı gözetmek, paylaşmak, yetimi, esiri, garibanı korumak, sabırlı ve güzel ahlaklı olmak, insanlar için iyilik düşünmek, kötü duygu ve düşüncelerden uzak durmak mefruşatı ile süslemek, dizayn etmek olduğunu söylüyor:
“Yüzlerinizi doğu ya da batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanan; malını sevdiği halde akrabasına, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, dilenenlere, hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren; namazı dosdoğru kılıp zekâtı ödeyen; antlaşma yaptığında sözünde duran; sıkıntı, darlık, hastalık ve şiddetli savaş zamanlarında sabredenlerin yaptığıdır. Kulluklarında samimi ve dürüst olanlar işte bunlardır; gerçek takvâ sahipleri de yine bunlardır.” (Bakara, 177)
Gerçek iyilik, ancak iyiliğin ne olduğuna karar verecek olan yegâne Hâkim’in (Allah’ın) gösterdiği iyiliktir. İyilerden olabilmek de yine ancak O’nun koyduğu şartlara uygun bir hayat tarzı ile mümkündür:
”… Asıl iyilik, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimsenin iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Bakara, 189)
Bir kulun yegâne gayesi, yaratıcısının rızasına, sevgisine ve takdirine layık olabilmektir. Yaratıcısı ondan razı ise bir kul için bundan büyük bir kazanç, bundan büyük bir mutluluk olamaz:
”Bir de iyilik edin ve yaptığınızı güzel yapın. Doğrusu Allah iyilik eden ve işini güzel yapanları sever.” (Bakara, 195)
İnsan acizdir, istediği bir şeyi kendi iradesiyle başaramaz, her konuda Allah’ın yardımına, lütfuna ihtiyacı vardır. İyi olabilmek, iyilerden olabilmek için de onun yardımına ihtiyacı vardır. Kul her konuda olduğu gibi bu konuda da sürekli Allah’a iltica etmeli, ondan yardım dilemeli ve hep dua halinde olmalıdır: “İnsanlardan bazıları da: Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azâbından koru, derler.” (Bakara, 201)
Kullarına karşı “Merhametlilerin en merhametlisi” olan Rabbimiz iyiliğe nasıl kavuşacağımızı, nasıl iyilerden olabileceğimizi de haber vermiştir; her güzele erişebilmenin bir bedeli olduğu gibi iyiliğe ulaşmanın da bedeli vardır. Bedeller çoğu zaman nimetle orantılı olur. Nimet ne kadar büyükse bedel de o oranda büyük olur. İyiliğe ulaşmak gerçekten büyük bir nimettir, onun için de en sevdiklerimizden vermek gerekir. Bu bazen çok sevdiğimiz bir mal olur, bazen “Hakkı Hâkim Kılmak” için malla birlikte can olur, bazen sevdiklerinden uzak kalmak, bazen çok hoşuna giden ortamdan mahrum kalmak…
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe erişemezsiniz. Küçük büyük her ne verirseniz, Allah onu kesinlikle bilir.” (Bakara, 92)
“Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan seçkin bir topluluk bulunsun. İşte onlar, doğru ve kalıcı yatırım yapıp kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Âl-i İmran, 104)
İyilerin bir değil, çok fazla vasıflarının olduğunu, çok çeşitli yollardan iyiliğe ulaşabileceğini de haber veriyor Yüce Kitabımız:
“O takvâ sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar, öfkelerini yutar ve insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever.” (Âl-i İmran, 134)
Kâinatın yegâne Hâkim’i ve Malik’i olan Rabbimiz, kullarını sonsuz nimetlerle donatmaya kadirdir. O’nun hazineleri ve mülkü sınırsızdır. Müminleri dünyada temiz ve güzel yaşattığı gibi, onlara ahirette de sayısız ve sonsuz nimetler vermeye kadirdir:
“Allah da onlara hem dünya nimetlerini hem de âhiret mükâfatının en güzelini verdi. Çünkü Allah, böyle iyilik ve ihsân sahiplerini sever.” (Âl-i İmran, 148)
En büyük iyilik, Yaratan’a verilen sözü tutmaktır. Kendisine karşı çok büyük sevgi besleyen, zorda-darda O’nun rızasından ayrılmayan, canını-malını O’nun yolunda feda edebilen kullarını Rabbimiz çok seviyor. Ahirette onları hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir aklın hayal edemediği nimetlerle ödüllendiriyor:
“O mü’minler, savaşta bunca yara aldıktan sonra bile, Allah ve Rasûlü’nün tekrar savaşa dönme çağrısına uymuşlardı. İşte böyle güzel davranışta bulunanlarla, Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelmekten sakınanları âhirette büyük mükâfatlar beklemektedir.” (Âl-i İmran, 172)
Rabbimiz cümlemize iyi olabilmeyi, iyilerden olabilmeyi nasip etsin ve her birimizi, meleklerin şu duasına nail kılsın: ‘’Ey Rabbimiz! Onları (müminleri) anne ve babalarından, eşlerinden ve evlatlarından salih olanlarla birlikte kendilerine vadettiğin Adn cennetlerine sok. Şüphesiz sen azizsin, hakimsin.’’ (Mü’min, 8)