KAPAK-Zekeriya Gültaş – Ulü’l Emre Karşı Edep ve Sorumluluklarımız
İtaat etmek insanın var olma nedeninin başında gelmektedir. Ahiret hayatı kendisine temel hedef olarak gösterilen Müslümanın yaşadığı geçici dünya hayatında Allah ve Resul’üne itaat etmesi imanın gereğidir. Çünkü İslam şeriatında tek otorite Allah’tır. Yani yasama, yürütme ve yargı yetkisi Allah’a aittir. İkinci sırada itaat edilmesi gerekenler Allah’ın elçileri olan peygamberlerdir. Üçüncü sırada ise halkın onayıyla başa gelen ve adaletle hükmeden emir sahibi yani ulü’l-emr diye Kur’an’da tarif edilen ümeradır.
Müslümanların kendi aralarında seçtikleri ya da yetki verdikleri yöneticilere (ulü’l-emr) denilmektedir. Hz. Peygamber’in şu hadisi ideal bir idarecinin veya ulü’l-emrin kim veya kimler olduğu konusunda bize bilgi vermektedir: “Kıyamet günü, Allah’ın en çok sevdiği ve yer itibarıyla O’na en yakını adil imam (devlet reisi), Allah’ın en sevmediği ve yer itibarıyla en uzağı ise zalim imam olacaktır.”
Ehl-i sünnet inancına göre, aralarında hüküm vermesi için Allah ve Resulünü hakem olarak kabul etmek mü’min olmanın gereğidir. Aynı şekilde adaletle hükmeden, Allah ve Resulünün emirlerine göre hareket eden ulü’l-emre itaat etmek de mü’min olmanın şiarındandır. Makamı ne olursa olsun, kamu hizmetini yürüten ve yönetim erkini elinde bulunduran yöneticiler, adaletle hükmetmeleri, Allah ve Resulüne itaat etmeleri ve dahası,
1. Ülkenin birliği ve dirliğine hizmet etmeleri,
2. Birey ve toplumun temel değerlerine önem vermeleri,
3. İnsanlar arasında etnik ayırımcılığa fırsat vermemeleri,
4. Toplumun genel ahlak kurallarına önem vermeleri,
5. Toplumun güvenliğini sağlamaları ve herkesin insanca yaşayabilecek ölçüde devletin imkânlarından eşit bir şekilde faydalandırmaları şartıyla; ulü’l-emr diye tarif edilen yöneticilere itaat etmek dini bir vecibedir.
Yönetilenlerin temelde devlet yöneticilerine (ulü’l-emr) karşı iki vazifesi vardır: Meşru işlerde zorluk çıkarmayıp kesinlikle yardımcı olmak ve desteklemek. Diğeri de legal hallerde itaat etmektir. Allah elçisi; adil yöneticiye itaati şöyle dile getirir: “Her kim bana itaat ederse, şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur ve her kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur. Her kim yöneticisine itaat ederse bana itaat; her kim yöneticisine isyan ederse bana isyan etmiş olur.”
Ulü’l-emre (yöneticilere/âlimlere) karşı edep; Allah ve Resulünün emirlerine aykırı olmadığı sürece meşru emirlerine uymak, toplumsal düzeni bozmamak, saygılı bir üslup kullanmak ve ıslahları için dua etmektir. İtaat İslam’a uygunluk çerçevesindedir; isyan emrine uyulmaz ancak nezaket korunur.
Ulü’l Emre Karşı Edep ve Davranış İlkeleri
Meşruiyet Çerçevesinde İtaat: Allah’a itaatsizlik sayılan bir emir dışında, yöneticilerin toplumu ilgilendiren hukuki ve meşru emirlerine uyulmalıdır.
Saygılı Üslup ve Tavır: Yöneticilere sövmek, hakaret etmek veya küçük düşürücü tavırlar sergilemek edebe aykırıdır. Konuşurken veya hitap ederken nezaket ve ağırbaşlılık korunmalıdır.
Dua ve Hayırhahlık: Yöneticilerin yanlış kararları varsa, onların doğruyu bulmaları ve adaletle hükmetmeleri için Allah’a dua edilmelidir.
Toplumsal Düzenin Korunması: Fitne çıkarmaktan, kaosa sebep olacak eylemlerden kaçınılmalı; istikrarın korunmasına gayret edilmelidir.
Hakkı Tavsiye (Uyarı): Yanlış bir uygulama görüldüğünde, üslubunca ve yapıcı bir şekilde uyarıda bulunulabilir, ancak bu süreç devlete başkaldırı (isyan) şekline dönüştürülmemelidir.
Özetle, ulü’l emre saygı, Allah’ın emrine olan itaatin bir yansıması olarak görülür; meşru sınırlar içinde itaat ve nezaket esastır.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde “Devlet başkanlarınızın en hayırlısı, sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size dua eden ve sizin duanızı alan kimselerdir. Devlet başkanlarınızın en kötüsü de size buğzeden ve sizin buğzunuza hedef olan, size lânet eden ve lânetinizi alan kimselerdir.”Hadîs-i şerîfi nakleden Avf İbni Mâlik hazretleri şöyle diyor; Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e:
– “Hal böyle olunca biz o kötü idarecileri başımızdan düşürmek için kendilerine karşı tavır alalım mı?” diye sorduk. Hatta Sahîh-i Müslim’deki rivayetlerden birine göre, “Onlara kılıç çekip karşı çıkalım mı?” diye sorduklarını belirtiyor. Yöneticilere karşı ayaklanma ve onlara karşı tavır takınma hareketleri devlete büyük zararlar verebileceği, huzuru ve sükûnu büsbütün yok edebileceği için Peygamber Efendimiz buna izin vermemiş;
– “Aranızda namaz kıldıkları sürece onlara karşı gelmeyin.” buyurmuştur.
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bu hadisi, namazın gerçekten dinin direği olduğunu, milleti birbiriyle kaynaştırıp birlik ve beraberliği sağladığını ve böylece devleti ayakta tuttuğunu göstermektedir.
Hadîs-i şerîfin buraya alınmayan son kısmında, “Bir kimse devleti yöneten şahsı büyük bir günah işlerken görürse, yaptığı o günahtan iğrensin, fakat yöneticisine isyan etmesin” buyurulmaktadır.
Peygamber Efendimiz idare edenlerle idare edilenlerin tam bir âhenk ve huzur içinde yaşamaları gerektiğine işaret buyuruyor. Zira insanların dinî ve dünyevî görevlerini gerektiği şekilde yapabilmeleri için huzura ve sükûna ihtiyaçları vardır.
Devlet başkanı, vali ve kaymakam gibi yöneticiler, şahsî hayatlarında ve idârî tutumlarında dürüst oldukları, halka âdil ve merhametli davrandıkları sürece halk da onları sever, kendilerine dua ve itaat eder. Halkının bu tutumu yöneticiyi memnun eder, onları sever ve bahtiyâr olmaları için Allah’a dua eder. Bu karşılıklı sevgi ve anlayış her birinin daha huzurlu ve daha verimli olmasını, devletin gelişip güçlenmesini sağlar.
Dürüst bir hayat sürmeyen, halkına âdil ve merhametli davranmayan idareciler hoşnutsuzluk uyandırırlar. Onları sevmeyen halk kendilerine itaat etmedikleri gibi, devrilip başlarından gitmeleri için dua ederler. Halkın hoşnutsuzluğunu ve itaatte kusur ettiğini gören bu kötü yöneticiler, tutumlarını daha da sertleştirirler. Böylece ne halkta ne de yöneticide huzur kalır.
Müslümanların malumudur ki İslam coğrafyası, en çok kan ve gözyaşının olduğu beldelerdir. İnsanların; can, mal, nesil ve ırz emniyetlerinin hiçe sayıldığı beldeler, bu beldelerdir. Yine bütün Müslümanlar, şunu da bilmektedir; bizim problemimiz sayısal çoğunluk, güç, teknoloji vs. değil, birlikte hareket edememe yani vahdettir. Tarihin hiçbir döneminde emirsiz vahdet olmamıştır. Allah Rasûlü, üç kişinin yolculuk hâlinde dahi emirsiz hareket etmemelerini emretmişken, kâfirlerin Müslümanlara karşı tek güç olduğu bir dönemde, onca Müslüman emirsiz nasıl bir araya gelir?
Müslümanların bir araya gelememesi, hep ihtilaflı ve göreceli meselelerden dolayıdır. Emir, bu tür problemleri ortadan kaldıran ve Müslümanlar arasında vahdeti sağlayan bir otoritedir. İslam’ın gayesi, insanlara dünya hayatında huzur ve güven ortamı sağlamak ve bu ortam sağlandıktan sonra yegane otorite olan Allah’a kulluk ile ahirette de ebedî mutluluğa ulaştırmaktır. Ve tüm bunlar, bir emirin varlığı ile mümkün olabilir.
Bugün Müslümanların bir emire olan ihtiyacı o kadar önemlidir ki, dünyalık hiçbir güç ve teknoloji, bu ihtiyacı gideremez. Gerek yaşadığımız coğrafyada, gerek dünyanın çeşitli beldelerinde çok azınlıkta olan Müslümanların bir emir etrafında birleştiklerinde Allah’ın izni ile ne tür çalışmalar yaptıkları Müslümanların malumudur. Onun içindir ki bu yüce dinin sahibi “Allah’a, Rasûlüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa, 59) buyurmaktadır. Eğer, Allah’ın bu emrinin gereğini yerine getirirseniz, nice az toplulukların, çok topluluklara galip geldiğine tarihin şahitlik ettiği gibi sizler de şahitlik edeceksiniz.