KAPAK-Süleyman Yavuz – Güçlü Mümin Allah Katında Daha Sevimlidir
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:
“Kuvvetli mümin, (Allah katında) zayıf müminden hem daha hayırlı ve hem de Allah tarafından daha çok sevilen bir kimsedir. (Bununla beraber) her ikisinde de hayır vardır. Sen, sana faydası dokunacak olan şeyi elde etmeye var gücünle çalış, bu uğurda hırslı ol. Allah’tan yardım dile ve asla acizlik gösterme. Başına bir şey gelirse de ‘Şöyle yapsaydım, böyle olurdu.’ diye hayıflanıp durma. ‘Allah’ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar.’ de. Zira ‘Eğer şöyle yapsaydım…” sözü, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.” (Müslim, Kader 34).
Bu hadis, müminin güçlü olmasının, yani iman, amel ve sabır yönünden kuvvetli olmasının, zayıf müminlerden daha hayırlı ve Allah katında daha sevilen olduğunu ifade eder. Burada “kuvvetli mümin” sadece fiziksel güç anlamında değil, aynı zamanda imanında, ibadetlerinde, sabrında ve Allah yolunda gayretinde güçlü olan kişi anlamındadır.
Hadiste ayrıca, kişinin kendisi için faydalı olanı elde etmek için var gücüyle çalışması, hırslı olması, Allah’tan yardım dilemesi ve asla acizliğe düşmemesi öğütlenir. Allah’a güvenmek ve O’ndan yardım istemek, müminin en büyük dayanağıdır.
Başına kötü bir şey geldiğinde “Şöyle yapsaydım, böyle olurdu.” diye hayıflanmak, pişmanlık ve üzüntüye kapılmak, şeytanın hoşuna gidecek bir davranıştır. Bu tür düşünceler insanı kararsızlığa, ümitsizliğe ve hatta Allah’a karşı isyana sürükleyebilir. Bunun yerine, “Allah’ın takdiri bu, O ne dilerse yapar.” diyerek kaderin Allah’tan olduğunu kabul etmek, sabır ve tevekkül göstermek gerekir.
Güç Allah için olursa faydalıdır. Aksi halde, saptırıcı, azdırıcı ve hatta zulme vesile olan bir araç haline dönüşüverir. Gücü Allah için kullanabilmek, ciddi bir iman ve İslâm terbiyesini gerekli kılar.
Fetih süresi 29. ayette Allah (c.c) gücümüzü nasıl kullanmamız gerektiğini ve müminlerin durumunu bildirir: “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onun beraberinde bulunanlar kâfirlere karşı sert, kendi aralarında ise çok merhametlidirler. Onları rükûya varırken ve secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur, İncil’deki vasıfları da (şöyledir: Onlar) filizini yarıp çıkarmış, git gide onu sağlamlaştırarak kalınlaşmış ve gövdesi üzere doğrulup kalkmış bir ekine benzerler ki bu, ekincilerin de hoşuna gider. (Ashap hakkındaki bu teşbih) onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. İman edip salih amel işleyenlere, onlara, Allah hem mağfiret hem büyük mükâfat vadetmiştir.”
Efendimiz şeksiz şüphesiz Allah tarafından gönderilmiş gerçek bir peygamberdir. “Onun beraberinde bulunanlar, kâfirlere karşı sert ve çetin, kendi aralarında ise çok merhametlidirler.” Yani O’nun ashabı Allah’ı inkâr edenlere ve kendilerine düşmanlık edenlere karşı dayanıklılık, katılık ve sertlikle, birbirlerine karşı da yumuşak ve merhametli olmak ile temayüz ederler.
Ahmed b. Hanbel ve Müslim, Ebu Hureyre’nin sahih bir hadiste Resulullah’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Birbirlerine karşı sevgi, merhamet ve şefkat göstermek hususunda müminler bir vücuda benzer. Onun herhangi bir uzvu rahatsız olduğunda diğerleri de uykusuzluk ve ateş ile ona iştirak ederler.”
Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Ashab-ı Kiramın kâfirlere karşı gösterdiği sertliğe dair şu bilgiler ulaşmıştır: Onlar bırakın bedenlerini, elbiselerinin bile kâfirlerin elbisesine değmesinden sakınıyorlardı.
Müminlerin bu özellikleri Maide suresinin 54. ayetinde şöyle ifade edilir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.”
Bu ayetten önceki ayet-i kerimelerde iman edenlere Yahudi ve Hristiyanları dost edinmemeleri emredilmiş, kalplerinde hastalık olanların durumları anlatılmış, bu ayetten sonraki ayetlerde ise müminlerin dostlarının; Allah, peygamber ve namaz kılan, zekât veren müminler olduğu ve bunların galip gelecekleri belirtilmiş, sonraki ayette tekrar kâfirleri dost edinmemeleri emredilmiştir.
İslâm’a düşman olan gayrimüslimleri dost edinmek ve önder olarak tanımak münafıklık gibi bir kalp hastalığından ileri gelmekte ve insanların mürtet olmalarına yani dinden dönmelerine sebep olmaktadır. Bu yüzden Allah konunun akışı içerisinde müminlere hitap ederek içlerinden böylelerinin çıkabileceğine işaret buyurmakta, onların dinden dönmeleriyle İslâm’ın değil, kendilerinin kaybedeceğini bildirmektedir.
Hz. Peygamber zamanından beri İslâm dünyasında az da olsa dinden dönme olayları meydana gelmiştir. Ancak bunlar gerek sayı gerekse nitelik olarak hiçbir zaman İslâm’ın yaşamasına ve yayılmasına zarar verecek derecede problem oluşturmamıştır. Allah’ın insanlığı aydınlatmak için yakmış olduğu meşale her geçen gün biraz daha güçlenerek dünyayı aydınlatmaya devam etmektedir. Bununla birlikte yüce Allah müminlerin dinden dönmeleri durumunda yerlerine yeni nesiller getireceğini haber vermektedir.
Ayette bunların vasıfları şöyle sıralanmıştır: a) Bunlar Allah’ın sevgili kullarıdır. Allah’ın kulunu sevmesinden maksat, onun doğru yolu bulmasını murat etmesi, ondan razı olması, itaat ve ibadetlerine bolca sevap vermesi, onu övmesi ve hayırlı işlerde başarılı kılmasıdır. Allah’ın sevgisine mazhar olan kimseler, O’nun yardımına, dolayısıyla başarıya ve kurtuluşa namzettirler. Çalışma, ilerleme ve başarma hususunda Allah’ın yardımı daima onlarla beraberdir.
b) Bunlar Allah’ı severler. Allah sevgisi, O’nun yüceliğini ve nimetlerini düşünme neticesinde kişinin kalbinde meydana gelen bir duygudur. Bu duyguya sahip olanlar Allah’a karşı saygılıdırlar, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınırlar. Allah yolunda ve din uğrunda gayret göstermekten, mallarını ve canlarını feda etmekten kaçınmazlar. Kur’ân-ı Kerim’in insanlığı ulaştırmak istediği hedeflerin başında; Allah’ın birliği inancına ve Allah’ı her şeyden daha çok sevme duygusuna insanları ulaştırmak vardır.
Nitekim Bakara suresinin 165. ayetinde “İman edenler ise en çok Allah’ı severler” buyurularak bu hedefe işaret edilmektedir, insanla yaratıcısı arasındaki en yüksek ilişki, sevgi düzeyine ulaşan ilişkidir. Allah’ı her şeyden çok seven insan bütün ilişkilerini bu sevgiye, dolayısıyla Allah’ın iradesine göre düzenleyeceğinden onun bütün ilişkileri bilinçli ve iradeli olacaktır. İslâm düşüncesinde hakiki sevgi Allah sevgisidir. Çünkü kişinin asıl varlığının sebebi, mazhar olduğu iyilik ve ikramların, maddî ve manevî nimetlerin aslı O’dur. En iyi, en güzel olan O’dur. Bütün iyilikler, güzellikler O’ndan gelir, bu sebeple sevilmeye en çok lâyık olan O’dur.
c) Müminlere karşı alçak gönüllü yani şefkatli, merhametli ve naziktirler. Onlara karşı kuvvete başvurmazlar; zekâ, yetenek, etki, servet ve diğer güçlerini müminlerin aleyhine baskı aracı olarak kullanmazlar.
d) Kâfirlere karşı vakarlıdırlar. İslâm düşmanlarına karşı sert, dirençli ve tavizsizdirler; maddî menfaat karşılığında satın alınamayacak kadar üstün karaktere sahiptirler.
e) Allah yolunda cihad ederler. Allah rızasını kazanmak için hakkı ve adaleti gerçekleştirmeye gayret ederler; bu uğurda başlarına gelecek her türlü sıkıntıya katlanırlar; mal ve canlarını Allah yolunda harcamaktan çekinmezler. Cihad, samimi müminlerin en önemli özelliklerinden ve ayırıcı vasıflarındandır.
f) Hak uğrunda cihad ederken hiçbir kimsenin kınamasından korkmazlar. Varlığına ve birliğine inandıkları Allah yolunda yürürler, O’nun hükümleriyle hükmederler, karşıtlarının muhalefet, eleştiri, itiraz ve alaylarına aldırış etmezler. Çünkü bunlar yaptıklarına karşılık olarak insanlardan ne bir ödül ne de övgü beklerler; sadece hakkı gerçekleştirmek, bâtılı yok etmek, iyiliği ve güzelliği yaymak, kötülüğü ve çirkinliği önlemek, böylece Allah’ın rızasını kazanmak için çaba harcarlar.
Güçlü mümin; “Başı dik ama burnu havada olmayan; yumuşak kalpli ama yumuşak başlı uysal koyun olmayan” kişidir. Gücü pazısında değil; Allah ile kurduğu sevgi bağındadır. Güçlü mümin, insanların kınamasına aldırmayan sabırlı, güçlü irade sahibi kişidir.