KAPAK – Şevket Şayakdokuyan – Bir Damla Dünya, Sonsuz Ahiret…
“Şüphesiz onların dönüşü bizedir. Sonra onların hesaba çekilmesi de bize aittir”. (Gaşiye, 25-26)
“(O zaman) insanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı her şeyden kendisine haber verilir”. (Kıyamet, 13)
“Kıyamet günü biz adalet terazilerini kuracağız da hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak. Yapılan iş hardal tanesi kadar bile olsa biz onu getirip mizana koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 47)
“O gün yargılanmak üzere Allah’ın huzuruna sunulursunuz; amellerinizden ve sırlarınızdan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (Hakka, 18)
Yukarıdaki ayetler ve daha onlarcası bize çoğu kez göz ardı ettiğimiz gerçeği tekrar hatırlatıyor: Hesap var…
Giydiğimiz rengârenk kıyafetler, birbirinden leziz yiyecekler, rahat ve moda eşyalar, lüks arabalar, sağlıklı bir hayat ya da sıkıntılı bir yaşam, açlık, yokluk, hastalık… Fark etmez, hesap var işte…
Varlık karşısında şükrün ya da yokluk karşısında sabrın hesabı. Yapılan ibadetlerdeki samimiyetin ya da yapılmayan ibadetlerin hesabı…
İnsanın hayat serüveni ya cennette: “…Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu rabbimiz çok bağışlayan, çok karşılık verendir.” (Fatır, 34) ya da cehennemde: “Yüzlerinin ateşte o yana bu yana çevrilip duracağı o gün: ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Keşke peygambere itaat etseydik!’ diye inleyeceklerdir.” (Ahzab, 66) sözleriyle son bulacaktır.
Allah Resulü aleyhisselam: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin; ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden önce gençliğin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin. (Buhari Rikak 3) buyurarak ölmeden önce kendi nefsimizi hesaba çekip hayatımıza Allah’ın istediği doğrultuda yön vermemiz için uyarıyor.
Dünya hayatı. Öylesine süslü ve cazibeli ki bırakın kâfirleri, Müslüman şahıslar bile etkisine kapılıp kendini cehenneme sürükleyecek amel ve düşüncelerin esiri olabiliyorlar. Oysa Allah Resulü bizi bu konuda uyarmıştı:
“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanımınıza verecek ve nasıl davrandığınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının.” (Tirmizi Fiten 26)
“Benden sonra size dünya nimetlerinin ve ziynetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum.” (Buhari Zekât 47)
“Dünya ahiretin yanında, bir denizden parmağınızı çıkarınca üzerinde kalan su kadardır.” (Müslim Cennet 55)
Bunca uyarıya rağmen neden bu kadar çok sevdik dünyayı? Neden nimetleri vereni unutup da arzu ve heveslerimizin peşine düştük? Ne oldu da düşünce dünyamızı İslam’dan uzaklaştırdık? İslam’ı mescitlere ve vicdanlara hapsettik de yaşadığımız hayatı İslam sandık. Cumayı kaçırmayıp beş vakit namazı ihmal eden, tesettürü farzdan tarza dönüştüren, huzuru şükretmek ve paylaşmakta değil de tüketim ve gösterişte bulan Araf’ta kalan bir topluma dönüştük.
Dünya hayatı. Süslü ve çekici olabilir ama kalıcı olan ahirettir. Müslüman dünyayı sever ama bağlanmaz. Dünyayı, ahireti kazanmak için bir fırsat olarak görür. Asıl kazanç Allah’ı razı etmektir. Bir damla dünya için sonsuz ahireti feda etmek, akılla da imanla da izah edilemez. Dünya bizi oyalarken ahiret bizi bekliyor. Her nefes, her adım, her tercih mizana doğru ilerliyor. Öyleyse geçici olanın esiri değil, kalıcı olanın yolcusu olalım. Dünyayı kalbimize değil elimizin içine alalım; ahireti ise hayatımızın merkezine koyalım. Çünkü gerçek hayat, hesabın bittiği değil, başladığı yerdedir.