KAPAK – Mustafa Metin – Zaman En Kıymetli Hazinedir
“Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Suresi)
Peygamber Efendimizi dünya gözüyle görmüş sahabilerin (radıyallahu anhüm) bir araya geldiklerinde okudukları ve kıyamete kadar gelecek olan müminler için kurtuluş suresi olan Asr suresini anlamak biz Müslümanlar için önemli bir vazifedir. Asr Suresini her Müslüman ferdin anlayıp, ihlas ile amel edip sonrasında başkalarına da aktarması gerekir.
“ASRA YEMİN EDERİM Kİ”
Asr kelimesini mutlak zaman, yüzyıl, ikindi vakti gibi tefsir eden müfessirlerimiz olmuştur. Allah Azze ve Celle bir şeye yemin ediyorsa bu, onun çok kıymetli olmasından dolayıdır. Zaman da Müslüman için en önemli sermayedir.
Rasulullah aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil: İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalanmadan önce sıhhatini, fakirliğinden önce zenginliğini, meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını!” (Buhârî, Rikāk, 3; Tirmizî, Zühd, 25)
“Hiçbir kul, kıyamet gününde; ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)
“İNSAN GERÇEKTEN ZİYAN İÇİNDEDİR.”
Eğer kişi ömür sermayesinin kıymetini bilmez ve beyhude bir hayat yaşayarak zamanını heba ederse ziyanda olanlardan olur.
Çok güzel bir menkıbe vardır: Bu mevsim gibi çok sıcak bir günde, bir zat buz satmaktadır. Hava çok sıcak olunca buzlar erimeye başlar. Zat der ki: “Ne olur, sermayesi biten adama yardım edin! Evet, sermayem gidiyor. Yani benim buzum, benim sermayem… Siz almazsanız akşama kadar eriyip gidecek, elim boş kalacak, sermayem bitecek.”
Gerçekten de kıymetli kardeşlerimiz, vakitten söz açtık; hayat da böyle bir şeydir. Dakika dakika, saniye saniye geçip gider. Kısacası, sermayemiz bitiyor. Zaten bunun için güzel bir tabir vardır; “ömür sermayesi” derler. Ömür de bir sermayedir; insanın ahirette kazanacağı güzelliklerin, Allah Teâlâ’nın verdiği bir ana maldır. “Sermaye” diyoruz; Farsçada ana mal, maya anlamına gelir.
Özellikle manevi yolda en önemli disiplinlerden biri de vukuf-ı zaman, yani zamanın farkında olmaktır. Geçen dakikaların, doğup batan güneşin, gecenin ve gündüzün farkında olmak; bunların üzerine bir güzellik mi düşürüyoruz, Allah korusun yanlış lekeler mi düşüyor, yoksa boş mu geçiyor, bunu sorgulamak gerekir. Tabii her birinin ayrı bir mükâfatı vardır.
Ziyana uğrayanlardan olmamak için şu dört hususa dikkat etmek gerekir: “BUNDAN ANCAK İMAN EDİP SÂLİH AMELLER İŞLEYENLER, BİRBİRLERİNE HAKKI TAVSİYE EDENLER VE SABRI TAVSİYE EDENLER MÜSTESNADIR.”
Allah Teâlâ böyle kıymetli bir gerçeklik ve imkân üzerine yemin ederek zamanın önemine dikkat çekmiş, onu iyi değerlendirmeyen insanın sonunun hüsran ve ziyan olacağını hatırlatmıştır. Burada ziyanla ahiret azabı kastedilmiştir. Çünkü zamanı ve ömrü boşa geçirmiş insan için en büyük ziyan odur. Surede, bu ziyandan ancak bu dört özelliğe sahip olanların kurtulacağı ifade edilmiştir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, zamanın önemiyle ilgili şöyle buyurmuştur: “Sıhhat ve boş vakit insanların çoğunun faydalanmak hususunda aldandıkları iki büyük nimettir” (Buhârî, Rikak 1)
Dünya Müslüman için ahiret ticaretinin yapıldığı bir pazar yeridir. Aklıselim sahibi bir Müslüman pazar dağılmadan yani ecel gelip çatmadan kârlı bir alışveriş yaparak ahiret yolculuğuna hazırlanmalıdır. İnsan, sıhhat ve boş vakitleri kendisine ikram ve ihsan edilmiş büyük bir ganimet olarak bilmelidir. Çünkü bu iki nimet her zaman bulunmaz. Dünya ve ahiretin hayrını kazanmak, sıhhat ve zaman ayırmakla mümkündür. Mü’min için sıhhat ve boş vakit ana sermayedir.
Görüldüğü gibi Asr Suresi, en kısa surelerden biri olmakla birlikte, Kur’an-ı Kerim’deki bütün dini ve ahlaki yükümlülüklerin, öğütlerin özü sayılmaya değer bir anlam zenginliğine sahiptir. Bu sebeple İmam Şafii hazretlerinin bu sure hakkında: “Şayet Kur’an’da başka bir şey nazil olmasaydı şu pek kısa sure bile insanlara yeterdi. Bu sure Kur’an’ın bütün ilimlerini kucaklıyor.”dediği nakledilip bildirilmiştir.
Yegâne ve tek kurtuluş yolu İman… Amel-i salih… Hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek.
Amel-i sâlih imanın tabii bir semeresidir. İmanın gerçekten bir kalpte yerleşmesi, anında kendiliğinden bir hareket başlatır. Çünkü iman müspet ve hareketli gerçekten ibarettir. Bir vicdanda iman yer eder etmez, hemen kendi varlığını insanın dış dünyasında sâlih ameller şeklinde tahakkuk ettirmeye başlar. Bu iman durgun ve atıl kalamaz. Canlı bir şekilde kendini göstermeden duramaz. Mü’minin içinden çıkıp dışına aksetmeden duramaz. Eğer bir iman, bu tabii hareketi sağlayamıyorsa sahtedir veya ölüdür. İman bir çiçek gibidir. Kokusunu katiyen kendi içinde tutmaz. Kendiliğinden çevreye yayılır. Yayılmadığı zaman kokusu yok demektir. İman kesinlikle Müslümanın hayatında salih amel ve güzel ahlak olarak tezahür eder.
Müslüman daima hakkı tavsiye eder. Hak, Kur’an ve sünnet ölçüleridir. Allah’ın razı olacağı nasihat ve tavsiyedir. Sabrı tavsiye, gücü arttırır. Hedef birliği, gaye birliği ve toplu dayanışma gibi duygular verir. İmtihanlara sabretmeyi tavsiye etmek imanın bir gereğidir.
Kurtuluş reçetesi evvela imandır. İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlar ile amel etmektir. İman bir iddiadır, onun delili ise salih amellerdir. Salih amellerin kapsamı çok geniştir; namaz, oruç gibi ibadetler, yoldan taşı çekmek, insanlara tebessüm etmek ve zor durumda olanlara yardımcı olmak gibi amellerin hepsini kapsar. Hakkı ve sabrı tavsiye etmek salih ameller kapsamında olmakla beraber önemine binaen ayrıca zikredilmiştir. Hakkı ve sabrı tavsiye, sosyal hayat ve insani ilişkilerin getirdiği bütün ahlaki görevleri kapsamaktadır. Adaleti savunmak, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak, hakkı ve sabrı tavsiye etmenin esaslarındandır.