KAPAK-Mikail Usta – İyilik İmandandır
Bir akış içerisinde ilerlerken şöyle bir kenara çekilip düşüncelerimizi ve zihnimizi toparlayarak iyi bir insan olabilmenin yollarını düşünsek! Film şeridi gibi kayan sahnelerde etkin olduğumuz veya olmadığımız olaylar zincirinde iyiyi bulmaya çalışsak! Tecrübe ettiklerimiz veya gözlemlediklerimiz içerisinden çıkarımlar yapmaya kalkışsak! Çelişkiler arasında hemen aklımıza sorular hücum edecektir. Sorularla karşılaşan kişi; kendisiyle, geçmişiyle ve yaşadığı zamanın ruhuyla karşılaşmaktan kaçamayacaktır. İnsanın sadece kendi ahlakını hayatın akışı içerisinde izlediği yolları ve eylemlerini düşündüğünde içini kemiren pişmanlıkların çokluğunu kavraması da çok zamanını almayacaktır. İnsanlık tarihini ve bütün dinleri incelesek, iyilerden olmanın yollarını öğrenmeye çalışsak, sanırım iyilerin-iyiliğin toplumsal bir örneğini yani üstün ahlak örneklerini görmek isteriz.
İnsanın ufkunu görmek ancak üsve-i hasene diye özetlenen Efendimiz (s.a.v)’in hayatında mümkün olacaktır. Efendimiz (s.a.v)’e iman edip arkadaş olanların hayatlarını, iman gelmeden önceki yaşantılarını ve sonrasında gökteki yıldızlara dönüşüm serüvenleri bizlerin bütün sorularına cevap olmaya yetecektir. İmanın insan hayatı üzerindeki etkisini araştıralım. Örneğin asr-ı saadette Hz. Ömer (r.a) ve modern Amerika içerisinde Malcolm X’in hayatlarından başlayabiliriz. Kafa karışıklığından kurtulmalı ve kurtarmalıyız. Çünkü bizler bilmek, yaşamak ve anlatmaktan mesulüz. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.”(Enfal, 29)
İman etmek ile insan belirli sorumlulukları üstlenmektedir. İman ile nasiplenen insan iyi olmak ve iyiliğin mücadelesini vermek zorundadır. Dünyayı zulümden kurtarmak ancak iyilerin mücadelesiyle mümkündür. Bu görev Müslümanların üzerindedir. İman ettiğimizin ve Allah’ın yardımının bizimle olduğunun farkına varmalıyız. “Ey İman Edenler!” diye başlayan ayet-i kerimeler yasaklamak ve emretmek üzerine çok şey söylemekte ve Kur’an-ı Kerim’de bu hitap ile başlayan yaklaşık yüz ayet bulunmaktadır. İman edenler diye başlayan yasakları ve emirleri göz önünde bulundurduğumuz zaman anlarız ki her toplum için gerekli ve önemli temel ahlaki unsurlar iman dairesinde bulunan Müslümanların asli vazifeleridir. İman etmek, iyi olmak-iyi kalmak-iyiliği emretmek demektir. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.(Âl-i İmran, 110).
Müslümanlar ümmet olmalı, toplu olarak iyiliği dünyaya hâkim kılmak gibi bir sorumlulukları olduğunu unutmamalı. İyilerden olabilmek; iyilerle olmak ve iyiliğin toplumsallaşmasıyla yakından ilişkilidir. İyilerin çok olması, onların oluşturduğu havanın hâkim olması demek, fitnenin ve karanlık geceler diye tarif edilen olayların hayatı kuşatmaması demektir. İyilerin oluşturduğu iyilikler toplumun öznesi olmazsa fitneler hayatı karartarak hakikatin üzerini örter. Eğer gece karanlığı gibi -aşağıda tarif edilen- bir takım fitneler ortalığı kaplar ise imanlı hayat yaşamanın zorlaşacağı buyuruluyor. Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yararlı işler görmekte acele ediniz. Zira yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi bir takım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zamanda insan, mü’min olarak sabahlar, kafir olarak geceler; mü’min olarak geceler, kafir olarak sabahlar. Dinini küçük bir dünyalığa satar.” (Müslim, İman 186.)
Bu karanlık günler gelmeden harekete geçmek atik ve hızlı olmak iman heyecanını kuşanmış müminlerin işidir. Eğer Müslümanlar iman ile derinleşip hayırlı işler ile ayağa kalkmaz ise kötülüğe maruz kalmaya, hatta boyun eğmeye başlayacaktır. Müslüman âleminin toplum olarak da fert olarak da iyilik üzere kalabilme ve iyilerden olması için yararlı, faydalı işlerde acele etmesi gerekmektedir. Bu vazifelerimizin gereğini yapamaz hale gelmiş isek mü’min kimliğimiz tehlikeye girmiş demektir. Eğer yerimizde mıhlanıp kalıyorsak veya gecemiz başka gündüzümüz başka oluyor ise dini küçük bir dünyalığa satmış olarak tarif edilen zümreye dâhil olabiliriz. İman, hamleyi ve sabırla gayret etmeyi gerektirir.
Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yedi engelleyici şey gelmeden önce iyi işler yapmakta acele ediniz. Yoksa gerçekten siz, unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, (her şeyi) bozup perişan eden hastalık, saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık, ansızın gelen ölüm, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal, belası en müthiş ve en acı olan kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz?” (Tirmizi, Zühd 3)
İmansız yürek sinede bile yük iken imansız yapılan işler hayata ve insana asli faydayı getirmekten yoksundur. Modern zamanın-ahir zamanın kıskacından kurtularak iyiliğe ve iyilerden olmaya yol bulabilmek imanımızı güçlendirmekle mümkün olacaktır. Müslümanın iyiliği ve iyilik anlayışı imandan kaynaklanır. Çünkü iyiliğe ve iyilerden olmaya ancak iman ile gidilebilir. Unutmayalım! Kökü sağlam bir ağacın meyvesi bol olur. Müslüman, “Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!”(Âl-i İmran, 133) ayetinden aldığı şuurla iyiliğe koşmalıdır.