KAPAK – Hüseyin Pektaş – Vakit Bizi Öldürürken…

KAPAK – Hüseyin Pektaş – Vakit Bizi Öldürürken…

Kimine göre tüketilmesi gereken bir metâ. Hızlıca bitirilip geçirilmeli, sonra bir sonraki, sonra bir sonraki… Böylece günler birbirini kovalayıp gitmeli. Boş zaman aktiviteleri geliştirilmeli: Oyunlar, derbiler… Bunların hepsi, bize her sabah verilen yeni 24 saatin katli için yapılmalı. Gelecek daha yakın hâle getirilmeli. Korkulan sona yaklaşmak için mi? Hayır! Ama geleceği söylenen bir şey varsa derhal gelmeli.

Salih aleyhisselam’ın kavmi tam da böyle söylüyordu: “Ey Salih, eğer sözlerinde doğruysan bize tehdit ettiğini azabı getir.” Bizleri tedirgin eden bu sözler, hayatı tüketmekten ibaret gören bu güruhun sonu oldu. Rablerinin kendilerine bahşettiği mucize deveyi öldürmek de aynı mantığın ürünüydü.

Rabbimiz Casiye suresinde, “Bu dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz, yaşarız. Bizi öldüren ise zamandan başkası değildir.” diyen bir güruhtan da söz eder. Bu sözler bize yakın çağdan aşina olduğumuz bir zihniyeti hatırlatır: “Carpe Diem” yani “Seize the moment” o da eşittir, “Anı yaşa.”

Yaşanmasına yaşanıyor zaten de buradan çıkarılan sonuç, dünyayı ahiret yokmuşçasına yaşa çünkü başka bir şansın yok. İstediğin her şeyi hudutsuzca yap ve yarını düşünme. Çünkü yarın sana bir hesap sorulmayacak.

Malum yazışma uygulamalarında rehberimizi açsak, bazı kardeşlerimizin “durum” kısmında bu ifadelere rastlayabiliriz. Tabii ki güzel bir te’ville bunu şöyle açıklayabiliriz: “Ânı hikmetle yaşa!”

Geçen ömrümüzde, “iki günümüzün birbirine eşit olmadığı” zamanların, heyecanımızın yüksek olduğu dönemlerde olduğuna şahit olduk ve bundan “Zamanında…” diye söz etmekten de hayli keyif alıyoruz. Ne yazık ki Allah için yaptığımız seyahatlerin, yürüyüşlerin, toplantıların ve planlamaların yerini toz kondurmadığımız takımlarımızın karşılaşmaları, bir bölümünü bile kaçıramayacağımız diziler ve bize maddi manevi hiçbir yararı olmayan bir yığın “yoğunluk” almış durumda.

Ahiret azığı olacak olan her iş karşısında meşgul olup şahsi vazgeçilmezlerimize bu kadar düşkün olmamız, Efendimizin bizleri uyardığı “vehn” batağına düştüğümüzün habercisi. Kurtulmak mümkün mü? “Hayat; iman ve cihattır, iman varsa imkân da vardır.” diyor merhum Erbakan hocamız.

İçinde bulunduğumuz durumun analizini yaparak işe başlayabiliriz. “Hakkın tesisi için çalışmamakla batıl için çalışmak arasında fark yoktur.” düsturunca, Allah için verdiğimiz randevuları arttırmak en iyi yol olacaktır. Bir sohbet halkası edinmek yahut amel çizelgemize bir nafile eklemek, ömür boyunca bunlara devam etmek, müthiş bir ahiret yatırımı olabileceği gibi günlük rutinimizin sonuna şu soruyu eklememiz en hayırlı işlerden olacaktır: “Yarın Allah için ne yapacağım?”

Bu soruyu gün içerisinde yaptığımız planlarla doldurmalıyız. Uzun süredir görüşmediğimiz bir kardeşimizi arayarak bir sabah namazı buluşması, ardından çorba ısmarlamakla başlayabiliriz güne. Sabaha hayırla uyandığımız bir günden sadece şeytan değil, tüm kâfirler korkabilir, zira zamanın gücü artık bizdedir. Böylelikle, “Çok yoğunum, hiçbir şeye yetişemiyorum.” bahanesinin boş bir lakırdıdan ibaret olduğunu göreceğiz.

Rızkımızı kazanmak için yaptığımız şeyleri de arttırmak, zamanı hayırla kullanmak anlamına gelebilir, zira çalışarak geçirdiğimiz mesai, boş geçen zamandan hayırlı ve bereketlidir. Bir kardeşimizin taşınmasına yardım etmek, onun göremediği işi görmek, onun derdini dinlemek, hasta ve taziye ziyaretleri, çalıştığım yerde “Allah için ne yapayım?” derdinde olmanın hepsi “Mücahede” kabilinden değerlendirilmelidir. Rabbimiz için giriştiğimiz hiçbir işten korkmamalıyız.

“Her yerde olan, hiçbir yerdedir.” sözü çoğu zaman tembelliğimizi gizlemek için bir kalkan olmakla birlikte, bizi mevcutla yetindirip başka hayırlara vesile olamamakla sınırlandırmaktadır. Bizler Resulümüzün, “Her kim bir iyiliğe niyet eder, yapmazsa 1 sevap kazanır…” hadisi gereğince hayrın öncüsü hâline gelmeliyiz ki böylece Rabbimiz bizleri “Takva sahiplerine önder” kılsın. Yapamadığımız, yetişemediğimiz işlerin bizleri ümitsizleştirmesine izin vermeyelim. Rabbimizin çabalarımızı ve niyetlerimizi tartacağını bilelim.

Yazıyı, ömrünü Allah için koşturmaya harcamış rahmetli Osman Bağcı hocamızın çokça ettiği duayla bitirelim: “Ya Rabbi, bizi kendimizle meşgul et, başkasıyla meşgul etme!”

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.