KAPAK-Hatice Şayakdokuyan -Tebliğ: Bir Sorumluluk ve Bir Temsil

Tebliğ; bir şeyi, bir yere veya bir kişiye ulaştırmak, bildirmek ve haber vermek manasına gelir. Zaman, yer ve nitelik açısından amaca ulaşma, sona varma, nihayete erdirme anlamları da taşır. İslam’da tebliğ, peygamberlerin en temel sıfatlarından ve asli vazifelerindendir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.” (Mâide, 67)
Bu ayet, tebliğin ilahî bir emir olduğunu açıkça ortaya koyar.
Güzel Sözün Önemi
Allah Teâlâ yine Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Yoksa şeytan aralarına girer. Şüphesiz şeytan insanın apaçık düşmanıdır.” (İsrâ, 53)
Müminlerin konuşmalarında incelik, nezaket ve terbiye ölçülerine riayet etmelerini istemektedir.
Bir başka ayette ise:
“İnsanları Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” (Fussilet, 33) denilerek davetin söz ve amel bütünlüğü içinde olması gerektiği vurgulanır. Yine:
“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân, 110) ayet-i kerimesi, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker sorumluluğunu ümmete yüklemektedir.
Tebliğ ve Sorumluluk Bilinci
Tebliğ, insanlık tarihi ile yaşıt bir davadır. İslam’a gönül veren her Müslüman, bu davanın bir parçasıdır. Ancak tebliğ; gelişigüzel değil, doğru üslupla, doğru zamanda ve doğru muhataba yapılmalıdır. Peki doğruyu kim belirler? Doğruyu; Allah’ın kitabı ve o kitabın hayata yansımış hâli olan Resûlullah’ın sünneti belirler.
Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız ya da Allah üzerinize bir azap gönderir; sonra dua edersiniz de duanız kabul edilmez.” (Tirmizî, Fiten 9)
Yine Hz. Ebû Bekir’in naklettiğine göre Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Bir topluluk içinde günahlar işlenir de güçleri yettiği hâlde bunu değiştirmezlerse, Allah onlara umumi bir azap gönderir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17)
Bu hadisler, tebliğin bireysel bir tercih değil; toplumsal bir sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Hikmet, Yumuşaklık ve Temsil
Tebliğ ve irşat asla şiddet unsuru taşımaz. Hikmet, yumuşaklık, nezaket, samimiyet ve ihlas davetin temelidir. Hatta sözlü tebliğden ziyade yaşayarak tebliğ esastır. Güvenin olmadığı yerde tebliğ tesir etmez.
Resûlullah ﷺ Hayber günü sancağı Hz. Ali’ye verdiğinde şöyle buyurmuştur:
“Onları İslam’a davet et ve Allah’ın üzerlerindeki haklarını bildir. Vallahi senin vasıtanla Allah’ın bir kişiyi hidayete erdirmesi senin için kızıl develerden daha hayırlıdır.”
Bu müjde, bir insanın hidayetine vesile olmanın ne kadar büyük bir kazanç olduğunu gösterir.
Yine namazda konuşan sahabeye karşı Efendimizin tavrı dikkat çekicidir. O sahabe daha sonra:
“Ne ondan önce ne de sonra Resûlullah’tan daha güzel öğreten birini görmedim. Beni ne azarladı ne incitti.” (Müslim, Mesâcid 33) diyerek onun eğitim metodundaki nezaketi anlatmıştır.
Merhale Gözetmek
Tebliğ merhalelerden oluşur. Birinci basamak tamamlanmadan ikinciye geçilmez. İnancı olmayan bir kimseye namaz ve zekâtın ayrıntılarından bahsetmek yerine önce iman hakikatini yerleştirmek gerekir.
Bu konuda Abdullah İbn Mesud’un uygulaması dikkat çekicidir. Kendisi her perşembe insanlara vaaz ederdi. Birisi ondan her gün sohbet etmesini isteyince şöyle demiştir:
“Beni bundan alıkoyan şey, size bıkkınlık verme endişesidir. Resûlullah da bize, usanmayalım diye, uygun zamanları gözetirdi.” (Buhârî, İlim 12)
Demek ki tebliğde süreklilik kadar ölçü de önemlidir.
Aileden Başlayan Davet
Rabbimiz:
“En yakın akrabalarını uyar.” (Şuarâ, 214) buyurarak davetin en yakın çevreden başlaması gerektiğini bildirmiştir. Akrabalık bağlarını gözetmek, muhataba değer vermek, affedici ve merhametli olmak tebliğin esaslarındandır.
Lisan-ı Hâl ve Modern Zaman
Teknoloji çağında internet ve televizyon gibi kitle iletişim araçları yaygınlaşmıştır. Ancak yüz yüze iletişimin, samimi bir bakışın ve güzel ahlakın yerini hiçbir şey tutamaz. Lisan-ı hâl, çoğu zaman lisan-ı kâlden daha etkilidir.
Tebliğ yaparken sözlerimiz hak ile batılı ayırmalı; marufu yani güzeli söylemelidir. Onur kıran, gerilimi artıran ve yargılayıcı bir dil dinî davete zarar verir. Davet; şefkatle, merhametle ve hikmetle yapılmalıdır.
Kendimize Sormamız Gereken
Bugüne kadar bir insanın Allah ile buluşmasına vesile olabildik mi? Bir gönle dokunabildik mi? Bizim vasıtamızla dine yaklaşan oldu mu?
Unutmayalım ki davetten daha kıymetli bir şey yoktur. Bir kişinin hidayetine vesile olmak, Allah katında, dünya nimetlerinden daha değerlidir. Herkesin dünya sarhoşu olduğu bir zamanda; tebliği hayatıyla temsil eden, tevazu ve hikmetle yaşayan kimseler kazançlı çıkacaktır.
