KAPAK-Cumali Davut Kavruk – Hocalarımıza, Âlimlerimize ve İlme Karşı Edep

KAPAK-Cumali Davut Kavruk – Hocalarımıza, Âlimlerimize ve İlme Karşı Edep

İlim hiç şüphe yok ki hayattaki en kıymetli nesnelerden bir tanesidir. Zira yaratıcımızın bir ismi de el-Alîm’dir. Bu durum bile ilmin ne kadar ehemmiyetli bir durum olduğunu göstermektedir. Yaratılan ilk insan olan Hz. Âdem’e (a.s.) Allah (c.c.) tarafından eşyanın ismi öğretildiğinde[1] meleklerin fevkinde bir konuma erişmiştir. Dolayısıyla ilk öğretmen, mahlukata rehberlik eden Allah’tan (c.c.) başkası değildir. Öğretmenliğin kıymeti de burada saklıdır. Şunu da ifade etmeliyiz ki âlimlerin muallimi Peygamberler olurken, Peygamberlerin muallimi direkt Cenâb-ı Hakk’tır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de “Ben muallim/öğretici olarak gönderildim.”[2] diyerek bu mesleğin ulviyetini teyit etmiştir. İlmin öğrenicileri ve öğreticilerini de “Peygamberlerin mirasçıları ilimden nasibini ziyade kılanlardır…”[3] buyurarak muştulamıştır. Âlimlerimize niçin saygılı olunması gerektiğinin arka planında da yukarıda zikredilen hususlar yatmaktadır.

İslâm, öğrenmeyi teşvik etmiştir. Zira ilk emir “okuma!”[4] üzerine bina edilmiştir. Ancak bu okumanın nasıl olması gerektiği ahkâm-ı ilâhi ve sünnet-i seniyye ile denetim altında tutulmuştur. Çünkü mâlâyâni[5] yani kişinin dünya ve ahiretine faydası olmayan ilimden uzak durmak mü’mince duruşun bir tezahürüdür. Zaten mü’min de boş işlerden yüz çeviren değil midir?[6] Şunu unutmadan söylemeliyiz ki ilimlerin şahı Allah’ı (c.c.) tanıyabilmektir. Diğer bir ifadeyle marifetullah’tır. İslâm’da asıl cehalet Hakk’ı bilmemek, O’ndan yüz çevirmektir.

Öğrenme işinin odağında olan kimse, evvela kendini, sonra kâinât kitabını Allah’ın esmasıyla talim etmelidir. Bu maksatlı okuma yöntemi gerek Kur’an gerekse hadislerde müteaddit şekilde dile getirilmiştir. Bu meyanda Yunus Emre hazretleri de: “İlim, ilim bilmektir. İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” diyerek aslında meseleyi özetlemiştir.

Bu kısa girişten sonra, gelelim öğrenen ve öğretenin sorumluluğuna.

İlim öğreten kişi;

Söyleyeceklerini muhatap kitlesinin seviyesini ve durumunu gözeterek söylemelidir.

Karşısındakini Allah’ın emaneti bilip emanete ihanet etmemelidir. Çünkü ihanet münafıkların alamet-i fârikasıdır.

Kötü bir manzara ile karşılaştığında meseleyi kişiselleştirmemelidir.

İlmin yüklenicisi olan öğrencisine ve onu yetiştiren ailesine dua etmelidir.

Mükemmel olanın Allah (c.c.) olduğunu, insanın hatadan âri olmadığını aklından çıkarmamalıdır.

Öğrencisinin gönlüne girme yollarını araştırmalıdır. Zira gönlüne giremediğinin beynine de tesir edemeyecektir.

Öğrencisine mülayemetle davranmalı, toplum içerisinde onu rencide etmemelidir. Çünkü toplum içinde yapılan kimi nasihatler, hakaret makamına geçebilir.

Giyim kuşam, manevi ahvâline, ameline, ubudiyetine azami ölçüde dikkat etmelidir. Zira muallim, istemese de peygamber postunda oturmaktadır.

Merhametli olmalıdır. Çünkü merhamet etmeyene merhamet olunmaz.

Kendisiyle konuşan öğrencisine tüm bedeniyle yönelmeli, konuşurken göz bebeğine bakmalıdır. Muhatabı karşı cins ise bakışları ile onu rahatsız etmemelidir.

Empati kurmalıdır.

Nazik olmalıdır. Zira Firavun’la bile kavl-i leyyin/ yumuşak söz[7] ile konuşulması gerektiği emri Kur’an’da bulunmaktadır.

Sesi yerine sözünün kalitesini yükseltmelidir.

Maddi olanaklardan yoksun öğrencisini görüp gözetmelidir.

Sâlih/Sâlihâ kimselerden oluşan arkadaş çevresi edinmesinde kılavuzluk etmelidir.

Öğrenci ise;

Hocasına saygıda kusur etmemelidir. Çünkü âlimin kıymeti Allah ve Rasûlünden gelmektedir.

Onun da bir insan olduğunu unutmamalı, onu putlaştırmamalıdır.

Hocasının verdiği vazifeleri yerine getirmeli; daima müeddep davranmalıdır.

Hocasına dualarında yer vermelidir. Böylelikle ondan istifadesi ve feyzi ziyadeleşecektir.

Mezun olsa dahi hocasını arayıp sormalı, duasını almanın yollarını aramalı; ahde vefalı olmalıdır.

Hocasından tahsil ettiği ilmi ketmetmemeli/gizlememeli; ilminin zekatını vermelidir.

Hümeze sûresinde tavsif edilen kaş, göz hareketleri, sözleriyle[8] onun şahsını dalga konusu etmemeli, konuşurken sözünü bölmemelidir.


[1] el-Bakara 2/ 31.

[2] İbn Mâce, Sünnet, 17.

[3] Tirmizi, İlm,19.

[4] Alak 96/ 1.

[5] Tirmizî, Zühd, 11.

[6] Mü’minûn 74/ 3.

[7] Tâhâ 45/ 44.

[8] Hümeze 104/ 1-3.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.