KAPAK – Bayram Özdemir – Müslümanın Zaman ve Mekânla İmtihanı
“Derviş, zamanı terbiye eden ve mekanla terbiye olunan kişidir. Mekanla terbiye ilimle gerçekleşirken, zamanı terbiye irfanla gerçekleşir.’’ Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit.’’ buyuran Peygamber Efendimiz (sav) aslında tümüyle zamana dikkatimizi çekmektedir. Çünkü hayat da zamandan ibarettir. Yapmamız istenen her çeşit farz, vacip ve nafile ibadetler zaman bilincine yönelik amaçlar taşımaktadır. Daha peygamberliğinin başında Allah (cc), peygamberimize kıyamu’l leyl’i emrederek bir zaman bilinci vermek istemiştir.
Günümüzde insanlara baktığımızda büyüğünden küçüğüne, Müslümanından gayrimüslimine kadar insanların çoğu zaman bilincinden yoksundurlar. Başarılı olmuş birey ve toplumların iyi bir zaman bilincine sahip oldukları muhakkaktır.
Allah (cc) insanoğlunu yeryüzüne sayısız nimetlerle donatarak göndermiştir. Bu nimetlerin içerisinde en önemli olanı ve en çok gafil olunanı da zamandır. Hayatta her şeyin kazası yani telafisi mümkündür ama zamanın telafisi mümkün değildir. Faydalı bir şekilde kullandın ne ala, kullanamazsan uçtu gitti.
Aynı şekilde elimizde bulunan mekânlarda bizim için geçicidir. Hakkını verebilir ve bulunduğumuz yerlerde yapılması gereken amelleri (işleri) yapabilirsek ne güzel. Mekânı güzelleştiren, insan ve onun yapmış olduğu işlerdir. Her mekânda yapılması gereken işler de farklı farklıdır.
Bu yüzden bir insana özellikle de bir Müslümana verebileceğimiz en önemli bilinçlerden biri zaman ve mekân bilincidir. Zamanı planlama ve kullanma apayrı bir beceridir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde duha vaktine, geceye, gündüze, güneşe ve daha geniş manada zamana yemin ederek bizim dikkatlerimizi zaman üzerine toplamamızı istiyor sanki.
Namazı da değişik vakitlere yayarak bize sanki bir zaman bilinci kazandırmak istiyor. Zamanınız yani hayatınız akıp gidiyor, gaflet içerisinde olmayın, faydalı işlerle doldurun, anın vacibi ne ise onu yapın der gibi.
İhtiyarlayıp da yaşamış olduğu hayata eyvah demeyen, geçip giden ömrünü değerlendiremediğinden yakınmayan hemen hemen hiçbir insan yok gibidir. Ama oda bu bilinci tam kavramış değildir. Giden gitti, geleceği belirsizdir. Asıl olan zaman, bu yani yaşanılan zamandır. O da bulunduğu zamanın gereğini bir bakıma yapamıyor. Geçmişe hayıflanıp duruyor ama elindeki zamanı değerlendirip yapması gereken ne ise gücü oranında onu yapmıyor.
Şunu bilmeliyiz ki boş zaman yok, boşa geçen yani kullanılmayan zaman vardır. Zaman konusunda buz satan tüccar gibi bilinçli ve gayretli olmalıyız. Eriyip giden zaman aynı zaman da bize verilmiş olan hayat sermayemizdir. Bilinçle kullanamazsak heba etmiş olacağız. Bu zarar diğer zararlara da benzemiyor. Hesabı sorulacak olan bir zarar oluyor. Hem zarar ediyorsun hem de hesap veriyorsun.
İnsanımızı küçük yaşlardan itibaren zamanı iyi kullanmaya alıştırmalıyız. Anın vacibi neyse onu yapmalıyız. Adeta “İbnü’l-vakt” olmalıyız. Değerli mütefekkirimiz rahmetli Tuğrul İnançer hocamızın dediği gibi:
“Zaman bilincinin zirvesi ‘İbnü’l-vakt’ olmak; mekân bilincinin zirvesi ‘medeni olmaktır.’ İbnü’l-vakt, her an yeniden doğandır, akıp giden vakte karşı daima yeni ve yenileyen sözler söyleyendir. Medeni olmak, insana zimmetlenen yeryüzünü bozmadan, kirletmeden imar etme çabasıdır.’’
Hepimizin bu bilinçte olması lazım. Her zaman yeni bir işle iştigal etmemiz gerekiyor. Dinlenmeyi uykuya ayırmalıyız. Öğrenerek dinlenme ve çalışarak istirahat etme bilincinde olmalıyız. Evlerimizi, camilerimizi, iş yerlerimizi, sosyal medyayı zaman ve insan öğüten yerler olarak kullanmamalıyız. Manen inşa olacağımız faydalı işlerle mekanlarımızı mamur etmeliyiz.
Evlerimizi bir mektebe çevirebiliriz. Belli bir plan dahilinde ihtiyacımız olan farzı ayın ilimlerden başlamak üzere birçok konunun konuşulduğu, mütalaa edildiği mekân haline getirmeliyiz. Bu hem aile saadetimizi sağlar hem de zaman ve mekanımızı verimli kullanmayı öğretir. Aileyi güven ortamı haline getirmeliyiz. Herkesin kendini rahat bir şekilde ifade ettiği huzur ortamı, bir ilim ve ibadet mekânı haline getirmeliyiz.
Camiler sadece namaz kılınan mekânlar olmaktan kurtarılıp ilim irfan yuvası haline getirilmelidir. Ayrıca nafile namazı kılan kardeşimiz zikirle meşgul olacağı yerde bomboş müezzinin kametini bekliyor. Bu da farz namazdan alacağımız feyzi ve bereketi engelliyor. Her anımızı kulluk bilinci ve şuuruyla kullanmalıyız.
İş yerlerimizde işimizle ilgili konuşmalar yerine ya siyasi mülahazalar yapılıyor ya da futbol muhabbetleriyle zaman eritiliyor. Okullarımızda çocukların sorunlarına karşı sadra şifa olacak çok da bir şeyler söylenmiyor. Ancak insanlar egolarını tatmin ediyorlar. Oysa bulunduğumuz yerleri hem kendimiz hem de oradaki insanlara faydalı olacak şekilde kullanmalıyız. Gerçek gündemler oluşturmalıyız ya da başkalarının boş gündemlerine alet olmamalıyız.
Sosyal medyayı ihtiyacımız oranında kullanmalıyız. Şu anda insanlarımız sosyal medyayı kullanmıyorlar, tam aksine sosyal medya tarafından kullanılıyorlar. İnsanlarımız saatlerce sosyal medyada boş ve zararlı şeylerle gezinip duruyorlar. Sosyal medyadaki boş içerikler insanın dikkatini çalıyor. Dikkatini kaybedenler anlam üretemezler. Anlam üretemeyen beyin başkalarını seyretmekle meşgul olur. Sosyal medyadan uzak durma lüksümüz de yok. Bu alanda uzman kişiler tarafından zamana uygun, gençlerin dikkatini çekecek videolar yapılabilir. Müslümanlar bu alanda kendi küçük çıkarlarını bırakarak güç ve hizmet birliği yapmalıdırlar.
Üniversitelerimiz ise ayrı bir garabet. Gençlerimiz hayatlarının en verimli olan yıllarını boş uğraşlarla geçirip, mesleki olarak çok da bir şey kazanmadan mezun olup gidiyorlar. Bu gençlerden ülkeye faydalı olması beklenilemez ki. Oysa gençlerimizi alanıyla ilgili zorunlu olarak okuyacakları kitaplarla meşgul etsek, araştırmalar yaptırsak inanın birçok problemimiz çözülecek. Ülkeye huzur ve güven gelecek. Faydalı şeylerle zamanı dolmayan gençler adeta nefislerinin peşinde süfli işlerle uğraşıyorlar. Ruhsuz ve boş bir şekilde hayata atılıyorlar.
Bir mümin her gün maddi ve manevi yönden terakki peşinde olmalıdır. Resulullah (sav) şöyle buyuruyor: “Beni Allah’a yaklaştıran ilmimin artmadığı bir gün yaşayacak olsam, o günü hayırla geçirilmeyen bir gün sayarım.’’ (Heysemi)
Tabiinin zahidlerinden Amr İbn Abd-i Kays, kendisine boş yere konuşma teklifinde bulunanlara: “Güneşi tut.’’ demiştir.
Arkadaşlık ettiğimiz insanlar zamanı boşa geçirmemize sebep olacak kişiler de olmamalıdır. İnsan ziyanla değil ticaretle uğraşmalıdır. Her anımızı faydalı geçirecek işlerle geçirmeliyiz. Rahmetli Fuat Sezgin hocamızın günde on altı saat çalıştığını düşünürsek çok ve verimli çalışmalıyız. Her gün kendimizi yenilemeliyiz.
Müslüman, güneşin üzerine doğduğu değil, güneşin üzerine doğan kişi olmalıdır. Müslümanın günü seherlerde başlamalıdır. Gecesi, seheri olmayanın günü ölü geçer. Çocuklarımızı erken kalkmaya ve faydalı işler yapmaya alıştırmalıyız. Zaman şuuru vermeliyiz. Yaşları çok küçük diye yıllar hep boş geçip gidiyor. Zamanımızı öyle faydalı geçirmeliyiz ki asra bedel olsun.
Müslüman zamanı ve mekânı verimli kullandığı gibi zaman içinde zaman üretmenin peşinde olmalıdır. Yatakta yatarken bile uyuyana kadar zikirle meşgul olabilir. Yolculuklar da birtakım okumalarla geçirilebilir. Tabii ki her yerin ve zamanın okumaları farklı olacaktır.
Plan, program, gayret ve samimiyet olmadan hiçbir şeyde başarılı olmak mümkün değildir. Bir Müslümanın, cemaatin ve toplumun günlük, haftalık, aylık, yıllık ve ömürlük planının olması gerekiyor. Ümmet olarak başıboşluktan ve dağınıklıktan kurtulmalıyız. Plan yapmak da yetmiyor, samimi ve fedakârca çalışmak gerekiyor.
Allah (cc), hepimizi zamanı ve mekânı emanet bilinciyle kullanarak hakkını veren kullarından eylesin. Allah (cc), ömrümüze bereket versin.