HADİS İKLİMİ-Mahmut Aveder – Ramazan Bayramı

“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevâbını Allah’tan umarak ibâdetle ihyâ edenlerin kalbi, -bütün kalplerin öldüğü günde- ölmeyecektir.” (İbn Mâce)
Ramazan, bir takvâ mektebi; bayram da onun manevi kazancıdır. Bayram, mü’minlerin takvâ imtihânından başarıyla Allah’ın huzuruna çıktıkları o mes’ûd gününden bir tecelliyi daha bu dünyâdayken yaşatan mübarek bir gündür.
Gerçek bayram, Hakk’ın bizden razı olmasıdır. Bunun için bilhassa o sevinç günlerinde yetim, kimsesiz, fakir ve muhtaçları sevindirelim ki ilâhî rahmet ve merhametten nasîb alabilelim. “Sizler yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündekiler de size merhamet etsin.” buyrulmuştur.(Ebû Dâvûd)
Şevval ayının ilk üç günü Ramazan Bayramı’dır. Regaib, Mirac, Berat kandili ve Kadir gecesi derken ilahi rahmetin insanlara bol bol ihsan edildiği bu Ramazan’a da veda ediyoruz. Bizi ve bütün kâinatı yoktan var eden, bizlere sayısız nimetler bahşeden yüce Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun ki, Ramazan ayını iman ve Kur’an gölgesi altında geçirdik.
Yanık gönüllerimize cennet serinliği getiren ve bir ilahi ziyafet olan bayrama kavuşuyoruz inşallah. Peygamberimizin dile getirdiği üzere: “Evveli rahmet, ortası mağfiret sonu ise cehennemden kurtuluş ayıdır.” Bu ay ile inşallah rahmete nail olduk, mağfiret üzerimize sağanak sağanak indi ve cehennemden kurtuluşumuzu gerçekleştirdik.
Unutmayalım ki bayramlar, aslâ tâtil ve eğlence gibi ferdî mutluluk günleri değildir. İnsan tek başına, ferdi olarak bayram yapamaz. Yani tek başına bir bayram namazı, tek başına bir bayramlaşma düşünülemeyeceği gibi, sırf kendi şahsının veya ailesinin mutluluğuna göre ayarlanmış bir bayram da düşünülemez. Bilakis bayramlar, sıla-i rahimde bulunmak, geçmişlerimizi hayırlarla yâd edip ruhlarını şâd etmek, iman kardeşliğini cemiyet planında yaşatmak gibi nice görevlerimize vesile olan, bütün toplumu kucaklayıcı ibadet günleridir.
Velhâsıl Ramazan; ruhânî bir hayat terbiyesidir. Müslümanlık, sadece Ramazan’a mahsus ve belli günlere âit bir merasim değil, ömürlük bir takvâ hayatıdır. Bizim bütün ömrümüzü Ramazan’ın feyz ve bereketini umarak ve o aydaki zarafet, nezaket ve hassasiyet içinde idrak ve ihya etmemiz îcâb eder. Bunun için de Ramazan terbiyesi altında geçirdiğimiz mânevî hatıraları hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Zira ömürler görünüşte ne kadar uzun olursa olsun, ebedî ahiret hayatının yanında bir aylık Ramazan mevsiminden de kısadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ramazan ayı dışında hiçbir ayı tamamen oruçlu geçirmemiştir. Bununla beraber oruçtan da hiç uzak kalmamıştır. Mesela pazartesi ve perşembe günlerini mümkün olduğunca oruçlu geçirmiş, ümmetine de tavsiye etmiştir. Her ayda üç gün oruç, kandil günlerinde oruç, aşure günlerinde oruç gibi. Ancak Receb ayı gelince oruçlu günlerini artırır, Şaban ayında ise daha da fazla oruçlu olurdu. Adeta bedenen, ruhen Ramazan’a ve oruca hazırlık yapardı. Ramazan ayını bitirince de orucu birden bırakmazdı. Şevval ayında altı gün oruç tutmayı ümmetine tavsiye etmiştir.
“Ramazan’ı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kimse bütün yılı oruçlu geçirmiş gibi olur.” (Müslim) buyurmuştur.
Rabbimiz, yapmış olduğumuz ve yapacağımız ibâdet ve amel-i sâlihleri kabul buyursun. İdrâk ettiğimiz Ramazan aylarını, ihlâslı niyetlerle ve takvâ ölçüleriyle bir sonraki senenin Ramazan’ına bağlayabilmemizi ve böylece hayâtımızı dâimî bir Ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmemizi nasîb eylesin. Yine Ramazân-ı Şerîf’i; vatanımız, milletimiz ve bütün İslâm dünyâsı için huzur ve saâdet vesîlesi kılsın. Âmîn.
