Yazmaktan Emekli Daktilo
Şubat 2018 Enes BELADA A- A+
A- A+

Yazmaktan Emekli Daktilo

Bir daktilonun ibret dolu hayat hikâyesi…

Adı Remington… Gözlerini bir daktilo olarak açmıştı. Asrın icadıydı, herkesin gözü ondaydı. Rengi şeriat yeşiliydi ve bu önemliydi. İlk günün heyecanıyla yazması gereken 1 milyon harfi düşünmüş ve bir an önce işe koyulmayı beklemişti. Kim bilir hangi hakikatleri yazacak, kâğıtlara her harfi hangi güzel umutlarla vuracaktı.

Remington’un da endişeleri ve hayalleri vardı. 1 milyonuncu harfi yazıp emekli olmak istiyordu. Fakat o güne erişip erişmeyeceğini bilmiyordu. Öyle ya belki harfleri zarar görürdü, belki çocuklar kırardı, belki yağı biter ama kimse fark etmediğinden kartlaşır ve bozulurdu… kim bilir? Bu yüzden her harfini son harfiymiş gibi yazıyor, hem yazanlara hem okuyanlara zevk veriyordu. Hayatını kâğıtları yazılarla doldurarak geçiriyordu, hiç usanmıyordu. Çünkü o bunun için yaratılmıştı ve yaratılış gayesini yerine getirmek külfet değil neşe idi.

Aylar yılları kovalıyor, Remington yazmaya devam ediyordu. Artık 0 ve 1 tuşlarının olmamasına sahibini alıştırmıştı. Sıfır yerine “büyük o”, bir yerine de “küçük le” harflerini yazdırıyordu. 0 ve 1’in günahını taşıyan harflere hiç acımıyordu. Her harf kendi görevini yaparken bu iki çilekeş harf başka tuşların görevini de yapıyorlardı. Bu durumu sık sık seslendiriyorlardı ama yazarın umurunda bile değildi. Nasılsa işini bir şekilde görüyordu. Okuyucuyu sıfır ile “büyük o”, bir ile “küçük le”nin aynı olduğuna inandırmıştı bile. Yazar için yazdıklarına inanıldığı takdirde yazılanların çok da önemi yoktu. Remington ise eksikliklerini fark ettirmediğini düşünüyor, yazmaktan emekli olacağı günü bekliyordu.

Artık emekliliğine sadece çeyrek milyon harf kalmıştı. Kim bilir, evin hangi güzel rafında çocuklardan uzak bir vitrinde sergilenecekti. Hayali bile güzeldi. İdealleri olan Remington çoktan değişmişti. Onun için yazdıklarının doğru olup olmaması, haberin nasıl üretildiği ve çalışan harfler arasındaki adalet çoktan önemini yitirmişti. Kullanıldığı sürece sorun yoktu. Çünkü o üretmekten, hakikati dillendirmekten çok kullanılır olmanın dayanılmaz popülerliğine kendini kaptırmıştı. Popülerlik ona eksikliklerini unutturmuştu. Artık ne “büyük o”nun ne de “küçük le”nin sesini duymaz olmuştu.

Ancak Yaratıcı her insana sayılı nefes, her harfe sayılı basış takdir etmişti. Her harfin bir sonu ve hesabı vardı. “Büyük O” ve “küçük le” seslerini yükseltmişler ve gürültü yapıyorlardı. Net yazmıyorlar böylece yazarda huzursuzluk oluşturmuşlardı. Ayrıca yeni model daktilolar çıkmıştı, hem daha dayanıklı hem de ayrı ‘0’ ve ‘1’ tuşları vardı. Remington’un yıllardır başkalarının üzerine yüklediği işler, hissettirmediğini zannettiği eksiklikler hem yazar hem okuyucu tarafından artık çekilmez bir hale gelmişti. O ise popülerliğin yeni bir kurbanı olduğunun idrakine ancak varmıştı. Fakat iş işten geçmişti. Zaten hep iş işten geçince yapılan işin şuuruna varılırdı.

Remington bir gün odadan çıkartılmış ve bir daha hiç kimse onu görmemişti. Eski daktiloları hurda karşılığı alıp yerine yenisini veren bir mağazada değiştirilmişti. Hesabı görülmüş, hakikatlere yüz çevirmesi onun sonunu yavaş yavaş getirmişti. Remington daha çeyrek milyon harfini tamamlamadan bu genç yaşında veda etmişti medya sektörüne.

O ve onun gibiler günahlarıyla kirletmişlerdi gazeteleri, dergileri. Şimdi ise daktilolara rastlanmıyordu bile. İstenileni daha iyi yapan bilgisayarlar hepsinin kökünü kazımış ve tahtı ele geçirmişlerdi. Herkes artık bilgisayar çağının geldiğini söylüyordu ancak çeyrek asır bile geçmeden çeşit çeşit muadil cihaz neş’et etmişti. Her cihaz bir bir popülerliğin zirvesinden aşağı düşüyordu. Zira hepsinin günahı birikiyor, hakikate yüz çeviren dünya daha kötü bir yer oluyordu…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2018

Sayı: 20

Genç Adam Arşiv