Seyahat Etmek Ciddi Bir İştir
Mayıs 2019 Bilal İNAL A- A+
A- A+

Seyahat Etmek Ciddi Bir İştir

Üniversitede son günlerimdi. Poliklinikte hasta beklerken muhabbet ediyorduk. Erasmusla Polonya’ya gidip gelmiş bir arkadaşımız sazı eline aldı. Adamlardaki medeniyetten, bizim geri kalmışlığımızdan bahsetmeye başladı. Örnek olarak da apartmanların çoğunda merkezi ısıtma olduğunu anlatmaya başladı. Sonra daha da büyük bir medeniyet göstergesi buldu. Adamlar binalarına bir de yalıtım yapıyorlar diye devam ediyordu.

Anlattıkları benim için hiç de ilgi çekici şeyler değildi. Eminim bu yazıyı okuyan çoğu kişi için de öyledir. Acaba anlatmaya çalıştığı farklı bir şey var da ben mi anlamıyorum diye düşünürken ufak bir ayrıntı aklıma takıldı. Bu konuşmayı Adana’da yapıyorduk ve mevsim şartları gereği gerçekten Adana’da bu dedikleri yoktu. İçimden ‘İmkânı yok. Bu soru sorulur mu?’ diye diye tahmin edeceğiniz soruyu sordum.

-Türkiye’de Adana dışında bir şehirde yaşadın mı?

-Hayır.                           

-Hiç Adana dışına çıktın mı?

-Birkaç kez Niğde’de bulundum.

-Hiç kış ayında Niğde’de bulundun mu?

-Hayır.

-İyi o zaman bir ara da Türkiye’yi gezersen bu dediklerinin soğuk memleketlerimizin çoğunda olduğunu görürsün.

Başka bir zaman Filipinler’e gitmiş oraya yerleşmek isteyen biri ile karşılaştım. Neden gitmek istediğini sorduğumda çok yeşil olduğundan bahsetmişti. Ona da ‘Karadeniz Bölgesi’ne hiç gittin mi?’ diye sorduğumda hayır cevabını almıştım.  

Bu örnekler uç gibi gözükse de memleketinde kaybolacak kişilerin dünyanın öteki ucuna gitme hevesiyle hepimiz sıklıkla karşılaşırız. Neden bu seyahat arzusu diye sorduğumuzda o kadar saçma seyahat şekliyle karşılaşıyoruz ki mantıklı bir sebebe yönlenemiyoruz.  En iyisi seyahatin bu kadar karışık olmadığı zamanlara yolculuk edelim de bir mantık bulmaya çalışalım.

Asırlar öncesinde bir çocuk sırf ilim öğrenmek için bir ticaret kervanıyla seyahate çıkar. Kervan eşkıyalar tarafından basılır ve tüm mallarını kaybederler. Eşkıyalar bölgeden ayrılırken arkalarından bir çocuk koşmaya başlar. Çocuğun canını tehlikeye atarak peşinden koştuğu malları ise yıllardır medresede üzerine notlar aldığı kitaplardır. Eşkıyalara o kitapların kendi için değerli ama onlar için anlamsız olduğunu anlatmaya çalışır. Eşkıya kitabın değerini bilmez ama çocuğa öyle bir cevap verir ki bundan sonraki ilim hayatını değiştirecek bir cevaptır. O cevap ‘Madem senin için bu kadar değerli onları eşkıyanın alamayacağı bir yerde muhafaza etseydin.’ olmuştur. Çocuk bundan sonra öğrendiği her şeyi zihnine kazır ve o zihnindeki bilgilerden çağımıza dahi ışık tutan eserler verir. 

Tarihteki seyahatlere baktığımızda seyahatler bireysel olmaktan ziyade kervanlar halinde yapılmaktadır. Bireysel seyahatleri genelde dünya üzerinde bir yere seyahat etmek amacında olmayan, aslında kendi içlerinde arayışta olan din adamlarında görmekteyiz. Kervanlarla seyahat edenlere baktığımızda öncelikle tüccarlar karşımıza çıkar. Yaptıkları seyahat onlara çok ciddi gelir getirir. Sahip oldukları gelir de onlara lüks ve itibarlı bir hayat sunar.

Kervanın bir amacı olmakla birlikte her üyesi bu amaca sahip olmayabilir. Yukarıdaki hikâyede anlatılan gibi ilim için yolculuğa çıkanlar da kendilerini bu kervanlarda bulmuşlardır. Kervanlar insanların tüm dünyadaki ürünlere ulaşmasını sağlarken adeta ilmin de tüm dünyaya hızla yayılmasında büyük bir görev görmüştür. Ticaretin güçlendiği şehirlerde ilim dünyası da aynı hızda gelişmiştir.

Kervanlarda her zaman bir ticaret faaliyeti olmakla birlikte ticaretin ikinci amaç olduğu kervanlar da olmuştur. Dinlerin kutsal kabul ettiği yerlere yapılan dini seyahatlerde yine kervanlar kurulur. Bir yere çok sayıda kervanın gidiyor olması ve farklı yerlerden birçok insanın ortak bir yerde toplanması gereği orası yine bir ticaret ve ilim merkezi olur.

Tarihteki seyahatlere baktığımızda seyahat edenlerin ticaret, ilim ya da dini amaçla yola çıktıklarına şahit oluyoruz. Hepsinin de seyahatte hayatlarını değiştirecek bir şeylerin peşinde olduğunu görüyoruz. Tüccar döndüğünde artık zengin ve refah bir hayata dönmüştür. Din amacı ile seyahatten dönenler artık beyaz bir sayfa açıp eski günahlarından uzak bir hayata dönmektedirler.

İlim adamlarının hayatları ise iki şekilde değişecektir. Birincisi yeni öğrenecekleri bilgiler ile dünya görüşleri genişleyecek yeni ufuklar kazanacaklardır. İkincisinde ise önceki öğrendikleri ilimlerin fazlalıklarından kurtulacaklardır. Bir kişiden ya da kitaptan ilim öğrenen kişi için o tek kaynak ilmin kendisidir. Farklı birinden aynı ilmi farklı yöntemle gördüğünde ise aradaki birçok bilginin öğreticisinin yorumu olduğunu, ilmin hakikati olmadığını öğrenir. Böylece daha duru bir ilme sahip olarak yüklerinden kurtulmuş olur.

Başka sebeplerle seyahatler de olmakla beraber büyük bir ağırlığı bu üç sebep oluşturur. Bunlarda da ortak olarak gördüğümüz insanların hayatlarını değiştirecek seviyede bir sebeple seyahat etmeleridir. Yüzmek, güneşlenmek, manzara seyretmek, açık büfe yemek veya fotoğraf çekmek için seyahat edenlerle karşılaşamıyoruz. Seyahat eden kişi büyük zorlukları ve riskleri göze aldığı için karşılığında büyük bir beklentiye sahiptir. Kısa süreli yaşayıp da hayatına değer katmayacak zevkler için seyahat etmek mantıksız gelmiştir.

Anlattığımız kervandaki çocuk dünyayı değiştirecek seviyede bir sebeple seyahat ettiği için eşkıyanın peşinden koşabilmiştir. O gün eşkıyadan kurtulmanın yolu olarak her şeyi zihninde muhafaza etmeyi öğrenmişti. Bugün zihnimizin içine kadar giren eşkıyalar varımız yoğumuz ne varsa elimizle teslim etmemizi sağlamaktadırlar. Bizi dünyanın öteki ucuna gönderenler memleketimizde bize ait maddi ve manevi neyimiz varsa çalmaya devam etmektedirler.

Tekrar seyahate çıkmamız gerekmektedir. Bize dünya gerçeği diye yutturulan ne kadar ahlaksızlık ve zillet varsa bunların dünya gerçeği olmadığını anlamamız için tertemiz yüreklere ve hayatlara doğru seyahat etmek zorundayız. Televizyondan ve internetten başımızı kaldırıp seyahate çıkmalıyız. Dağ başında, ormanda, deniz kıyısında, şehrin göbeğinde, betonların içinde, sanayide her nerde olursa olsun inancıyla, ahlakıyla ve tüm omurgasızlığa karşı izzetiyle dimdik ayakta duran insanlar neredeyse oraya seyahat etmeliyiz.

Seyahat bir yer değiştirmedir ama mekân olarak yer değiştirmekten ibaret olursa tatilden başka bir şey olmaz. Görülen her yeni mekân, tanışılan her yeni insanla birlikte kendi iç âlemimize yolculuk yapabildiğimiz sürece seyahat anlamını bulacaktır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2019

Sayı: 25

Genç Adam Arşiv