Şubat 2016 Bilal İNAL A- A+
A- A+

Okuduğun Kitabı Söyle Kim Olduğunu Söyleyeyim

Her sene okulların açıldığı tarihlerde hutbelerin değişmez bir konusu vardır. İslam’ın ilk emrinin oku olduğu savunulur. Oysaki ilk olmayı bırakalım Kur’an’da yavan bir okumadan ibaret hiçbir ayet yoktur. Oku ifadesinin yaşa, nefes al ifadelerinden hiçbir farkı da yoktur.

İnsan hayata geldiği andan itibaren okuma eylemi içerisinde bulur kendini. Gördüğü, işittiği, dokunduğu her şeyi okuma çabasındadır. Aile ve çevresi de bu çabaya öğretmenlik yapar. Sonrasında soyut kavramlardan iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin okumaları başlar.

Peygamber efendimizin hutbelerde bahsedilen okuma şeklini vefat edene kadar öğrenmemiş olması O’nun en büyük mucizelerinden biridir. Hiçbir yazılı metni okumadan Kur’an gibi mucizevî bir kitabı insanlara sunması Kur’an’ın Allah’tan geldiğinin kanıtlarındandır. Bununla beraber dünyayı okuma çabası da her dakika devam etmiştir. Bulunduğu toplumun dünyayı okuma şekillerinin yanlışlığından emin olmakla beraber doğru dünya okumasını nasıl yapacağını düşünmek için Hira mağarasına çekilirdi. İşte yine bu okuma arayışı içerisindeyken dünyayı okumanın alfabesi kendisine sunuluyor ve büyük emirle karşılaşıyor: “Yaratan rabbinin adıyla oku.”

Okuma eylemi bir bebeğin dahi kolayca yaptığı bir iş olduğu için dünya üzerindeki her insan ve topluluğun kendince bir okuma şekli olur. Kimileri tahminler yürütüp varsayımlar ortaya koyarlar ki bilim dediğimiz kuralların çoğu bunlardan oluşur. Kimileri hiç kafayı zorlamadan düz mantık üfürmelerle bu okuma işlemini gerçekleştirir.

En kurnaz olan kesim ise peygamberlerin gösterdiği okuma şeklinin içinden menfaatine aykırı kısımları değiştirerek ortaya yeni bir okuma şekli koyar. Şehvet düşkünleri iffeti, tesettürü ve evliliği kaldırır. Büyük hırsızlar faiz yasağını kaldırır. Zalim iktidarlar iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi kaldırır. Fırsatını bulan herkes bir tarafından kemirir ve ortaya en son evrensel ahlak denen ahlaksızlık yığını çıkar. Dünyaya da bu evrensel ahlak masalları üzerinden dünyayı okumak düşer.

Elinde akıllı telefonuyla her gün bir cilt edecek oranda cümle okuyacak kadar “oku!” emrine uyar; ama eğitim sistemimiz, televizyon kültürü, internet ve bütün bunlarla harmanlanmış bir çevrede yaşayan bir insanın dünya okuması da “yaratan rabbinin adıyla” olmaktan oldukça uzaktadır.

Gazete manşetleri, reklam panoları, dükkân tabelaları ve mezar taşlarını okumaktan sosyal medyadaki uzun cümleleri okumaya geçişimiz de okuma grafiğimiz açısından umut vadediyor. Hatta üniversite amfilerinde ortaokul çocukları seviyesinde romanlarla gezen gençlerimiz gözlerimizi yaşartıyor. Her dakika, her saniye canhıraş bir okuma içerisinde olan toplumumuzun artık her konuda profesörleşmiş, bilgiye doymuş halde olması da bizi şaşırtmıyor.

Hayatında Kur’an okumamış, hadis kitabı görmemiş daha doğrusu romanın üzerinde İslami hiçbir kitap okumamış bir Müslüman gence Batılı bir kitabı niye okuduğunu sorduğunuzda alacağınız cevap “Onları da tanımak lazım” şeklinde olacaktır. Zaten günlük hayatına akın eden Batı kültürünü okuduğu üç beş tane kitapla da perçinledikten sonra karşınıza “O hadis Kur’an’a uymuyor.” vb. cümlelerle çıkması kaçınılmazdır.

Bu şekilde karşınıza çıkan birine hadisi destekleyen ayet gösterdiğinizde içinden çıkılmaz bir sıkıntıya düşebilirsiniz. Her meseleyi zaten çözmüş, Kur’an’ı hiç okumadan neler yazması gerektiğine karar vermiş birine bu şekilde cevap verdiğinizde ilk sorgulayacağı şey cahilliği ve ukalalığı değil İslam olacaktır.

Aldığı uyuşturucu ve alkol türevi maddelerden dolayı daha burnunun dibini göremez hale gelmiş adamları durmadan okuruz. Hatta tarihimizi, büyük insanlarımızı bile nereden geldiği belli olmayan kaynaklardan okumakla övünür hale gelmişiz. Bize bu okumaları kutsallaştıranlar da bir asır öncesine kadar kütüphaneler dolusu ilmî eserimizi okutmamak için ellerinden geleni yapmışlar.

Alfabeyi değiştirmek yetmemiş, buldukları kitabı yakmakla ün kazanmışlar. Günümüzde biraz daha insaflıları ise binlerce yıllık İslami ilimleri Kur’an’ı okumamızı engelliyor yaygarası yaparak okunmaması gereken vebalı kitaplar olarak karalıyorlar.

Okuduğumuz kitap bizi Kur’an’a ulaştırıyorsa hem dosttur hem de dostluklara vesiledir. Okuduğumuz kitap birilerinin hezeyanları, üfürmeleri ya da menfaatlerinden ibaretse hem düşman hem de tefrika sebebidir.

Kitap, bize anlattıkları ile küçücük parçalardaki büyük hakikate ulaştırmalı. Hakikatin birliğini parçalara ayırmamalı. Kitap öyle kitap olmalı ki yazdığı ile okuyanını aynı hakikatte bir etmeli.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2016

Sayı: 12

Genç Adam Arşiv