Mayıs 2014 Sümeyye ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Ne Mutlu İnsan’ım Diyene

‘Amentü billâh ve kefertü bi’t tağut’ sözüyle Müslüman olurmuş eskiden kimi topluluklar ve çocukları konuşmaya başladığında bu cümleyi söyletmeye çalışırlarmış bazı Müslümanlar. “Allah’a iman ettim ve tağutu inkâr ettim”. Allah’a iman eden bir kalpten tağutun çıkması gerekiyor, güneş doğduğunda karanlığın kaybolma mecburiyeti gibi. Tağut yani tuğyan, yani haddi aşmak, yani belli nimetlere kavuşan insanın, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bir bilgi, bir yetenek vehmetmesi, gurura kapılarak heva ve hevesinin peşinden gitmesi…
‘Tul-i emel’ var bir de… Tağutun itaatkâr talebesi; ‘Uzun emel, bitmez tükenmez hırs, insanın hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışması.’ Beşer tarafımızla beşer gibi, beşeri amaçlar uğruna bunca çalışınca yoruluyoruz ve dinlenmek istiyoruz.
Beşer yani biyolojinin ve fizyolojinin konusu olan yanımız. Beşer yani iki ayağı üzerinde yürüyen, yemek yediğinde doyan, gözü açıkken gören, yorulduğunda dinlenen, korkunca kaçan, çok hareket ettiğinde uyuyan yönümüz. Beşer; dünya var olduğundan itibaren aynı şekilde yaşayan, büyüyen, hastalanan, hayvanlarla ortak meleklerle farklı tarafımız. Beşer; ruhumuza giydiğimiz elbise, ‘ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez’ şiirinde söylenen ölümlü yanımız. Bilgin olsa da cahil kalan, ilme doysa da fikirsiz olan, günde 3-4 saat aynanın karşısında dursa da kendini göremeyen, bilgili ama bilinçsiz rengimiz. Beşer; insan olma yolundaki gayretine mütekabil mutmain olarak cennete girecek olan sermayemiz…
İnsan; şairin üzerine konuştuğu, filozofun hakkında aforizmalar söylediği, sufinin ‘Bir zübde-i alemsin sen’ dediği, ‘Gördüğümüz şeyleri gördük mü gerçekten’ diye sorgulayan, kış gecelerinde dışarı da üşüyen çocukların derdinden uykularına kar yağan, ‘Ağlarım, ağlatamam; hissederim söyleyemem/Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!’ diyebilen varlık. İnsan türünün tümü beşerken, tüm beşerlerin insan olamadığı gerçeğinin açıklaması… ‘Unutmayalım dünyada yaşamıyoruz sadece dünyadan geçiyoruz’ düsturuna sahip olabilen, öz bilinci olan, seçme hürriyeti olan, üretebilen, varoluşunun farkında olan tek canlı; insan.
İdareciler hangi alanda yatırımı fazlalaştırırsa o kurumlar daha çok söz sahibi olur ve büyür, insan da hangi tanımının altını çizerse hayatı o cümlenin tefsiri olur. Bu dünyada başlayıp bu dünyada biten emeller için çalışan yorulur. Mutluluğun peşinden koşan bulunca da kaybetmemek için uğraşır ve yorulur. Hayata sımsıkı sarılıp onu taciz eden, bir kere geldik dünyaya her şeye kanmalıyım diyen yorulur. Sadece alın terini döken, yürek teri ve akıl teri dökmeyen insanların eline bakmaktan kafasını kaldırıp gökyüzüne bakamaz yorulur. ‘Desinler’ çukuruna düşen tüm yüce değerlerini batırır, kimseyi memnun edemez, yorulur.
İnsanlığının katili ‘gündelik hayat’ kara deliğine giren beşerleşir tek hücreli canlılardan bitkilere kadar bütün hayatlara hâkim olan aynı döngüye girer, o döngünün içinde; yemek için çalışır, çalışmak için yer, tüketmek için üretir, üretmek için tüketir, tatil yapmak için çalışır, çalışmak için boş kalır ve yorulur. Yorulan beden dinlenmek ister -neden yorulduğunu düşünmeden-.
Hayatı her gün sırtlarında yük gibi taşıyan, zaten ‘günahkâr’ olarak doğduğuna inanan, geniş aileden mahrum olan, ‘Rezzak Allah’ inancından yoksun bulunan, tek dünyalı batılı için iş günlerinin sıkboğaz edici karanlığından kaçılan aldatıcı bir avuntudur tatil. “Beni yüce Allah’a yaklaştıran bir ilmi edinmediğim günün güneşinin doğmasında benim için hayır yoktur” diyen Müslüman içinse ‘Bir işten yorulunca, başka bir işe koyulmaktır’ tatil. İnsanı makineye benzeten batılı için makinenin soğuması, dinlenmesidir tatil.
Hâlbuki ‘Ameller kap gibidir, en aşağısı güzelse en yukarısı da güzel olur, en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur’ Peygamber aleyhisselamın sözüne kulak asan için ömrün özetidir tatil. Leğende mehtap seyretmek için para harcatan, rezervasyon yaptırtan, ne kadar iyi bir işte, ne kadar dolgun bir parayla ne kadar etkili bir makamda olduğunun ispatı için insanı yorandır tatil. ‘Kendine verilmemiş şeylerle tokluk gösterisinde bulunan (tekellüf) kimse, yalandan iki elbise giymiş gibidir’ diyen Peygamber’e aleyhisselam uyanlar için ise bir iç yolculuktur, içi zenginleştirmektir tatil.
Beşerce çalışan Müslüman da yorulur. Beşer yanımız kendisini üretici zanneden tüketici olarak yorulur, kapitalizmin itaatkâr tüketicisi olarak dinlenir. Dinlenmesi gerektiği gibi değil, ona sunulduğu gibi, ona dayatıldığı gibi, kendi tercihiyle ama herkes gibi, yorularak dinlenir.
Batının sadece tekniğini alıp ahlakını bırakalım diyenler yanıldı. Batının ahlakı iliklerimize kadar teknolojisiyle işlendi. ‘Birini sevmek onu kültürüyle sevmektir’ sözü batıyla olan ilişkimizi özetledi. ‘And olsun ki siz Yahudiler ve Hıristiyanların yoluna kulacı kulacına ve karışı karışına muhakkak uyacaksınız. Hatta onlar bir keler deliğine girse siz de o deliğe gireceksiniz’ diyen Peygamber aleyhisselam doğru söyledi.
Beşer yönümüze özel tasarlanmış reklamcılık ‘harikaları’ ile kuşatılmışken bireysel özgürlükler verilip zihinsel ve sosyal özgürlüklerimiz yüreklerimizden sökülürken… Hepimiz özgür bir şekilde sadece kendimize sunulanlardan bir tanesini seçebilme iradesine sahipken… Ne mutlu ‘Amentü billâh’ dedikten sonra yetinmeyip ‘Kefertü bi’t tağut’ diyebilenlere! Ne mutlu Tul-i Emeli batı medeniyetine iade edip Kasr-ı Emele (hemen ölecek gibi ahirete yatırım yapmak) rücû edenlere! Ne mutlu ‘yol var, yolun sahibi de var’ diyerek insan olma yolunda gayret sarf edenlere.
‘Sen ve yağmur
Başa dönemezsiniz
Öyle bir yürüdünüz ki ancak dönüş
Yolunu yok ederek gelebilirdiniz.
İnişiniz bir iniş olurdu başa
Dönmemecesine
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
Sen yalnız senken sensin
Burada kalamazsın ve başa dönemezsin
Gitmek zorundasın.’

İsmet Özel

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2014

Sayı: 5

Genç Adam Arşiv