Kasım 2017 Bilal İNAL A- A+
A- A+

Mücadeleyi Seçmek

Liseyi yeni bitirmiş, İngilizce kursuna gidip gelirken otogarda iki turist gördüm. Etraflarındaki insanlardan yol tarifi istiyorlardı ama bir türlü yardımcı bulamıyorlardı. Yanlarına gidip gidecekleri yere kadar götüreceğimi söylediğimde biri memnun kaldı ama diğeri şüpheyle bunu neden yaptığımı sorguluyordu. Çat pat İngilizcemle biraz anlaştık ve yola koyulduk. Bindiğimiz otobüste etraflarında İngilizce bilen kişi arayıp gerçekten doğru mu gittiklerinden emin olmaya çalışıyorlardı. Otobüsten indikten sonra biraz da yürüyüş mesafemiz vardı. Sürekli yol hakkında soru soruyorlardı ve gitgide tedirginlikleri artıyordu. Hatta biri bana yakın yürürken diğeri oldukça geriden takip etmeyi tercih etmişti.

İstedikleri yere vardığımızda yüzlerinde öyle bir ifade vardı ki adeta istedikleri yerde olmamız bir mucizeydi. Yol hakkında ciddi şüpheleri vardı ama yola bir kere çıkmışlardı ve yol hakkında hiçbir bilgiye sahip değillerdi. Büyük ihtimalle kandırılıp kaçırıldıklarını düşünüyorlardı ama küçük de olsa doğru yolda olma ihtimallerine inanıp götürdüğüm tüm yolları takip ettiler. O gün aklıma geldiğinde hep düşünürüm: “Neden o kadar korkmuşken tüm yolu benle geldiler de yolun ortasında vazgeçmediler? Aynı durumda ben olsam nereye kadar sabrederdim? Yolun sonunu bekler miydim?”

Hayat yolculuğumuzu ele aldığımızda bu yolculuk gibi sonuca götüreceği şüpheli sayısız yoldan ilerliyoruz. “Şunu da yapınca olacak, şu sınavı geçince her şey güzel olacak, şu seneyi bitireyim hayat bambaşka olacak” gibi birçok köşe taşı koyuyoruz. Her köşeyi döndüğümüzde ise karşımızda hayal ettiğimiz sonucu değil de yeni bir yol buluyoruz. Yaşadığımız hayal kırıklığının ardından da rehberimizden önümüzdeki yolun doğru yol olduğuna bizi inandırmasını istiyoruz. O ana kadar istediğimiz yere götürememiş rehber ve yolumuzdan vazgeçemiyoruz. Vazgeçtiğimiz zaman hiç bilmediğimiz bir yol kenarında yalnız bir şekilde kalmaktan korkuyoruz. Hatta bazen rehberin gazabından korkuyoruz da rehberden önce kendimizi inandıracak çeşit çeşit işaretler buluyoruz. Başka rehber ve yol arkadaşları bulacağımız zaman da nerden gelip nereye gittiklerine güvenemiyoruz.

Bizi yolda tutan ve yolun zorlukları ile mücadele gücümüzün kaynağı genellikle yola olan inancımız olmuyor. Gerek yolun tabiatında olan gerek rehberin yanlış yönlendirmesi sonucu sayısız zorluk ve engel ile karşılaşıyoruz. Sürekli bir mücadele içinde oluyoruz ama bir sonraki mücadelemizi nerde nasıl vereceğimizi bilmiyoruz. Amacımız yolun sonundaki menzil olmaktan çıkıyor. Başkalarının da üzerinde bulunduğu bir yolda kalabalık bir şekilde bulunmaktan başka bir amacımız kalmıyor.

Yolda karşılaşılan durumlara karşı zorunlu olarak yapılan mücadelenin dışında zihinlerde de bir başka mücadele sahne alıyor. “Hedefimiz ne? Bu yol hedefe gidiyor mu? Bu rehber yolu biliyor mu? Yol hedefe gitmiyorsa hedefin ne kadar yakınından geçiyor?” gibi sayısız soru yolcuyu bekliyor.

Bu ruhi mücadeleyi göze alan yolcular için artık yolda olmak tek başına anlam ifade etmez. Yol, rehber ve hedefte bir bütünlük gerekir. Mücadele ruhuna sahip birey de bu bütünlüğü her daim arayacaktır. Mücadelesini verdiği uğraşların buna değip değmediğini hesaplayacaktır. Uğrunda kılını feda etmeyeceği yollara canlar koymayı reddedecektir.

Mücadele hayatın her anında mutlaka karşımıza çıkacaktır. Zorunlu olarak karşılaştıklarımız sadece o günlerimizi meşgul ederek sönüp gidecektir. Mücadele ruhu ile seçtiklerimiz ise altımızda tek tek birikip bizi hedefimize her geçen gün daha da yaklaştıracaktır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2017

Sayı: 19

Genç Adam Arşiv