Şubat 2015 Muhammed KARTAL A- A+
A- A+

Kulaklarımız Değil Kalbimizdir İşgal Altında Olan

Modernite, müziğin başlangıcının etimolojik olarak ilk çağlara kadar uzandığını söyler. -Anlayış mı bilmem ama- bu anlayışa göre ‘ilk insanlar kuşların ve doğanın sesinden esinlenerek, içi boş bir kütüğe deri geçirip vurarak, hayvan bağırsaklarından yapılan ipleri çekerek, boynuz, kemik gibi gereçleri kullanarak doğayı taklit etmeye başlamışlardır. Başlangıçta işaret amaçlı kullanılsa da daha sonraları hoşlarına gidecek biçimde düzenleyerek kendi ilkel tınılarını oluşturmuşlardır.’

İslam tarihinde müziğe ait tasnif çalışmalarının en güzeli İmam İbn Hazm tarafından ortaya koyulmuştur. Bu çalışmasını “Risale-in Fi’l-Ğınâi’l-Mülehhî El Mübâhun Hu ve Em Mahzurun” isimli kitabında kaynaklarıyla birlikte geniş bir biçimde ele almıştır.

Bu çalışmada İbn Hazm musikiyi; doğal bir olay, insanı dinginliğe eriştiren, Allah’a samimi bir kulluğa hazırlayan, hareketli kılan, psikolojik, fizyolojik ve manevi açıdan enerji kazandıran bir gereksinim olarak görmektedir. Yine bu çerçevede müzikle ilgili İbn Hazm, ifade edilen amacın dışına çıkılmadığı takdirde musikinin insanı doğru yoldan ayıracağına inanmadığını vurgular.

Müziğin tarihi seyrini de göz önüne alarak söyleyebiliriz ki müzik, insan hayatında doldurulması gereken bir boşluktur. İnsan soyut olarak içinde besleyip büyüttüğü hislerinin, düşüncelerinin yansımasını somut bir şekilde görmek, bilmek, duymak ihtiyacı taşır. Bu ifademizi Oscar Wilde: “Müzik hissin uğultusudur.” diyerek anlatmaya çalışır.

Bu ihtiyaç bazı şartlarda yaşantımızda bir yansıma olarak değil de bir yansıtma olarak ortaya çıkar. Yani müzik aracı insana yön veren bir misyon yüklenir. Özellikle günümüzde bizler dinlediklerimizi belirleyemiyorken dinlediklerimiz bizi belirliyor, şekillendiriyor ve tanımlıyor.

Müzik, son yüzyılda popüler kültürün getirdiği bir boşlukla içeriksizleşmenin bir ürünü olarak duruyor karşımızda. İnsanların duydukları boş, içerikten yoksun, sahte ve anlık lezzetlerin mezarlığı haline gelmiş kelimelerden yapılan müziğimsiler, insanların kulaklarını değil kalbini hedef alarak imanın merkezini işgal ediyor. Peygamber aleyhisselamın belirttiği üzere:

“İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” (Buhari, Müslim)

Bu çağrı bize savunulacak ve uğruna çarpışılacak mevziimizin kalbimiz olduğunu anlatır. Bunun en sağlıklı yolu da konumuz çerçevesinde bize ait olan ezgilerimize, marşlarımıza dönmektir. İsmet Özel’in tabiriyle:

“Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!”

Popüler kültürün işgali altındaki mevziimize yani kalbimize varoluş gayemizi; Abdulbaki Kömür’ün ‘Uyan Artık’ı, Grup Genç’in ‘Asra Ağıt’ı, Kardeşlik Çağrısı’nın ‘Güneşe Bak’ı ve Ömer Karaoğlu’nun ‘Doğ Ey Güneş’i ile tekrar haykırmalıyız. Haykırmalıyız ki Efendimiz aleyhisselamın gerçekleştirmiş olduğu inkılâp; kalbimize ve zihnimize ulaşsın, kulaklarımızda yankılansın ve tüm yaşantımızı kuşatarak var olsun çehremizde…

Sanırım tüm bunların ardından Mozart’a hak vermek gerekir. Mozart diyor ki “Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız, müziğini değiştirin.”

Caddelerde, salonlarda, düğünlerde, alışveriş merkezlerinde, gecenin karanlığında dinlenilenler… Dinlediğinin temposuyla bir yaşam süren, özenti olarak yaşayıp özenti olarak telef olan insanlara baktığımızda kendimizde değiştirmemiz gerekenlerden -bugüne kadar hiç gündemimize dahi almadığımız önemli noktalardan- birisi gün yüzüne çıkıyor, sanıyorum.

Diriliş çağrımızı, düştüğümüz her yerden marşlarımızla ve ezgilerimizle kalkarak yinelemeliyiz. Tüm caddelerde, sokaklarda ve kalbimizde...

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2015

Sayı: 8

Genç Adam Arşiv