Mayıs 2015 Enes BELADA A- A+
A- A+

İstişare Etmeyelim de Fitne Hürriyetimiz mi Olsun?

“Bi sorayım da ona göre şeyediyim be hacı.” deriz çoğu zaman. Yani farkında olsak da olmasak da istişarede bulunuruz. Farkında olmakla olmamak arasında fark var. Bir teşbih-i beliğle misalin belini kırabiliriz. Şöyle ki ‘bir hayvanı boğazlarız da besmele çekersek helal, besmele çekmezsek murdar olur.’ İşte Müslüman’ın farkındalığı da bu kadar farkeder. Farkında olarak istişarede bulunursak hayırlı, sevaplı ve bereketlidir. Övülen bir Kul oluruz! İstişare yaptığımızın bilincinde değilsek bereket beklemek beyhudedir.

Ne diyorduk? İSTİŞARE! İstişare kelimesi ‘şıra’ ile aynı köktendir. Hani, Arı Maya çiçek çiçek dolaşıp polenlerin özünden tatlı mı tatlı bal yapıyor ya işte öyle meselenin özünü yakalamaktır. Tabi ki balların bile kalitesi değişir. Televizyonda damacana dolusu(!) satılan bal ile anzer balı bir değildir. Bu nedenle istişarelerimizin neticeleri isabetli olabileceği gibi tam tersi de olabilir. Ama üzüntüye mahal yok! Çünkü istişare edip de isabet edene iki, edemeyene bir sevap var.

Birçok soru/n ile karşılaşırız ve karşılaşacağız da.  Peki, birilerine sormadan hiç bilmediğimiz işlerde nasıl muvaffak olabiliriz ki? Ya da karmakarışık meselelerde? Zor durumda kaldığımızda hemen müsteşarlarımıza soracağız ‘ne yapalım?’ diye. Evet Müsteşar! Sadece bakanlıklarda olmaz müsteşarlar. Biz kimlerin sözünün gücüne inanıyorsak onlar bizim müsteşarlarımızdır. Tabi Mümin yani Emin olmamız hasebiyle bizler de birileri için müsteşarız; sır tutarız, öfkeye kapılmaz akl-ı selimle düşünürüz. Dostlarımız için birer çözüm kapısıyızdır. Yani biz dostumuzdan, istişare ettiğimiz kişilerden ne bekliyorsak öyle olmalıyız.

Sorunlara uzak olmak en rahatıdır ama rahatını riske etmeyenler, mükâfatı da ancak vitrinde görebilirler. Bizler Allah yolunda oldukça zorluklar bizi bulacaktır. Bunları aşmak için evvela ferasetli olmak icab eder. Sakin bir şekilde problemi dillendirip istişareye sunabilmeliyiz. Tabi istişareye götüreceğimiz konuda önceden karar vermemiş olmalıyız. Ne karar çıkarsa ona uymalıyız. Yoksa istişare ettiğimiz kişinin mehabetini, güvenini kıracak daha uygunsuz bir davranış olamaz sanıyorum.

Şunu duyar gibiyim, istişare ve danışma aynı mıdır? Yukarıda söylediğim şey tam da ikisini ayırt ediyor. Yani istişare kararına uymamak vebal, danışma kararına uyup uymamak sana kalmıştır. Mesela çalıştığınız firmadaki bilgisayarların yenilenmesi gerektiğini söyleyerek toplantıda istişare edersiniz. Yenilenmemesi kararı çıktığı halde yeniletirseniz şirket bilgisayarların parasını (vebalini) size ödetir. Ama yenilenmesine karar vermişseniz bilgisayarcıya hangi bilgisayarın iyi olduğunu danışırsınız. Almasanız bile vebali yoktur. Yanılsan da kendine kazansan da kendine…

İstişarede istediğimiz sonuç çıkmasa bile karara kendimizinmiş gibi sarılacağız. Hele devlet kademesindeysek vatoz gibi sarılacağız. Daha kapıdan çıkar çıkmaz “Biz başka dedik ama onlar kabul etmedi” diyerek merdiven altı muhalefet tavırları filan yapmayacağız. Bu davranışımız ne bize yarar ne de temsil ettiğimiz konuma… Bu yalnızca eli bastonlu, başı şapkalı ingiliz kılıklılara yarar. Zaten uyguladığımız demokrasideki “fikir söyleme hürriyeti”ni “fitne ve ayrılık çıkarma hürriyeti”ne çevirmiş vaziyetteler. Şimdilik nefes alabiliyoruz, onu da bozup toptan yok olmaya hiç gerek yok.

Yeryüzünde din Allah’ın oluncaya kadar yelkenler fora!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2015

Sayı: 9

Genç Adam Arşiv