Kasım 2019 Furkan DENİZLER A- A+
A- A+

"İslamofobi" Neden Revaçta?

İnsanı doğası gereği duygularından arındırmak mümkün değildir. Yeri geldiğinde sevinir, üzülür, sinirlenir veya korkar. Bu duygulara bürünen birini kimse garipseyemez. Duygulardan bazıları özeldir; Klostrofobi (kapalı alan korkusu), Agorafobi (açık alan korkusu), Tomafobi (ameliyat korkusu) vb. Son zamanlarda sıkça duyar olduğumuz “İslamofobi” de bir duygudur.

 

Müslümanlara karşı duyulan kin, nefret, düşmanlık ve ayrımcılık anlamını taşıyan “İslamofobi” İslam korkusu demektir. Ortaya çıkması Endülüs’ün fethine kadar dayanmaktadır. Kiliselerin askeri ihtiyaçlarını gidermek için (özellikle haçlı seferleri için) yaptığı propagandalar sonucu fikri zemin oluşturulmuştur. Daha çok İslam’ın Hristiyanlığa karşı bir tehdit unsuru olduğu yönünde gelişmiştir. Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ticaretler ve iletişimler arttıkça durumun böyle olmadığı ortaya çıkmış ve İslamofobi yıllar içinde azalmıştır.

 

1991 yılı sonrası ise Sovyetler Birliğinin dağılıp marksist görüşün ve komünizmin Avrupa’nın düşmanlığından çıkmasıyla, Avrupa’nın yeni bir rakip arayışına girmesi dinleri hedef tahtasına oturttuğunu ve bütün dinlere bir uzaklaşma olduğunu gözler önüne sermektedir. Burada İslam’a karşı bir özel tavır içine girdiğini belirtmeden geçmemek gerek zira ABD’de Pew Research Center tarafından yapılan bir araştırmada; genel olarak dindarlığa karşı önyargıların arttığını, İslam’a yönelik korkuların da diğer dinlere göre daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca anket İslamofobi’nin anti-semitizmden* daha hızlı büyüdüğünü gözler önüne serdi. Araştırma kapsamında anket yapılan ülkelerden İspanya’da yüzde 52, Almanya’da yüzde 50, Polonya’da yüzde 46 oranında. Müslümanlara karşı olumsuz düşünme oranları Avrupa’da İslam düşmanlığının ne kadar yüksek olduğunu ortaya koymaktadır.

 

İslamofobi’nin diğerlerine göre daha hızlı yayılması 11 Eylül ve sonrasında İslamofobi propagandalarının yürütülmesiyle bağlantılıdır. Yapılan haberlere, karalama çalışmalarına Müslüman hatalarını da eklediğinizde bu sonucun ortaya çıkmasında şaşılacak bir durum yoktur. Sosyal medyada, filmlerde, haberlerde sürekli Müslüman görünümlü(!) kişilerin çizmiş olduğu profiller savaş isteyen, hoşgörüsü olmayan, tek derdi kafa kesmek olan tiplerdir. Ne yazık ki bu tiplemeler sadece yabancı basın, medya organlarından değil kendimizden de çıkmaktadır.

 

Yeşilçam’da İslam’la alakalı kişiler(genel olarak hocaların veya kanaat önderlerinin) genel olarak aksak, rüşvet için her şeyi yapılabilecek, yüzüne bakılmayacak tipler oluyor[1]. Bütün bunlarla birlikte İslam’la hiç alakası olmayan ama sanki İslami gruplarmış gibi lanse ettirilen Işid vb. yapıların kendileri ve ortaya koydukları videoların, resimlerin, belgelerin yaptığı tahribatı da eklemek gerekiyor. İnsanlar korkuyla yönlendirilip İslam, Müslüman kelimelerine soğutulmakta, bu kelimeleri duyunca insanların oradan uzaklaşılması hatta bir ötesi olarak sözlü tacizde bulunulması istenmektedir.

11 Eylül 1683(2012)[2] filmini örnek olarak verebiliriz. İtalyan yönetmen Renzo Martinelli’nin çektiği film, Viyana Kuşatması sırasında Polonyalılarla işbirliği yaparak kentin düşmesini engelleyen, sonradan “aziz” payesi alan rahip Marco d’Aviano’nun hayatını anlatıyor. Film Osmanlıları ve Müslümanları aşağıladığı ve acıması olmayan insan şeklinde gösterildiği için büyük tepki görmüştü. Bir başka örnek olarak birkaç yıl önce çekilen Müslüman Masumiyeti(2012 kısa film)[3] filmi. Müslümanları kötüleyen, insanların zihninde Müslümanları aşağılık birer mahlûk olarak kalmasını hedefleyen, propaganda amacı taşıyan bir filmdir.

İslam’la ilgili bilgisi olmayan insanlar bu filmleri izlediklerinde Müslümanlara karşı korku ve nefret duyacaklardır. Peygamber efendimize aleyhisselam alayla karışık hakaretlerde bulunan bu film basın özgürlüğü(!) çerçevesinde halka sunulmuştur. Müslümanlardan gelen filmle ilgili uyarılara kayıtsız kalınmış, bunun üzerine filme tepkiler gelmeye başlamıştır. Bu tepkiler protestolara dönüşmüş, Libya’da protesto sırasında Amerikan Büyükelçiliğine roketatarla saldırı düzenlenmiştir. Büyükelçilik ateşe verilmiş, olaylar sırasında ABD büyükelçisi ve 3 Amerikalı diplomat öldürülmüştür.  Olaylar sonucunda ABD sessiz kalmıştır. Bu olay bir süre zarfında yabancı basında sıkça yer almış, İslam’ı saldırı ve vahşet dini olarak gösterilmesi haberlerle empoze edilmiştir.[4]

 

Son günlerde Müslümanlara sözlü saldırıdan çok fiziksel saldırılar artmaktadır. Cami saldırıları, tacizler artık haberlerde normal(!) karşılanacak duruma geldi. Bu noktada Yeni Zelanda’ya değinmezsek olmaz. Cuma namazı sırasında gerçekleşen iki alçakça terör saldırısı. 49 kişinin şehid olduğu ve birçok yaralının bulunduğu saldırı. Seni “hello brother(merhaba kardeşim)”[5] diye karşılayan birinin göz kırpılmadan öldürmesi aklımızın bir köşesinde her daim bulunması gereken bir olay. Karşımızda ne kadar ciddi bir problem olduğunu bir kez daha gözler önüne seren bir hadise. Bu saldırıların sadece eskiden gelen düşmanlıktan veya popüler kültürün etkisinden kaynaklandığını düşünmek görmemiz gereken bir şeyi atlamamıza neden olur.

 

Günümüzde bu saldırıların artmasında oyunların yadsınamaz bir etkisi vardır. Nitekim Yeni Zelanda saldırıları sırasında ortaya çıkan görüntüler popüler savaş oyunlarında kullanılan kamera açısının birebir aynısıydı. Silahlı oyunların insan psikolojisine vermiş olduğu zarara oyunlarda yapılan İslamofobik propagandaları da[6][7]  ekleyince ortaya böyle bir durum çıkıyor. Her ne kadar ülkemizde fazlaca bilinmese de Muslim Massacre (Müslüman Katliamı), Bomb Gazze(Gazze’yi bombala) vb. adlı oyunlar hem içeriğinde hem de adında Müslümanlara karşı saldırgan bir tavrı aşılamaktadırlar.

 

İslamofobi’nin hayatın her alanında oluşu onu sürekli gündemde tutmakta ve her geçen gün birilerini etkilemektedir. Bu maruz kalmalardan kurtulamadıkça saldırılar azalmayacak aksine artarak devam edecektir. Yok, oyun oynamayalım veya kulağımızı tıkayıp kendimizi bu olaylardan uzak kalarak koruyalım demiyorum. Aksine eksik kaldığımız konularda yürümemiz gerekiyor. Alternatifini üretemediğimiz her şey bizim aleyhimize. Bugün biz etkilenmesek bile yarın çocuklarımız kesinlikle etkilenecek. Oyun sektörüne girilip oyunlar üretilmeli, sağlam haber kaynakları en ihtiyaç duyulan alanlarımızdan. Sadece yurtiçini düşünüp küçük kalınmamalı, medya olarak yurtdışına açılmalı ki insanların kandırılması zorlaştırılsın. Sen sadece bir şeyler yapmak iste ve bunun için efor sarf et. Elimizden geldiğince yanlışları düzeltmek temennisiyle vesselam…

 

 

*Anti-semitizm: Yahudilik dinine, ırkına, kültürüne veya milletine karşı duyulan düşmanlık.

 

[1] Yeşilçam örneği

https://www.youtube.com/watch?v=t25L_98Wp1o

 

[2] Daha fazla örnek için

https://www.fikriyat.com/galeri/sinema/batinin-musluman-dusmanliginin-propagandasi-olan-filmler/2

 

[3] Konuyla ilgili detay ve alternatif yazı olarak

Yıldız ÇELİKTAŞ “AVRUPA’NIN YÜKSELEN TRENDİ: İSLAMOFOBİ” http://politikaakademisi.org/2012/10/21/avrupanin-yukselen-trendi-islamofobi/

 

[4] Bakanlık çalışması

https://t24.com.tr/haber/bakanliktan-islamofobik-icerikli-6-film-5-cizgi-film-ve-3-klibe-mudahale,630398

 

[5] TRT’nin Davud Nabi için başlattığı/hazırladığı video

https://www.youtube.com/watch?v=9NrJqh8vcLY

 

[6] Gençlik ve Spor Bakanlığının kurduğu site

http://www.oyunlardaislamofobi.com

 

[6] Anadolu Ajansı tarafından yapılmış haber

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/dijital-oyunlarda-islamofobi-tehlikesi/660381

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2019

Sayı: 27

Genç Adam Arşiv