Kasım 2017 Muhammed Soner BAŞER A- A+
A- A+

İslam Mücadeledir

Mücadele kimi zaman yazmak, kimi zaman çizmek, kimi zaman konuşmak, kimi zaman bağırmak, kimi zaman itaat etmek, kimi zaman isyan etmektir… Mütemadiyen bir fiil, bir oluş halindedir.

İslam mücadeledir…

Müslüman her bir tevhidinin içinde “la” ile isyan eder, batıla direnir. “Muhammedün rasulullah” diyerek itaat eder. Her söylediğinde küfre korku, mü’mine ümit verir. Lakin bu korku ve ümit kuru slogan ile değil, tevhidin aradığı ruh ile somutlaşır. Bu ruh mücadele ruhudur, cihad ruhudur, mü’min ruhudur, madde manaya ancak böyle kavuşur.

İslam mücadeledir…

İslam sürekli olarak mücadele, hareket, dinamizm, aşk, iman, ahiret, adalet, özgürlük, ekmek davasında olmaktır. İnsanı kullara kulluktan Allah’ın kulluğunda özgür yaşamaya, paylaşmaya, adalete ve barışa çağırır. İslam, dünyaya adalet ve erdem yaymak için gönderilmiştir. Bu adaletin önüne set çekenler ve insani erdemleri yerle bir edip genç ve yaşlı, çocuk ve kadın demeden milyonlarca mazlumu öldürmekten geri durmayan zalimlere karşı uyanık olmak, güçlü olmak, hazırlıklı olmak; ihmal edilmemesi gereken önemli bir farizadır.

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal, 60)

Böylesine aksiyonel bir dine mensup olan bizlerin, kaybetmeye yüz tutmuş mücadele ruhumuzu diriltmemizin zamanı gelmedi mi?

Her şeyden önce bu ruhu bulamayanlar, işten eve evden işe mekik dokuyup hayatın monotonluğunda ayın 15’ini bekleyenler, İslam’ı vicdanlara ve dört duvar aralarına hapsedenler, dinin emellerini İslam’ın bizlere gösterdiği vizyonu ve misyonu seçim sandıklarına oy olarak atıp ardına bakmayanlar, halife olsaydı da arkasından gitseydik deyip slogan atıp evinde geleceğin halifesi olabilecek yavrularını asalak sınav müptelaları olarak yetiştirenler, oğlu kızı üniversite diploması alınca İslam davasına müthiş hizmet ettiğini düşünüp İslam yolunda kendisini ağırdan satanlar… ve bu paragraf çok daha uzayabilir.

Şu zaruridir ki; İslam’ın özü olan mücadele ruhunu tekrar kazanmamız gereklidir. Ne için mi? Filistin’de ilaç bulamadığı için ölen yavru için, kanları oluk oluk akan Müslüman kardeşlerimiz için, Afrika’da bir dilim ekmeğe muhtaç olan insanlık için, işgal altındaki Kudüs için, zulme uğrayanların sesi olabilmek için, küfre karşı durabilmek ve İslam düzenini kurabilmek için…

Mücadele ruhumuzu diriltmek için İslam’ı sloganik yaşamaktan, çağın ruhi hastalıklarından kurtulup her daim kendimizi Allah yoluna adamayı, şehadeti arzulamayı kendimize vizyon olarak belirlemeliyiz. Kendimize başta peygamber efendimiz aleyhisselam olmak üzere, bu dine kendisini adayanları rol model edinmeliyiz. İslam uğruna canından malından geçenlerin hayatlarını okumalı, ruhumuza heyecan pompalamalı ve kendimize daima özeleştiri yapmalıyız.

İslam için mücadele etmenin timsali olan Seyyid Kutub asılırken, Mısır firavunu Abdunnasır onu affetmek için kendisine bir mektup göndererek imzalamasını ister. Ancak Seyyid Kutub “Şehadet parmağımla o imzayı atacak kadar alçalmadım!” der. Ertesi gün Seyyid Kutub asılmak üzereyken, cellât ona “Şehadet getir” der; Seyyid Kutub ise şöyle cevap verir: “Zaten ben bunun için idam ediliyorum.” Evet, işte İslam için mücadele etmek budur, canı pahasına yoldan dönmemektir. O kahramanlar, o cengâverler, o mücahitler için darağaçları birer beşiktir.

Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki; “Uğrumuzda mücahede edenleri yollarımıza iletiriz. Gerçekten Allah iyilik edenlerle beraberdir.” (Ankebut, 69)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2017

Sayı: 19

Genç Adam Arşiv