Ağustos 2020 Furkan ÖZCAN A- A+
A- A+

"İkinci Bir Fetih, Yine Bir Ba’sü Ba’del Mevt..."

Onlarca yıl miting meydanlarının vazgeçilmez sloganı haline gelmişti: “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın!”  Peki, neydi Ayasofya’daki sır?

Doğu Roma imparatorluğu zamanında İstanbul’a yapılan en büyük kilise olan ve “Kutsal Bilgelik” anlamına gelen Ayasofya, Hristiyanlığın merkezi haline gelmekle beraber hükümdarların taç giyme törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekân olarak adından söz ettirmiştir.

1453 yılına gelindiğinde o kutlu Hadis-i Şerif’e* nail olan 21 yaşındaki hükümdar Fatih Sultan Mehmet Han fethin nişanesi olarak Ayasofya’yı Cami hüviyetine kavuşturarak 1 Haziran 1453 günü orada ilk Cuma namazını eda etmiştir.  Ardından Fatih Sultan Mehmet Han burayı bedelini kendi servetinden ödeyerek satın almış ve kendi kurduğu vakfa devretmek suretiyle ilelebet cami olarak ibadete açık tutulmasını Ayasofya vakfiyesinde vasiyet etmiştir.

(Sultanahmet Meydanında Sahur Sonrası/ 2017)

 

Minareleri, külliyesi ve hat yazıları sonraki padişahlar döneminde peyderpey tamamlanan Ayasofya’da içinde padişahların, eşlerinin ve şehzadelerin de yer aldığı 43 farklı türbe bulunuyor.

İslam’ın nuru, Türklüğün gururu haline gelmiş olan Ayasofya’nın şerefelerinde mübarek ezanı şerifler yüzyıllarca hiç dinmemiş iken 1930-1935 yılları arasında restorasyon sebebiyle kapatılan Ayasofya’da çalışmalarını yürüten Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore, Ayasofya’daki mozaiklerin tekrar ortaya çıkarılması için Türkiye’deki yeni yönetimden izin istemiş. Ve bu süreçle Ayasofya 24 Kasım 1934 tarihli bakanlar kurulu kararıyla müze statüsüne dönüştürülmüş.

Ayasofya’nın ayağına prangalar vurulurken 1967 yılında Katolik Hristiyanların lideri Papa 6. Paul’un Ayasofya’da dua etmesi MTTB yöneticilerinin Ayasofya’da madem ibadet ediliyor biz de namaz kılarız demesiyle Ayasofya’nın statüsü hakkında ilk ciddi tartışmalar başlar.

Rahmetli Necmettin Erbakan’ın “Sadece bir cami değil, hakkın batıla galebesinin sembolüdür!” dediği Ayasofya, İstanbul’a gönül verenlerin, Fatih’in emanetine hasret duyanların yarası haline gelmişti. Bu hasret edebiyatçılarımız gönüllerinde coşarken onlar bunu kalemleri ile dizginliyorlardı.

Osman Yüksel Serdengeçti’nin yargılanmasına sebep olan Ayasofya şiiri de bunların başlıcasıydı;

“Hani nerede?

Şu muhteşem minberde,

Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,

Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?...

Ayasofya!
Ayasofya!
Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!...

Kur’an sesleri dindirilmiş,
Müslümanlar sindirilmiş!...
Allah, Muhammed,
Hülafâ-i Râşidinin
İsimleri
Kubbelerden yerlere indirilmiş!...”

Ayasofya’nın açılacağı güne hasret çeken,  o günün aşkıyla yanan Üstad Necip Fazıl ise 29 Aralık 1965/ MTTB konuşmasındaki şu cümleleri inananların ruhuna kazıyor adeta;

“Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’an’a tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını esir etmeye denk bir suçtur. Niçin bu yakıcı, kavurucu, kül edici gerçeği ortaya dökemiyoruz. Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem; fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bir sel, bu sel açacak…

 Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın… Her yağmurun arkasında bir sel vardır…

Hepimiz şöyle diyelim, “O selin üstünde bir saman çöpü olsam daha ne isterim”. Gençler, kayaları biçecek, ormanları tıraş edecek ve betonarmeleri söküp götürecek olan bu sel yakındır. Allah, mukaddes zatının ve resulünün dostlarıyla beraberdir…”

Üstad Sezai Karakoç ise Ayasofya hakkındaki yorumunu şu şekilde dile getirir;

“Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarılması bir sebep değil bir sonuçtur. Tekrar cami olarak açılması da bir sebep değil bir sonuç olacaktır!”

İstanbul’a eğitim için giden bizler de mahzun Ayasofya’nın şanlı direnişine şahit olduk ve “Ayasofya Müslümanın Hakkıdır!” diye yıllarca haykırdık.

Ve o **sel’ in üstünde bir saman çöpü olmak için dua ettik.

Ve şimdi,

 24 Temmuz 2020 Cuma günü bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve bir sonuç olarak Ayasofya özgürlüğüne bir kat daha güçlenerek Ayasofya-i Kebir olarak kavuştu.

Hutbeye kılıç eşlik etti, ne hoş oldu,

Sadece Türkiye değil Ümmeti Muhammed coştu,

Gözlerden akan yaşlar şimdi kıymet buldu!

Zincirler kırıldı,

Ayasofya Açıldı!

Not: Artık Ayasofya-i Kebir Camimizin girişinde “***Please take off your shoes!” yazısını asabiliriz.

* “İstanbul (Konstantiniyye) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emirdir. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3359)

** “Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bir sel, bu sel açacak…” NFK

***Türkçesi: “Lütfen ayakkabılarınızı çıkarınız!”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2020

Sayı: 30

Genç Adam Arşiv