Kasım 2013 Mustafa Sefa ÇAKIR A- A+
A- A+

Davası "Dini" Olan Erler

"Dininin Davacısı Bir Gençlik"


‘Dava’ kelimesi, davet ve dua kelimeleriyle aynı kökten gelir. Bir çağrı meselesi, insanları kurtuluşun kendisinde görüldüğü inanca çağrı... ‘Din’ kelimesi ise ceza/karşılık anlamına gelir. Yani buradan her şeyin kendisinde karşılığı olduğu anlamını çıkarabiliriz. Bu dava ve din kelimelerini yan yana koyduğumuzda bizi heyecanlandıracak bir tablo çıkıyor karşımıza. Bizim öyle bir inancımız var ki tüm meselelerin karşılığı onda, tüm sorunların çözümü onda, yegâne kurtuluş yolu, reçetesi ve pusulası onda. O halde nasıl olur da oturur, nasıl olur da sıradan bir hayat yaşayabiliriz? Bu heyecan eteklerimizi tutuşturmalı, içimizi kaynatmalı.

İnsan olmak, dava sahibi olmayı gerektirir. Çünkü insan duygu ve düşüncelere sahip bir canlıdır. Bu da doğal olarak sahip olduğu düşüncelere, inanca sahip çıkmayı da beraberinde getirir. Yoksa yalnızca biyolojik bir canlı olarak kalır. Yeme, içme, uyuma, üreme vs yolda gördüğümüz kedi köpeklerin, evimizdeki böceklerin de yaptıkları gibi. Onlardan bir farkı olmalı insanın değil mi? Allah’ın en güzel şekilde yarattığı ve yeryüzünde ne varsa kendisi için kıldığı insan da kendisini Allah için kılmalı.

Basit veya küçük de olsa bir davaya sahip olmak hiç olmamaktan iyidir. Eğer kişi gerçekten hakikatin peşindeyse zaten bu arayış onu İslam’a getirecektir. Gelmese bile en azından safı ve kimliği olacaktır. Bu da mertçe bir duruştur. Bunu beceremedikleri için münafıklar, kâfirlerden daha kötü bir halde olacak cehennemde.

Biz sonradan icat edilmiş bir davanın müntesipleri değiliz. Hz. Âdem’den son insana kadar sürecek bir mücadelenin evlatlarıyız. Hiç düşündünüz mü, neden her namazda İbrahim aleyhisselama selam gönderir, Peygamberimiz aleyhisselam ve takipçilerinin de İbrahim aleyhisselam ve takipçileri gibi olmalarını dileriz? Çünkü İbrahim aleyhisselam insanlıkla yaşıt olan bu dinin en zirve isimlerinden biridir. İçindeki imanı ateş bile söndürememiştir. Evlat gibi bir imtihanı dahi başarıyla geçebilmiştir. Sabır, infak, ihlas ve yakarış adamıdır O. Bu davanın ihtiyacı olan tüm unsurlar onun hayatında gözler önüne serilmiştir.

Sadece O’nda değil diğer peygamberler üzerinden de gösterilmiştir bu örneklikler. Ulu’l azm peygamberler vesilesiyle bütün insanlık genelinde ilk beşe nasıl girilir gösterilmiştir. Ve zincirin son halkası Hz. Muhammed aleyhisselam âleme büyük bir ders vermiş ve muazzam bir örneklik göstermiştir.

Tüm bu örneklikler “biz peşlerinden gidelim, bu davayı sürdürelim” diyedir. Yoksa hâşâ Allah Teâlâ bize okuyup, dinleyip geçelim diye anlatmamıştır bu kıssaları. Omuzlarımızdaki yük dağların bile kaldıramayacağı bir yüktür. Dağları paramparça edecek kadar ağır bir davanın neferleriyiz.

Eğer sahip olduğumuz dini, dava edinememişsek batıl davaları benimsemekten kurtulamayız. Çünkü tabiat boşluk kabul etmez. Hakkın doldurmadığı bir boşluğu batıl işgal edecektir. Sonra adam hem Müslüman’ım der hem de insanları başka başka davalara çağırır. Bunun adının ne olduğu önemli değildir. Komünizm, kapitalizm, ırkçılık, laiklik vs hep aynı kapıya çıkar. Ne de olsa küfür tek millettir.

Bir insan neden dinini davası kılamaz? Bunun nefsin peşine takılma, rehavet gibi farklı nedenleri olsa da aslında temelde sorun cehalette yatar. Kur’an ve sünnet bilgisinden yoksun, peygamberlerin, sahabenin, selefin mücadelesinden habersiz yetişen bir insan elbette çözümü batıl anlayışlarda ve önderlerde bulacaktır. Böylece çürük ve kof önderleri ilahlaştırma eğilimi başlayacaktır.

Oysa biz öyle bir peygamberin izinden gitmekteyiz ki dini uğruna görmediği cefa kalmasa da, kendisine teklif edilen makam, kadın, para vs ne olursa olsun reddedip “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz yine de davamdan dönmem” demiştir. O, insanları inandığı hakikatlere çağırmaktan bir an olsun vazgeçmemişken bizlerdeki bu gevşeklik nedir? Dava çizgisinden ne kadar da uzaklaştık. Herkesin kaygısı dünya olmaya başladı. Gençlik iş ve eş potasında erir oldu. Can vermek nerede, mal vermek bile gündemden düştü. Şimdi yeniden -elhamdülillah- dünyanın dört bir yanında ümmet uyanıyor, kıyam ediyor, şehadete koşuyor. Dünyayı değil cenneti arzuluyor. Zilletle yaşamak yerine izzetli bir şehadet tercih ediliyor.

Bu dava tek dünyalı bir dava değil. Tek dünyalı insanlara da ihtiyacı yok. Ama bu davanın fedakâr, vefakâr Genç Adamlara ihtiyacı olduğu açıktır. Çünkü dünyada hiçbir dava yoktur ki salih gençlerin omuzlarında yükselmesin. Bu dava;

Musab gibi dünyayı elinin tersiyle itecek delikanlı adamların davası, ilim şehrinin kapısı olacak genç mücahit Ali’lerin davası, yirmisine varmadan koskoca sahabelerin önüne geçip komutanlık yapabilecek Usame’lerin davası, evini mescide, medreseye, karargâha çevirecek 19’undaki Erkamlar’ın davasıdır!

Müslüman Genç! Zaman elini taşın altına koyma zamanıdır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2013

Sayı: 3

Genç Adam Arşiv