Çift Yönlü Sınır ve Kurtuluşum
Mayıs 2018 Atilla DEĞİRMENCİ A- A+
A- A+

Çift Yönlü Sınır ve Kurtuluşum

İşi vaktinde yapmak diye bir anlayış varmış eskiden. Ne yapılacaksa gerekli olduğu ve istenildiği zamanda yapma anlayışı. İnsanı yormamak, hayatı es geçmemek, kabiliyetleri yok etmemek ve zamanı ziyan etmemek adına işler zamanında yapılırmış. Bununla başarıya ulaşmışlar ve insana insanlığını hatırlatan medeniyetler kurmuşlar.

İsmini bir türlü belirleyemediğimiz bir çağda yaşarken geçmişle bağımızı sadece nostaljilere hapsetmişiz. Kopardığımız bağlar anlayışımızı da değiştirmiş. Ve artık “ânı sınırsız yaşa!” teraneleriyle hareket eder olmuşuz. Eceli olan bir dünyada sınırsızlık/sonsuzluk girdabına kapılmışız. Sınırsızlık beklentisi mantığımızı öylesine işgal etmiş ki bize sınır koymaya çalışan her ne varsa hepsine isyan bayrağı açmışız.

Sahiden bu dünyada sınırsız bir hayat ne kadar mümkün olabilir ki? Üstelik bir kişinin değil bütün insanların sınırsızlık ihtiyacı nasıl karşılanabilir? Maalesef yine kandırıldık/kandırılıyoruz. Yine birilerinin kurguladığı hayallerin yaşanabilmesi için milyonlarca insanın hayatı heba ediliyor. Yakın bir gelecekte hayatı heba edilenlerden olmamak için içimize dönüp gönül dünyamızı kontrol etmemiz gerekiyor.

İçime dönüyorum… Her şey sınırlı. İmkânlarım, potansiyelim, düşüncem, hayatım, sevdiklerim, nefret ettiklerim, konuştuklarım, sevaplarım, günahlarım… Bir şey hariç. Nefsimin istekleri. O da zaten çatışma alanım. Hakkaniyetim mi galip gelecek yoksa dünyalık hırslarım mı?  Acaba bu çatışmadan galip gelebilir miyim ki? Galibiyet için neye ihtiyacım var? Bence bir sınıra.

Bana sınır koyacak bir şey arıyorum, şimdi. Beni kuşatacak, insan olduğum gerçeğinden beni uzaklaştırmayacak, kabiliyetlerimin ortaya çıkmasına yardımcı olacak, atalete sürüklemeksizin bana duruş kazandıracak, etrafımdakileri görmezden gelmemi engelleyecek tarzda sınırları olan bir sistem/bir hayat tarzı bulmalıyım. Ve çıkmalıyım başkalarının oyun perdesinde figüran olmaktan. Kurtulmalıyım onların iğrenç yaşantılarından ve kokuşmuşluklarından.

Ve kurtuluş yolumu buldum. Bir hayat tarzı ki yaratıcımdan gelen ve O’nun kutlu elçileri ile uygulama örnekleri olan bir hayat tarzı. Hem sınırları var hem de beni sürekli kontrol altında tutuyor. Bir yandan insanlığımın kıymetini bilip nimetlerin farkına varabilmem için geniş mi geniş helal alanı belirlemiş diğer yandan varoluşumdan utanmamı engelleyerek her daim onurlu bir duruş sahibi olabilmem için haram alanı belirlemiş.

Sınırlar kategorik düzeye getirilip prensipler manzumesi olarak sıralanmamış. İçime haşyet bilinci yerleştirerek ‘nankörlük etme, haddi aşma!’ denilmiş. Konulan sınırların bana neler sağlayacağı sade bir dil kullanılarak “rıza makamı”nı elde etme ile açıklanmış. Aklımı kullanmam için de nice örnekler verilmiş. Evet, tam da bunu arıyordum.

Allah Teâlâ’nın emri, peygamber aleyhisselamın uygulamasıyla netleşen bu sınırlar bana hayatın mantığını kavratıyor. Daha prensipli ve daha duyarlı yaklaşıyorum artık hayata. Sadece sınır getirmekle kalmıyor gösterişsiz ama ciddi bir eğitime giriyorum. İçim de eğitiliyor dışım da. Beni yola revan olacak kıvama getiriyor, böylece.

Seçtiğim bu hayat tarzı sınırlarını helal ve haram kavramlarıyla dile getirmiş. Helallerin genişliğini ‘nimetlerin farkına varıp şükretmem içindir.’ diye anlamaya çalışıyorum. Haramlar ise yaratılmış olduğumu ve bu hayatın geçiciliğini hatırlatıyor bana. Ve bir şey daha dikkatimi çekiyor. İster helaller olsun ister haramlar çift yönlüymüş meğer. Örneğin yapılması yasaklanmış olanların yapılması ile yapılması emredilenlerin yapılmaması da harammış. Bu anlayış yaratıcımın önünde bir kez daha secdeye kapandırıyor beni. İnsanlığımı korumam için bana çift yönlü sınır koyduğu için.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2018

Sayı: 21

Genç Adam Arşiv