Şubat 2014 Mustafa Sefa ÇAKIR A- A+
A- A+

Bir Özge Şehadet

Şehadet, tarih boyunca İslam’ı diri tutan en önemli değerlerimizden biridir. Hassaten İslam/Tevhid dininin son zinciri Hz. Muhammed aleyhisselamın risaletiyle daha da bir görkemli hale geldi. Şehidler asırlar boyu din-i mübîni yürekten yüreğe, kıtadan kıtaya taşıdı. Kanlarıyla ve canlarıyla bu fidanı büyüttüler.

Şehid, şahit olandır. Bütün varlığıyla şahit… İslam’ın bir hayat sistemi olduğunu hayatıyla ortaya koyandır. İnsan, yaşamadığı bir dinin şahidi de olamaz, şehidi de. Bırakın yaşamamayı, kıyıda köşede kalmış bir dinin şehidliği de kişiye nasip olmayacaktır. Şehidlerin hayatını incelediğimizde görürüz ki hepsi yaşadığı zamanı ve zemini bir güneş misali aydınlatmıştır.

Bazı yıldızlar vardır, belki yüzlerce yıl önce sönmüş ama hala bize ışığı ulaşmaktadır. İşte şehidler de örnek hayatlarıyla tıpkı bu yıldızlar gibi, hayat sahasından çekilseler de bizim farkına varamadığımız bir hayat alanında yaşamakta ve aydınlıklarını ulaştırmaktadırlar.

İşte tam da bu noktada Hazreti Peygamber’in aleyhisselam bir hadisi yolumuzda büyük bir işaret olarak durmaktadır. Bu hadisin altını önemle çizelim ve aklımızdan çıkarmayalım;

Sehl İbni Huneyf radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resulullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ’dan samimiyetle şehidlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile Allah onu şehidlik mertebesine ulaştırır.” (Müslim, İmâre 157; Nesai, Cihad 36; İbni Mace, Cihad 15)

Demek ki şehadeti gündemine almış, rüyalarına katmış, hayali/hedefi yapmış, ona dualarında yer ayırmış bir kimse yatağında ölse bile şehiddir. Fakat hadiste ‘samimiyetle’ diye çevirdiğimiz bir ifade dikkat çekiyor; ‘sadıkan’. Yani ‘sadakatle’… Laf olsun diye bir arzuyla değil, şehadetin edebiyatını yaparak değil; sadakatle. Bu arzusuna sadık bir şekilde yaşayarak... Kayarak, yalpalayarak, onu arzulamıyor gibi davranarak değil, sadakatle…

Sadakatle şehadete kenetlenmiş biri zaten kaç saatini yatağında geçirir ki? Yatarak okul bile kazanılmıyorken şehadet mi kazanılacak? Nebilerle haşrolacak bir adama nebilerin izinden gitmemiş bir hayat mı yakışacak? Ahzab Suresi, 23. ayet başka birilerini işaret etmiyor ki; 

“Mü’minlerden öyle erler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehid olmuştur). Bir kısmı da (şehid olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”

Sen sözüne sadık kal da, istersen cephede ölme. Şehadeti alnının çatına vurduktan sonra cephede ölmesen de cepheden bigâne kalamazsın ki. Bugün ümmetin bir kısım yiğitleri Suriye’de, Filistin’de ve daha birçok yerde çatışarak bu davaya hizmet ederken diğer bir kısmı da oralar için çalışarak hizmet ediyor. Dava aynı, dert aynı, arzu aynı. Yalnızca yöntem farklı, sorumluluk alanları farklı.

Sen şehadete sevdalandıktan sonra başını yastığa koyduğunda gözlerinin önüne gelecek olan sevgili ondan başkası değildir ki. Kaygıların eş, iş, aş kaygısı olmayı çoktan aşmıştır. Artık dünya seni kovalar ama bakan kim? Haram denizi uzakta kalmış, kıyıları dahi yaklaşılmayan olmuştur. Bahaneler ve ertelemeler seni ortaya koyman gereken çabadan koparamaz hale gelmiştir.

Şehid olarak ölmek, şehid gibi yaşadıktan sonradır. Aslında sonra değil, beraberdir. Şehid gibi yaşarken ölümü tatmak, ardından başkalarının şuuruna varamayacağı bir şekilde hayata devam etmektir. Hayy olanın yolunda öldükten sonra sana ölü denmez ki. Yolunda ölmek… Yolunda olduktan sonra ölüm şeklin yatakta da olsa, kurşunla da olsa, kanserle de olsa, Apaçi helikopterinin füzesiyle de olsa aynıdır.

Sen Halid ol da bırak ölüm seni kılıç yaralarınla yatakta bulsun, ziyanı yok. Cephede riyayla ölüp mundar gitmektense evinde şerefle öl.

Sen Ebubekir ol da bırak ölüm sana at üstünde gelmesin varsın. Öyle bir örneklik bırak ki senden sonra binlerce yıl insanlar senin gibi olmayı arzulasın.

Sen İmam-ı Azam gibi zalimlere boyun eğmeden öl de gerekirse Müslümanların(!) kırbaçları altında can ver.

Özellikle içerisinde bulunduğumuz dönem, canını veren şehidler bir tarafa etrafındaki ölülere can veren şehidlere gereksinim duyuyor. Bir kıtal esnasında düşmanı öldüren mücahitler de lazım elbette ama şimdi sosyal hayattaki ölüleri dirilten mücahitlere de ihtiyaç var. Kurşun sıkıldığı kadar kelime sıkılmıyorsa bir yerler eksik demektir. Cihadın, şehadetin amacı zaten insanlara İslam’ı ulaştırmaktır. O halde şimdi davet cihadı zamanıdır.

Sen davetinle Mus’ab ol, senin Uhud’un burası. Ahlakınla, fedakârlığınla Hanzala ol, biz görmesek bile öldüğünde melekler seni de yıkar belki, kim bilir?

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2014

Sayı: 4

Genç Adam Arşiv