Şubat 2014 Sümeyye ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Allah Rızası İçin Biraz Şakül

‘Şakül ‘diyor Araplar, duvar ustalarının kullandığı ölçüye. Ucuna küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yerçekiminin doğrultusunu belirtmek için kullanılan, yukarıdan sarkıtılarak cetvelle çizilmiş gibi duvarlar örülmesini sağlayan araç. Şakül eğri olduğunda duvar da düzgün olmuyor, yıkılıp baştan yapılması gerekiyor. İşte tam da bu nedenle ceddimiz kızlarını verecekleri delikanlının araştırmasını yaparken ‘şakülü düzgün mü?’ diye sorarlarmış. Öyle ya her bir kimse şakülüne göre amel eder. Düzgün insandan intizamlı iş çıkar, eğri olanda omurga dik duramaz. İnsan da malum duvar gibi iradesiz, cansız bir varlık değil ki tekrar yapılsın.

‘İnsanlar madenler gibidir’ buyuruyor Efendimiz. Şakülü düzgün olan zaten İslam’la şerefleniyor, İslam güneşi gözlerini kamaştırıyor ki bu değerli maden kendisini İslam’a teslim etmekten alıkoyamıyor. Tıpkı Hz. Sümeyye gibi…

Sümeyye Binti Hubbat ismi, klasik batı filozofları hür kadının bile insan olup olmadığını tartışırken, ölümüyle dahi değerli olan, şirkin himayesi altına girmeyen özgür ruhuyla efendisi Huzeyfe’yi aciz bırakan İslam’ın ilk şehidesi. Aradığınız tüm özelliklere sahip Yemen yapımı eski bir hançer için nasıl hayranlıkla ‘bu iyi bir silahtır’ dersiniz, işte aynen onun gibi ‘iyi bir kadın’ cümlesinin içini dolduran kişi. Rasulullah aleyhisselamın ‘merhaba ey güzel ve güzelleştirilmiş insan’ sözüne muhatap olan Ammar Bin Yasir’in annesi. Değil kötülük etmek, kötülük düşünmeyi bile bilmeyen Yemenli Yasir’in zevcesi. Peygamber Efendimizin ‘Ammar her ne zaman iki iş arasında muhayyer kalsa hep doğru olanı seçmiştir’ sözünü söyleyebileceği kadar ayakları yere sağlam basan, iç disipline sahip, iyi düşünüp doğru karar verebilen bir evladı yetiştirebilecek kapasiteye sahip bir eğitimci.

Kendi ürettikleri ilahlara tapmaktaki ironiyi -modern kadının eğitimli beyniyle fark edemediğini- 1400 sene önce eğitimden geçmemiş! bilinciyle idrak eden Sümeyye. ‘Eşyayı senin için, seni kendim için yarattım, kendim için yarattığımı kendisi için yarattığım yoldan çıkarmasın’ Kudsi Hadisi’ni bilmeden hayatında uygulayan Sümeyye. Gerçekte hiçbir zaman sahip olmadığı eski dünyasından vazgeçen, alışkanlıklarından, düzeninden feragat eden ve ailesi içinde yepyeni bir dünyayı seçen Sümeyye. İyilikle, merhametle ‘daha insan bir insan’ olan kadının aslında ne kadar çok şey başarabileceğinin ispatı Sümeyye. ‘Tüm canlılar hazzın peşinde koşar, acıdan kaçar’ diyen filozoflara hayatıyla reddiye yazan Sümeyye. Aklı gözünde olanlar için yenik pehlivan, aklı başında olanlar için hala yaşayan Sümeyye. ‘Varını veren kınanmaz’ inandığı değerler için canını veren Sümeyye.

Ey! ‘Sen azgın bir topluluk tarafından öldürüleceksin’ diyerek şehadet müjdesi verilen AMMAR;

Annenden alman gereken şeyi aldığı için mi baba evinden sonra girdiğin ikinci ev Erkam’ın Evi’ydi? Annen ‘çocuğu istediği şekle girmeyince’ yürek delen bakışıyla şiddet uygulayan modern bir anne olmadığı için mi ona sormadan Müslüman olabildi? Özgür ama muhafazası altında olduğu birçok şeyin kölesi olan muhafazakâr bir ailede, sahici kanatları olmayan evcil bir kartal gibi yetiştirilmediğin için mi hür iraden benliğini Efendimizin avuçlarına koyabildi?

Köle bir ailede, tek odanın içinde, putlarla birlikte büyüdüğü halde “Kim Ammar’a düşmanlık ederse, Allah’a düşmanlık eder…” hadisinin öznesi olacak kadar karakterli, özgüven sahibi, kaliteli bir Müslüman olan Ammar. Kalbi iman ile dolu olduğu halde öldürülmemek için Lat ve Uzza’yı öven cümleler söylemek zorunda kalan ve serbest bırakıldıktan sonra gözyaşlarıyla gömleği sırılsıklam olan Ammar. Önce içindeki sonra evindeki putları kıran Ammar; özgür bir ailede, 4+1 evlerde, ezan sesleriyle büyüyen dili ‘La ilahe illallah’ dediği halde kalbi para ve güç sevgisiyle -korkusuyla- dolu olarak akşamlayan ve ağlayamamaktan gömleği kupkuru kalan biz modern zaman Müslümanlarına öğretir misin cepteki putlar nasıl kırılır?

Ey! ‘Sabredin yeriniz cennettir’ müjdesine nail olan Yasir ailesi;

 Anlatır mısınız bize? Dört dörtlük evlerimiz, kuş sütlü sofralarımız, düşmanlarımıza parmak ısırtacak düğünlerimiz olmadan nasıl aile olunur? Evlatlarımızı uçan kuştan, esen yelden sakınmadan, geleceğini garanti altına almadan, kendi ayakları üstünde dursun diye kendi kişiliklerimizi savurmadan, ‘Ben dünyaya kanamadım çocuğum iyice kansın’ diye gece gündüz çalışmadan nasıl ebeveyn olunur?

Bu devrin Ebu Cehilleri farklı diyarlarda adı sadece istatistiklerde geçen nice Sümeyyeleri, Yasirleri katlediyor. Düşman hala aynı güçte ve kini taptaze. Bizim sayımız sizden fazla ama ya imanımız? Söyler misiniz çelikten bir imana nasıl sahip olunur?

Ey! Narin, nazenin bedeni en kaba işkencelere maruz kalan Sümeyye;

‘Aşk ateşi fanus gibi incecik, şeffaf gönüllere konarmış, bu ateş yakarak yandığı için girdiği kalpleri de elmas misali yontup parlatırmış.’ Ne olur yüzyıllar öncesinden gelsin kalplerimize aydınlığınız, diriliğiniz, yaşamaktan usanmış ama ölümden de korkan ruhlarımıza hayat versin. Sabır denizinde yüzmeyi öğretsin bize aşkınız ki sizin imandan aldığınız tadı hiç olmazsa anlayalım.

Artık hakikatin lafazanı değil yaşayanı olalım, devlet kurmadan önce hele bir aile olalım… Bir yapıda ki tuğlalar gibi olan bu ümmetin fertlerine şakül olacak, hep adaletin tarafında bulunacak, Peygamberimizin iltifatına mazhar olacak evlatlara anne –baba olalım.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2014

Sayı: 4

Genç Adam Arşiv