CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman- Safları Sıklaştıralım

CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman- Safları Sıklaştıralım

İslam, ferdin ve devletin dinidir. Ferdin ve devletin Müslüman olduğu yerde yaşanan İslâmiyet tam ve kâmil manada bir İslâmiyet’tir. Peygamberimiz, İslâm’ı bu şekilde yaşadı. Ondan sonra gelen Raşit Halifeler zamanında da aynı yol takip edildi. Emevîler, Abbâsîler ve Osmanlılar zamanında bu iş biraz sulandırıldı ama yine de yürürlükte olan İslâm şeriatıydı. Hilafetin kaldırılıp yerine Cumhuriyetin ikame edilmesiyle dünyadaki Müslümanlar başsız kaldı. Çünkü İslâm ümmetine nispetle halife, vücuda nispetle baş gibidir. Şu anda başsız kalan ümmetin vücudunun nasıl çırpındığını hep birlikte üzülerek müşahede ediyoruz.

Başı koparılan İslâm ümmeti dağılmaya ve debelenmeye başladı. Şirazesi kopmuş bir kitabın yapraklarının dağılması gibi dağıldı İslâm ümmeti. İşte bu dağınıklığı görüp içi yanan, yüreği burkulan bazı önderler bu duruma çare bulmak için uğraştılar. İslâm dünyasının değişik yerlerinde birbirlerinden habersiz ama iyi niyetle orta yere çıkan insanlar oldu. Mısır’da Hasan el-Bennâ, Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî gibi önderler, Müslümanların önüne düşüp onlara yol ve yön gösterdiler. Daha sonra mahalli medreseler, tarikatlar ve cemaatler, bu kutlu yürüyüşe bulundukları yerlerden katıldılar. Âlimler, talebeleri okuttular; mürşidler, müridleri yetiştirdiler; Edipler ve şairler, kitaplar ve gazeteler çıkardılar. Derken, enkazın altında güller ve fidanlar yetişmeye başladı. Ama şunu iyi bilelim ve hakkını teslim edelim ki, Hilafetin kaldırılışından sonra İslâm dünyasında kurulan ilk teşkilat İhvânu’l Müslimin teşkilatıdır. Yani ilk defa bu ızdırabı hisseden ve bir cemaat kurma ihtiyacı duyan insan rahmetli Hasan el-Bennâ’dır. Bildiğiniz gibi zalimler, onu genç yaşta şehid ettiler. Onun kanı, hem şehid edildiği Mısır’ı hem de bütün İslâm dünyasını ihyâ etti, diriltti ve cana getirdi. Cana gelen ümmet, bir gün ayağa kalkacak inşallah.

İslâm Devletinin bulunmadığı yerde iş cemaatlere düşer. Fakat devletin kaldırdığı yükü bir cemaat kaldıramaz. Devletin icra ettiği bir fonksiyonu bir cemaat icra edemez. Bu sebepten dolayı, tabiî olarak bir hayli cemaat zuhur etti. Bu cemaatlerin çıkması, zuhur etmesi ve işin bir tarafından tutması gerekiyordu. Nitekim de öyle oldu. İslâm dünyasının hemen her tarafındaki şuurlu müminler cemaatleşerek İslâm seline katılmaya başladılar. Cemaatler çoğaldıkça sel arttı; hizmetler daha bir güzel icra edilmeye başlandı. Her cemaat boş bulunan bir sahayı doldurdu. Allah, hepsinden razı olsun.

Şu anda İslâm dünyasında halen daha doldurulması gereken bir hayli boş sahalar vardır. Yeni cemaatlerle bu sahaları doldurmak Müslümanların vazifesidir. Bu cemaatleri bir ayrılık sebebi görmemek gerekir. Bunlar, İslâm cephesinde görev almış askerlerin her birinin ayrı sınıflarda ve saflarda cihad etmesi demektir. Hepsi aynı hedefe ve fakat değişik silahlarla ve değişik metotlarla saldırıp İslâm ümmetini müdafaa etmektedirler. Bu cemaatlerin hepsinin hedefi birdir. Metotları ve silahları ayrı ayrı olabilir. Hepsi birbirinin kardeşidir. Bu kardeşlik hiçbir zaman göz ardı edilemez. Aynı safta, aynı hedefe, aynı gaye uğruna ok atan insanların saflarının sıklaştırılması gerekir. Sıklaştıralım safları lütfen.

Müslümanlar, yayıldıkları coğrafyalarda iyiliği yayma konusunda birbirleri ile güzel bir şekilde yarışmaktadırlar. Zaten Rabbimiz de bize böyle emretmektedir. Düşmanlık ve günahta yarışı Rabbimiz yasaklamaktadır. Cemaatlerin yaptığı, bir fazilet yarışıdır. Aklı başında olan bir mümin bu yarışa karşı çıkmamalıdır. Bize düşen, bu cemaatlerden birisinde yerimizi alarak, diğer cemaat fertlerini kardeş bilerek, kardeşlik duygusu içerisinde onları bağrımıza basarak, ihlas ve samimiyetle Allah’ın dinine hizmet etmektir. Bu yolda; samimi olanlar, muttakî olanlar, hasbî ve fedâkâr olanlar kazanacaktır. Bütün yıldızların ışıklarını güneşten aldığı ve birbirleriyle çarpışmadan onun yörüngesine döndükleri gibi biz de nurumuzu ve heyecanımızı İslâm’dan alıp onun yörüngesinde hizmet etmeye ve bütün dünyayı aydınlatmaya devam edeceğiz.

Aramızda fitne ve fesat çıkarmak isteyenlere kulak asmayalım; dinlemeyelim onları. Vahdetimizi, birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermeyelim. Düşmanın oyununa gelmeyelim, onları sevindirmeyelim. Sevelim müminleri, bağrımıza basalım bütün din kardeşlerimizi. Haydi, vakit kaybetmeden safları sıklaştıralım.

Bu konuyla ilgili âyet ve hadislere hep birlikte kulak verelim. “Muhakkak ki Allah, kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”[1] “Ve topluca (Cemaat halinde) Allah’ın ipine (Kur’ân-ı Kerime) sımsıkı sarılın; ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalplerinizi birleştirdi. Onun nimetiyle kardeşler haline geldiniz.”[2] “İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlık hususunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.”[3] “Biz (im uğrumuzda) cihad edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah, iyilik edenlerle beraberdir.”[4] “Dikkat edin, bir erkek bir kadınla tek başına kalmasın; üçüncüleri şeytandır. İslâm cemaatinden ayrılmayın, ayrılıklardan sakının, çünkü şeytan cemaate katılmayıp tek kalanlarla beraberdir; cemaatten olan iki kişiden uzaktır. Kim, cennetin en güzel yerinden köşk sahibi olmak isterse, İslâm cemaatinden ayrılmasın. Kimi yaptığı iyilikler sevindiriyor ve kötülükler de üzüyorsa işte o kimse mümindir.”[5] “Allah’ın yardımı cemaatle beraberdir. Her kim, cemaatten ayrılırsa cehenneme ayrılmış olur”[6]

Bu konuda son olarak okuyucularımıza bir kitap tavsiye ediyor ve muhakkak okumalarını istiyorum. Seksen beş sahifeden ibaret olan bu kitabı herkes bir solukta okumalıdır. Bu kitabın adı şudur: İslâmî Harekette Eylem Birliği. Kitabın yazarı, Muhammed el-Beyânûnî’dir. Tercüme eden de Hayati Yılmaz’dır. Bu kitap, İstanbul’daki Seha Neşriyat tarafından neşredilmiştir.


[1] Saff sûresi, 61/4.

[2] Âl-i İmrân sûresi, 3/108.

[3] Mâide sûresi, 5/2.

[4] Ankebût sûresi, 29/44.

[5] Tirmizî, Fiten, 7. (2165)

[6] Tirmizî, Fiten, 7. (2167)

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.